8 Ağustos Cumartesi akşamı saat 21.00’de Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı'nda İl Başkanımız Dr. Nevzat Şipleme'nin "Biz Ne Yapıyoruz?" başlıklı genel sohbetine herkesi bekliyoruz...
NE YAPMALI?
-"Hoşgeldin Salih!.."
-"Hoşbulduk efendim!.."
-"Ben de şimdi haberleri dinliyordum... Seninki öyle bir rahatlığa erdi ki, artık ideologluğa da başladı; feci!.. İletişim, biletişimde ilerlersek, şunu şöyle, bunu böyle yaparsak, çağdaş teknolojiyi çatarsak, çok çalışırsak, edersek, gidersek, gelirsek filân... Karşısında da cübbeli bir yığın yalak!.."
-"Efendim, bunlarda ilim adamı haysiyeti diye bir şey yok!"
- "Kendilerine onbaşı gibi nasihat ediyor... Köy bilmişi kafasıyla, iktisadî durumu kurtarıcı nükteler!.. Çok çalışırsak, edersek; bunlar ne sefil lâflardır!.. Bugün üç milyon işsizi olan bir ülkede, bu adamlar bedava da çalışacak olsalar, yapabilecekleri iş yok!.."
-"Talep hacmi yok..."
-"Tabiî! Tembellik, çalışkanlık meselesi değil ki bu... İstihdam seviyesi düşük; iş hacmi... Doğrudan doğruya sistem meselesi. Bana neyi hatırlattı biliyor musun? İslâm'da Devlet, İslâm'da İktisat diye kitap çırpıştıranları... İslâmî bir anayasa yapabilmenin en iptidaî şartlarına malik değilken,"Anayasa Kur'ân" diye keskinlik yapanları... Anayasa, Kur'ân değil, Kur'ân'dan; bu mânâda Kur'ân olur, anlaşılsa... Yahut fikirsiz ve güdümsüz "Hareketçi" gençlerin sloganları gibi: "Fabrikalar işçinin!"... Niçin?.. Yok. Hangi sistemle?.. Yok. Ya ne var?.. O anda aklına geleni söyleyivermek... Şimdi
düşün: Saatin veya herhangi bir makinenin yayını çıkarsan, çarkını kırsan, yakıtını vermesen çalışır mı?.. Unsurları birbirlerine nisbet içinde ele almak lâzım..."
-"Faiz bahsinde de aynı şey değil mi efendim?"
-"Siyasî, iktisadî, malî ve tabiî ki ahlâkî şartlar topyekûn değişmeden, bunun "sistem" hâlinde teklifi olmadan, bu sisteme göre iktisadî, malî, teknik şartlar sistemleştirilmeden, programlaştırılmadan, "faizi kaldıralım!" demekle faiz kalkar mı?.. İşler sana kalsa, faizsiz bir gün bile
idare edemezsin de, ikinci gün kendin getirirsin!.. Bunun siyasî parti şeklini de gördük... Fikir, efendim, fikir; önce kafada hal!.."
-"Üstadım, geçen sefer NE YAPMALI bahsinin üzerinde duracağız demiştiniz..."
-"Hep onun üstündeyim zaten!.. Çok sevdiğim, sık kullandığım ve mutlaka üstün yaratılışların çilesi diye ele aldığım hassa; nefs muhasebesi... İnsanın iç ve dış âlemleri arasındaki nisbetler tablosunu çizmek ve şahsiyetini bulmak borcuna
dayanan bu ulvi hassaya muhtacız!.. Her kıymet, "neyim ve ne yapmalıyım?" diye, insanın her ân
kendini didiklemesinden çıkar..."
~Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl'la Başbaşa syf 168
(Görsel yapay zekayla oluşturulmuştur.)
Nargross Marketler Zinciri sahibi Hasan Hüseyin Uçar’ın Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı'nda gerçekleştirdiği " Yaşam Boyu Boykot ve Boykot Marketlerin Önemi" başlıklı sohbeti YouTube kanalımızda yayımlandı.
https://t.co/aXHuGV52Cz
Boykot Marketi uygulamasında öncü isim olan Nar Gross Marketleri Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hüseyin Uçar 1 Ağustos 2026 Cumartesi günü saat 21.00’de "Yaşam Boyu Boykot ve Boykot Marketlerin Önemi" başlıklı sohbeti ile Büyük Doğu Akıncıları Konya İl Başkanlığı'nda.
Herkesi bekliyoruz..
Boykot Marketi uygulamasında öncü isim olan Nar Gross Marketleri Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hüseyin Uçar "Yaşam Boyu Boykot ve Boykot Marketlerin Önemi" başlıklı sohbetini gerçekleştirmiştir.
Program sonunda Hasan Hüseyin Uçar'a İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu'nun "Üçışık" isimli eseri hediye edildi.
Başta Nar Gross Marketleri Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hüseyin Uçar'a ve katılım sağlayan tüm gönüldaşlarımıza teşekkür ediyoruz....
Boykot Marketi uygulamasında öncü isim olan Nar Gross Marketleri Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hüseyin Uçar'ın "Yaşam Boyu Boykot ve Boykot Marketlerin Önemi" başlıklı sohbeti başlamıştır.
Bir zulüm haberi duyuyoruz…
Öfkeleniyor, bazı ürünleri almamaya karar veriyoruz.
Fakat gündem değişiyor…
Ve çoğu zaman eski alışkanlıklarımıza geri dönüyoruz.
Oysa her alışveriş, yalnızca bir ihtiyacın karşılanması değildir.
Harcadığımız her para; bir markayı, o markanın arkasındaki ideolojiyi ve savunduğu değerleri destekler.
İnancına, ahlâkına ve ailene kasteden markaları, alın terinle kazandığın parayla destekleyip…
Sonra da “Gençlik bozuluyor, aile dağılıyor.” diye şikâyet etmekle bu mesele çözülemez.
Güvenilir alternatiflere yönelmek…
Kendi üreticimizi desteklemek…
Ve boykot marketleri güçlendirmek…
Ekonomik bağımsızlık yolunda atılacak önemli adımlardır.
Konya’da bu işin öncülerinden, Nargross Marketler Zinciri sahibi Hasan Hüseyin Uçar’ın tecrübelerini dinliyoruz.
“Yaşam Tarzı Olarak Ömür Boyu Boykot ve Boykot Marketlerin Önemi”
1 Ağustos Cumartesi günü, saat 21.00’de…
Konya Büyük Doğu Akıncıları Derneği’nde buluşuyoruz.
Boykot Marketi uygulamasında öncü isim olan Nar Gross Marketleri Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hüseyin Uçar 1 Ağustos 2026 Cumartesi günü saat 21.00’de "Yaşam Boyu Boykot ve Boykot Marketlerin Önemi" başlıklı sohbeti ile Büyük Doğu Akıncıları Konya İl Başkanlığı'nda.
Herkesi bekliyoruz..
"1980 kaydıyla söylüyorum... Türkiye'yi 148, hele 79, hele 64 ve hele hele 27 yıl öncesinden
başlayarak ve bütün yapılanları yıkarak mânâda ve maddede yeniden inşâ etmek gerek!"
Geriye doğru bozulma ve çürüme devirlerimizi tesbit ve tahkikte başlangıç noktası mutlaka Tanzimat iken, arada Abdülhamid Han ile kazanılan siyasî, idarî ve iktisadi müdafaa dehâsı ve
bu dehâ sayesinde 33 yıl vatanın ayakta kalabilmiş olması, belirtildiği üzere, kötülükler çığırını Meşrutiyet'ten başlatıyor, Cumhuriyet'te azdırıyor ve 1960 gece baskınından sonra zirveye çıkarıyor... Bütün bunları kendisinden öğrendiğimiz Üstad, harikulâde sentezine devam ediyor:
"Abdülhamid devrini tek cümleyle çerçeveleyecek olursak, şöyle söyleyebiliriz: Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han, sahte demokrasi, yalancı hürriyet ve satıh üstü Batı taklitçiliği oyununu ilk defa sezmiş, durdurmuş ve memlekette yerli dehâ ve marifete bağlı fabrika, mektep, teşkilât, siyaset ölçüsü, iktisadî nizâm, herşeyi orijinal olarak kurmuştur..." Nazarımda, pek hususi bir mânâsı saklı o Abdülhamid Han Hazretleridir ki, Duyun-u Umumiye borcunu kesesinden ödemiş, "kaime-kâğıt para'yı kaldırmış, tek kuruş borçlanmamış, bütün Anadolu'da sanayi mektepleri açmış, Tıbbiye,Mülkiye, Mühendishane, vesaireyi kuran, böylece
Tanzimat'tan sonraki şaşkın ve budala gidişi frenleyen odur... İpekli Hereke Halısı ile Paşabahçe Fabrikasının "Çeşm-i Bülbül'ü yerli ve gerçek milli sanayiin ne olduğuna misâldir. Devrinin her biri milli kahraman Gazi Osman Paşa, Ahmet Muhtar Paşa, Abdurrahman Paşa seviyesinde vezirleri ve bir sürü yedek sadrazamları, şahsiyetli devlet reisinin etrafında yine nasıl şahsiyetli ricâl türediğine ayrıca misâl... Şahsiyetim, şahsiyetinin muhasebesinde oluşan ve ikiz kardeş hissiyatinda bitişik hayatım adam, hükmü tamamlıyor:
-"Yahudi ve masonluğa nefes aldırmadığı için ve sadece mizacındaki kan dökme nefreti yüzünden bunlara kurban giden Abdülhamid'den sonra vatan helâktadır!"
Yahudi ve mason kuklası İttihat ve Terakki emrinde Meşrutiyet, Uludağı çökerten bir zelzele ile vatanı yıkar ve ruh desteğini de çatırdatırken ne gariptir ki, iktisat sahasında fazla bir boğuntuya yol açmaz... Bu da, yine Yahudi bozması bir Maliye Nazırının sayesindedir... Kıtlık olmuş, ekmekle tezek birbirinden farksız hâle gelmiş, Bulgurpalas sahipleri türemiş, fakat bugünkü gibi ortada hiçbir dış âfet yokken cemiyet ve devlet koltuğunun yayları boşanmamış ve idare şuuru tımarhanelik hâle gelmemiştir:
-"1918 mütarekesinde vatan yok, fakat hamiyetli ve selim akıllı insanlar vardı... Altın çıka çıka 7-10 lirada durdurulabilmiştir; ve tek sebep enflasyondan kaçınılmasıdır... Asıl felâket, İttihat ve Terakki eşkiyasının Anadolu'yu mânâda ve maddede katledişinden sonra tohumunu Cumhuriyet devrinde ekmiş ve son mahsulünü ihtilâl dedikleri gece baskınından sonra devşirmiş olmasındadır."
~Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl'la Başbaşa syf 214
-"Efendim, Mustafa Kemal 26 yaşında bir Yüzbaşı iken, birgün yapacağı işleri anlatıyor ve bu arada Doğu kültüründen ayrılıp Batı kültürüne geçebilmek için, Lâtin kökünden bir alfabe seçilmesi gerektiğini söylüyor!.."
-"Evet... Biz, Arap harfleri dedikleri, ezel kadar eski ve ebed çapında yeni harflerin zati kıymet ölçüsüne geçelim: Fransız Akademisinin bu mevzuda eski bir tetkik ve raporu vardır. Bu raporda, Arap harflerinin Lâtin harflerine üstünlüğü açıkça itiraf edilmekte ve ana kültürlerine bağlılık mecburiyeti olmasaydı, tercihi gerektiği noktasına kadar gidilmektedir. Fransız, (sözüme dikkat edin), bir elverişsize mukabil kendi kültürünü koruma gayreti uğrunda asıl elverişli olanı kabul edemezken, biz, nasıl olur da, üzerinde hiç bir murakabe teri dökmeden elverişliyi atar, elverişsizi seçer ve herhangi bir ana kültür kaygısına
düşmeyiz?.. Böyle bir kaygıya düşmeyiz; zira Tanzimat devri, Batı maymunları harasını kurmuş ve bütün değerleri değersizlerle değiştirme yolunu açmıştır...
Bak şimdi aklıma başka bir şey geldi; bu ruh hâliyle ve bizzat mevzuumuzla ilgili...
Resim nedir? Şekillerin ve renklerin kaynaşması içinde ahengi arayan, mânâları suretlendirme sanatı diyebiliriz... Evet; bizde Batıcılar, daha doğrusu batırıcılar, 18. yüzyıldan başlayarak şurada
burada dolanırlarken, Batılı ressamlar ve heykelciler mücerrede (figürsüze) kıvrıldılar ve İslâm ülkelerinde geliştirilen bir estetiğe yöneldiler; Arap harflerini, minyatürleri, yazı istiflerini incelediler ki, bunların en güzelleri de bizde...
...Bütün bunları niçin söylüyorum?.. Arap harflerinin Lâtin harflerine üstünlüğünü, fikirden başka estetik ve sanat gözüyle de göstermek için!..
A,H,E,L,N harflerine dikkatle baksanız yeter; ne kaba ve basit geometrik şekiller!.. Birbirine mıhlı kalaslardan badanacı merdivenleri gibi bir şey!.. Ve hiçbir "kıvrım" tadına malik değil... Buna mukabil bir "vav", bir "he", bir "ayın", bir "lâmelif" şeklindeki estetik ve güzelliğe dikkat!.. Bir de,hani zorluktan bahsediyorlar ya, İslâm harflerinin başında, ortasında ve sonunda ayrı şekiller olması da "kelime usulü" ölçüsüne göre bir zorluk değil, bir kıymet; ve bilhassa zekâ ve hafızayı geliştirmesi ve girift düşünceyi beslemesi noktasından bir fazilet!.. Eğer zorluk sözkonusu ise, ya onlarınkinden ayrı ayrı yazı, kitap, majiskül harf ayırımları?.. "Fonetik" imlâ isteği ise, hayvanlara bile talimi mümkün ve zekâya engel bir basitlik; ve zaten hiçbir dilde de mevcut değil... 1928'den bu yana, fikir ve edebiyat sahamızdaki kısırlığımızın baş
sebebini Lâtin harflerinde aramak gerektiği, şimdiye kadar dile getirilememiş bir hakikat!.. Zevk... Zevk... Hassasiyet cevheri Fuzûli'nin şiir sanatında değer verdiği bir güzellik de harflerin estetiğidir... Hattatlar türlü sanat tabloları vücuda getirirlerken, şairler de aynı yazının şekillerini, aynı harf ve yazı sevgisi ile ve birtakım söz sanatları ile şiire işlemişlerdir... Böyle şiirler, daha çok, harflerin şekillerinden ve çizgilerinden alınan ilhamlarla söylenmiştir..
~Salih Mirzabeyoğlu , Necip Fazıl'la Başbaşa syf 74
25 Temmuz Cumartesi günü Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı'nda Sami Yıldız'ın "İslâm ve Devlet" başlıklı sohbeti YouTube kanalımızda yayımlandı.
https://t.co/NTAJJOL8KI
25 Temmuz Cumartesi, saat 21.00’de
Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı'nda, Sami Yıldız hocamızın, “İslam ve Devlet” başlıklı sohbetine davetlisiniz
Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı'nda Sami Yıldız hocamız "İslâm ve Devlet" başlıklı sohbetini gerçekleştirdi.
Bu önemli ve kıymetli sohbeti için öncelikle Sami Yıldız hocamıza ve katılım sağlayan tüm gönüldaşlarımıza teşekkür ediyoruz....
-"Velinin "ebulvakt-vaktin babası" olması..."
-"Evet. İnsan olmak iki ayak üzerinde durmak demek değil. Veli, vaktin babası ve "Bir günü
bir gününe eş geçen aldanmıştır"ın hakikatine tam uygunluk gayesini gösterir. Bize düşen, onların temsil ettiği mânâdan kıvılcımlar kapmaya bakmak... "Aydın, çağından sorumludur"... Bu söz,
aslı ve hakikatiyle İslâmdadır; müslüman, zamanının sorumlusudur. Uzun söze ne hacet, zamanın hakkını verebildiğin kadar müslümansın...
Bir sakal, bir tesbih, cimnastik yapar gibi namaz, tamam çok keskin müslümansın; yok öyle şey!..
Bugün Batı'nın tersinden yaklaşır gibi olduğu hikmetin aslı, esası, gayesi bizde, en mahrum olan da biziz!.."
~Salih Mirzabeyoğlu , Necip Fazıl'la Başbaşa syf 64
#FurkanAyca
#AyasofyadaFetihRuhu
Yeni Parti
Bir devlet, insan ve toplum anlayışından gerçekten bağımsız olabilir mi?
Her devlet — açıkça ifade etmese de — belirli bir insan, toplum ve değer anlayışına dayanır. Her medeniyet de kendi doğru, iyi ve güzel ölçüleriyle; kendi hürriyet ve adalet fikriyle yükselir.
Eğitimin nasıl verileceği, ailenin nasıl korunacağı, hak ve hürriyetlerin nasıl güvence altına alınacağı… Bütün bunlar, bir devletin temel tercihleri ve varlık sebepleri arasındadır. Bu tercihlerin her biri, belirli bir insan ve değer anlayışının izlerini taşır.
İşte bu yüzden “İslâm ve Devlet” meselesi, yalnızca bir iktidar tartışmasından ibaret değildir. Bilimden sanata, hukuktan ahlâka kadar hayatı kuran bütün sahalarda nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir hayat tasavvur ettiğimizle ilgilidir.
İslâm’ın insan, toplum, hukuk, adalet ve devlet meselelerine yaklaşımını konuşacağımız, Sami Yıldız Hocamızın yapacağı sohbette buluşuyoruz.
Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı'nda 25 Temmuz Cumartesi, saat 21.00’de herkesi bekliyoruz.
-"Evet!.. Klişe tekerlemecileri nereden anlasınlar ki imân bir aksiyon davasıdır; nefsi zora sokabilme işi. Her ân yeni olmak, doymamak, yorulmamak, kanıksamamak, hep kendini aşmak; gaye yerinde dursun, bunun için "ihlâs"la çaba gösterilsin de, her zaman ulaşmak mümkün olmasa da ne gam!.. Bunun istırabı duyulsun yeter!..
Bir de çevreye bak: İmân ve ameli günlük solucan hayatının çeşnisi durumuna indirmiş, işini gücünü ve hatta nefes alıp vermeye kadar herşeyini dava için bileceğine, davasını artakalan zaman
ve gücü çapına indirmiş, nihayet onu da bir futbol meraklısının gösterdiği kadar olsun gerçek dava alâkasına çevirememiş insancıklar...
Hani nerede parayı Allah rızası için kullanmak üzere isteyen tüccar?..
Hani nerede önce istiklâl sonra istikbal şuuruyla okuyan ve cayır cayır yanan genç?..
Zaten bu aşk olmadığı içindir ki, kafa yapısı ve fikir alâkası bir futbol maçının neticesini öğrenme merakından fazla olmuyor... Kendilerini kafa üzüntüsüne sokamıyorlar!.. Ama utanmadan "nefs
terbiyesinden" dem vurabiliyorlar!.. "Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır!" muazzam ölçüsü, insanı eritir... Ne yaparsan yap, yine de zamanını değerlendirememiş olmanın insanı su gibi eriten
şuuru...
Bu şaka maka değil, bir imân davasıdır; nefsine ne yüklersen yükle, "acaba daha fazlasına dayanamamam imân zaafı mı?" korkusu...
Bayılıp düştüğün yatakta bile, kendine gelir gibi olduğun
ân duyulan ilk duygu!.."
~Salih Mirzabeyoğlu , Necip Fazıl'la Başbaşa syf 63
25 Temmuz Cumartesi, saat 21.00’de
Büyük Doğu Akıncıları Derneği Konya İl Başkanlığı'nda, Sami Yıldız hocamızın, “İslam ve Devlet” başlıklı sohbetine davetlisiniz
Biricik taktik ve diyalektik olarak Allah ve Resulüne hakikat dedikleri mevhumelerden değil, bizzat hakikati Allah ve Resulü'nün emirleri terazisinde tartanlardan olacaksın!
Mantık üstü mantığın şu olacak:
— “Doğruyu mu istiyorsun? Allah ile Resulü'nün bildirdiği!..
Güzeli mi istiyorsun? Allah ile Resulü'nün gösterdiği!..
İyiyi mi istiyorsun? Allah ile Resulü'nün öğrettiği!..”
Büyük Doğu Mimarı'nın bu ölçülendirmesi, Allah'a Resulü'nün gösterdiği yoldan bağlı olmanın ilk şartı ve gerek derinliğine ve gerekse genişliğine insan oluşlarının değerlendirileceği mizaç ve üslup ölçüsüdür.
Bütün iş ve hamleler bu nokta etrafında ve O'ndan alınan pay ve aksettirme oranında derecelenir.
~Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl'la Başbaşa syf 18
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
Konya'mızın kıymetli ilim ve irfan ehli, ömrünü Kur'an-ı Kerim'e, ilme ve talebe yetiştirmeye vakfeden muhterem Saffet Bakırcı Hocaefendi'nin vefatını derin bir teessürle öğrenmiş bulunuyoruz.
Mütevazı şahsiyeti, ihlası ve ilmiyle gönüllerde müstesna bir yer edinen merhum hocamız, geride hayırla yâd edilecek bir ömür ve yetiştirdiği talebeler bırakmıştır. Kendisine Cenâb-ı Hak'tan rahmet, mağfiret ve cennet-i firdevs niyaz ediyor; kederli ailesine, yakınlarına, talebelerine ve tüm ilim camiasına sabr-ı cemil diliyoruz.
Rabbimiz, merhum hocamızın hizmetlerini makbul eylesin, mekânını cennet, makamını âli kılsın.
Büyük Doğu Akıncıları Derneği
Konya İl Başkanlığı
Şimdi Goethe'nin bir sözünü söyleyeceğim sana... Der ki, bir nizamsızlık yapmaktansa haksızlık yapmayı tercih ederim... Oysa, nizamsızlıktır ki, en büyük haksızlıktır!.. İslâm, baştanbaşa nizâm belirtir; zıtlar arasındaki muvazenenin üstün nizâmı... Nizâm öyle bir şey ki; vasıta, ama her türlü "oluş" cevherinin bir adım önünde gider, gittiği her yerde oluş "gerçekleşir", olduğu zaman her şey "var", olmadığı zaman da her şey "yok" olur. Ruhun derinliklerinden gelen bir estetik zevk hâlinde duymamız lâzım; bünyemiz olmalı!.. Şu disiplin filân var ya, nizâmın belirttiği mânâ önünde çocuk oyuncağı; otur, kalk, sağa dön, sola dön filân... Anlıyorsun değil mi?
~Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl'la Başbaşa syf 46