15 Temmuz gecesi, FETÖ’nün ihanetle gerçekleştirmeye kalkıştığı darbe girişimi; milletimizin cesareti, vakarı, demokrasiye ve milli iradeye olan sarsılmaz bağlılığı sayesinde bertaraf edilmiştir. O gece bir kez daha görülmüştür ki, bu ülkede iradenin yegâne sahibi aziz milletimizdir.
15 Temmuz’un yıl dönümünde; vatanı, bayrağı ve demokrasiyi korumak uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla yâd ediyorum.
Rabbim, milletimize bir daha böyle karanlık geceler yaşatmasın; devletimizi her türlü ihanet odağından muhafaza etsin.
Vatandaşın iyi niyeti ve dini duyguları kimsenin rant kapısı olamaz. Kızılay başta olmak üzere hem kamu kurumları hem de özel yardım kuruluşları şeffaf bir şekilde denetlenmelidir. Böylece kimin lüks içinde yaşadığının ve halkın duygularının nasıl istismar edildiğinin ortaya çıkarılması şarttır. Kurumların içini boşaltan yolsuzluk düzenine geçit verilmemeli, milletin verdiği her kuruş paranın nereye harcandığı titizlikle denetlenmelidir.
15 Temmuz gecesi; onurumuz, vatanımız, demokrasimiz ve millî irademiz için sesimizi yurt içinde de dünyada da yükselttik.
O gece nasıl milletimizin iradesinin yanında dimdik durduysak, bugün de yarın da aynı kararlılıkla hakkın, hukukun ve millî iradenin sesi olmaya devam edeceğiz!
15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yılında, darbelerin demokrasimize, ekonomimize ve milli birliğimize verdiği büyük zararları unutmamalıyız. Devlet içerisinde belirli vakıf veya cemaat yapılanmalarının kontrolsüzce güçlendirilmesi, bu yapıların bir süre sonra ahlaki değerlerden uzaklaşarak devleti ele geçirme hırsına kapılmasına neden olmuştur.
15 Temmuz gecesi her siyasi görüşten lider darbeye karşı ortak bir duruş sergilemiş olması, geçen on yılda Türkiye'nin daha şeffaf, denetlenebilir ve insan haklarına saygılı bir ülkeye dönüşmesini gerektirirdi. Darbe girişimi bahane edilerek otoriterleşmeye yönelmek, ülkemizi aynı hastalıklara tekrar yakalanma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bugün ihtiyacımız olan, geçmişin hatalarından ders çıkararak adaleti ve tam demokrasiyi tesis etmektir.
Genel Başkanımız Sayın Ahmet Davutoğlu, Filistin Başbakanı Sayın Muhammed Mustafa ile bir araya geldi.
Görüşmede, Filistin’deki son gelişmeler ile bölgesel meseleler hakkında kapsamlı bir değerlendirme ve görüş alışverişinde bulunuldu.
Soru : Kıbrıs konusunda Rumlar ne düşünüyor ?
Cevap : Rusya ve Ukrayna arasındaki sorun gibi diyorlar !!
Yani .,Türkler İŞGALCİ....
İşte O anda @Ahmet_Davutoglu
HAYIR.... HAYIR...
diyerek Avrupa Birliğinin ve Rumların iki yüzlülüğünü bir tokat gibi yüzlerine çarpıyor.......
Nasıl mı ? Sadece 48 saniyede....
#Kıbrıs #KKTC #AvrupaBirliği #Türkiye
"Tanklar köprüleri tuttu, jetler alçak uçuş yaptı, Meclis bombalandı… Ama 15 Temmuz’u durduran sadece o geceki cesaret değildi.
Asıl durduran, 27 Mayıs’tan 12 Eylül’e, 28 Şubat’a uzanan yarım asırlık darbe hafızamızdı.
Tarih tekerrür etmedi. 🇹🇷
Okumadan geçmeyin 👇
https://t.co/vGFVsTgUEb"
Türkiye Emekliler Derneği Genel Merkezini ziyaret ederek “Emeklilerimizin mevcut durumları” ile ilgili istişarelerde bulunduk.
@GelecekPartiTR olarak
@tued_1970 Genel Bşk nı
Sn Kazım Ergün beye nazik misafirperverlikleri için teşekkür ediyoruz.
@Ahmet_Davutoglu@AyhanSeferUSTUN
Türkiye de @Ahmet_Davutoglu olduğu sürece KIBRIS ta yaşayan Türkler rahat uyuyabilirler.
Neden ?
Hem hakları daimi korunur..
Hem de uzlaşma kültürü göz ardı edilmez...
Arı sadece bal üretmez; tarımı, gıdayı ve biyolojik çeşitliliği de ayakta tutar!
Türkiye’nin dört bir yanında üretimin görünmeyen kahramanları olan gezgin arıcılarımız, yalnızca bal üretmiyor milyonlarca arıyı çiçekten çiçeğe taşıyarak tarımsal üretimin, meyve-sebze veriminin ve biyolojik çeşitliliğin devamına da hayati katkı sağlıyor.
Şimdi ise Tarım ve Orman Bakanlığının yeni düzenlemesiyle bal ormanları ve devlet ormanlarında konaklayan arıcılardan kovan başına 100 TL “Arı Konaklama Ekosistem Hizmet Bedeli” alınacak.
Üstelik bu bedel ödenmeden konaklama izni de verilmeyecek…
Peki soruyoruz:
Zaten mazot, nakliye, yem, ilaç, ekipman ve işçilik maliyetleri altında üretim yapmaya çalışan arıcılarımız bu yeni yükü nasıl karşılayacak?
Sezon boyunca farklı illere göç etmek zorunda kalan gezgin arıcılarımız, her yeni konaklama izninde yeniden ücret ödeyecekse bunun adı destek değil, üretime yeni bir maliyet yüklemektir…
Arıcılık stratejik bir üretim alanıdır. Mesele yalnızca bal değildir, tarımsal üretimin önemli bir bölümü arıların gerçekleştirdiği tozlaşmaya bağlıdır.
Arıcının yükünü artırmak, gıda güvenliğini, tarımsal verimliliği ve ekolojik dengeyi de riske atmaktır.
Üreticiden yeni bedeller tahsil etmek yerine, arıcılığı teşvik eden, gezgin arıcının maliyetini azaltan ve üretimi güçlendiren politikalar hayata geçirilmelidir.
Buradan Tarım ve Orman Bakanlığına çağrımız açıktır:
Bu uygulama yeniden gözden geçirilmeli, üreticiyi cezalandıran değil, destekleyen bir anlayış benimsenmelidir.
Arıcımızın yanında olmak, ülkemizin gıda güvenliğinin ve tarımsal geleceğinin yanında olmaktır. @GelecekPartiTR
O gün FETÖ elebaşı Gülen’in “Aldanırsanız işte böyle kurban gidersiniz. Bir perşembe günü akşamı vefat edersiniz, bir cuma günü cenazenize ulaşırlar." açıklaması bile, Muhsin başkanın suikastle katledildiğini ortaya koymaya yeterlidir. Enkazda helikopterin parçalarını sökenlerin, 15 Temmuz darbe gecesi Cumhurbaşkanının otelini basan kişiler olması bir tesadüf olabilir mi?
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu neden ve kimin hedefindeydi, bunu iyi hatırlamak lazım. O dönemde Çekiç Güç'e Meclis'te hayır diyen sekiz kişiden biriydi. Amerika'nın üstü kapalı tehditlerine boyun eğmemiş biriydi.
17 yıl sürüncemede kalan dosya nihayet açıldı. Bu olayın tüm yönleriyle açığa kavuşturulması, yakın tarihimizde karanlıkta kalmış birçok konuyu da açığa kavuşturacaktır. Muhsin Yazıcıoğlu sadece o dönemin kirli hesapları için öldürülmemiştir. Onu hedefe koyanlar, esas itibariyle bugünleri hesap ederek katletme yoluna gitmiştir.
#ŞehitLiderMuhsinYazıcıoğlu
Yunanistan’da yayınlanan Te Nea gazetesinden, Maria Vasileiou’ya verdiğimiz “Yunanistan Türkiye’nin öncelikli rakipleri arasında en alt sıralarda yer alıyor” başlıklı röportaj, Gazete Pencere’de Türkçe olarak yayınlandı.
Aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.⤵️
https://t.co/q7Z3e0ma6p
Atatürk, "Yeni nesil sizin eseriniz olacak" diyerek öğretmeni Cumhuriyet'in temeline koymuştu. Bugün ise öğretmenler; mülakat haksızlığına uğruyor. Liyakat yerine torpilin esas alındığı bir kara düzende, asgari ücretin bile altında çalıştırılıyor.
Ülkede 100 bine yakın öğretmen açığı varken, 80 bine yakın ücretli öğretmen yarım yatırılan sigorta primi ve sefalet ücretleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Bu, eğitime ve insan onuruna yapılan haksızlıktır.
Öğretmen; ücretli, sözleşmeli, kadrolu diye ayrıştırılamaz. Öğretmen öğretmendir. Devletin görevi de üniversite kontenjanlarını ihtiyaca göre ayarlamalı ve mezun olan öğretmenleri de kadrolu ve liyakat esasına göre istihdam etmelidir.
Mülakat adı altında kişilerin davranışına, yaşam tarzına, inancına ya da siyasi görüşüne göre değerlendirme yapılabileceği endişesi, eğitim sistemine duyulan güveni zedeliyor.
Türkiye'nin sorunu kaynak değil; adalet, liyakat ve yönetim sorunudur. Çünkü güçlü bir ülke ancak güçlü bir eğitim sistemiyle ayakta kalır.
Öğretmenin hakkını vermeyen bir devlet, gelecek nesillerini nasıl güvence altına alabilir? Eğitim siyasi hesapların değil, milletin ortak geleceğinin meselesidir.
#ÖğretmeneAdalet #MülakatKaldırılsın #ÜcretliÖğretmenlikSonBulsun