@RasimOzan_K Sn. @RasimOzan_K, daha iki gün önceye kadar Beyaz TV’de Beyaz Futbol programında reyting uğruna farklı rollere büründüğünüzü düşünüyordum. Programda zaman zaman sert ve küfürlü söylemleriniz oluyordu. Şimdi ise siyasete dair yorumlar yapıyorsunuz; bu değişimin sebebi nedir?
Bir toplumun ilerlemesi yalnızca güçlü ordularla, göklere yükselen İHA’larla, sınır ötesinde kurulan dengelerle ölçülmez. Gerçek güç, halkının mutluluğunda, insanca yaşama hakkını doyasıya kullanabilmesindedir.
Sinemaya gitmek, tiyatroda bir oyun izlemek, akşamüstü dostlarla iki duble rakı içebilmek… Bunlar birer lüks değil, asgari yaşamın nefes alma anlarıdır. Yeni kentler görmek, gökyüzüne bakan evlerde yaşamak, evinde bir kütüphane kurup kitaplarla, plaklarla ruhunu beslemek… Bunlar yaşamın asıl harcıdır. Çünkü yaşamak yalnızca ölmemek değildir.
Evet, savunma sanayii güçlensin, ülke askeri ve siyasi alanda ayakları yere sağlam bassın. Ama bu güç, halkın sırtından sömürülen kaynaklarla, yolsuzluklarla çürütülmemeli. Güçlü devlet, yalnızca savaş uçağı yapan devlet değil; aynı zamanda adil bölüşüm sağlayan, kültürü, sanatı, özgürlüğü koruyan devlettir.
Bizim davamız, sadece sınırları korumak değil; evdeki sofrayı, tiyatro salonunu, kütüphaneleri, özgürce gülüp eğlenebileceğimiz meydanları da korumaktır. Çünkü bunlar olmazsa, tankların gölgesinde, uçakların gürültüsünde suskun bir toplum yaratırız. Oysa bizim ihtiyacımız olan, gururlu ve mutlu yurttaşlardır.
Gelin, hem üretelim hem koruyalım. Hem bilimi hem sanatı büyütelim. Yolsuzluğa yer bırakmayan, adaleti, kültürü ve özgürlüğü merkezine alan bir ülke kuralım. Çünkü gerçek güç, insanına mutluluğu reva gören devlettir.
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun 102. yılı kutlu olsun. Düşmanları topraklarımızdan gönderen kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyorum.
4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde en büyük temennimiz, bir yılı aşkın süredir yürürlükte olan Katliam Yasası’nın geri çekilmesidir. Çünkü yaşam hakkı, her canlı içindir!
Bugün 78 vatandaşımızın hayatını kaybettiği Kartalkaya faciasının ikinci duruşması görülüyor. İlk elden sorumlu isimler bunca zaman istifa etmedi, hesap vermedi. Bürokrasinin kirlenmişliği karşısında Türk adaletine güvenmek istiyoruz. Mütalaaya bakılırsa güvenimiz boşa çıkacak. Ancak ne olursa olsun biz hak ve adalet talep etmeye devam edeceğiz. Yitirdiğimiz canların hesabını sormak üzere davanın takipçisiyiz.
Maalesef, bugün gazetecilik mesleği yandaşlık yapmak ve kitlelere şirin görünmek uğruna tüm etik kurallardan vazgeçen kişilerle dolmuş; basitliğin temsili olmaya başlamıştır. Bugün Fatih Altaylı’nın, Sayın @kilicdarogluk ’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu’na yönelttiği saygısızlık bunun en son ve en çirkin örneğidir.
Sayın Emine Erdoğan’a, Sayın Cumhurbaşkanımızın annesine, Sayın Dilek İmamoğlu’na, Sayın Başak Demirtaş’a ve şimdi de Sayın Selvi Kılıçdaroğlu’na yönelik daha önce yapılan saldırılara nasıl karşı çıktıysak, bugün de aynı şekilde karşı çıkıyoruz. Çünkü mesele kişi ya da parti meselesi değil; mesele ahlak, vicdan ve insana saygı meselesidir.
Siyaset, siyasetçiler arasında yapılır! Eleştireceksen siyaseti, siyasetçiyi ve yapılan yanlışları eleştir; ama aileleri, kadınları, çocukları işin içine katmak, kim yaparsa yapsın, en hafif tabirle şerefsizliktir.
Arabada beş, evde on beş… Tombul tombul memeler… Armut dalda, kız balkonda, kucaklanır… On yıllardır söylenen, dinlenen, piyasada dolaşan şarkılar. Hiçbirine müdahale edilmedi, kimse “toplumu, aileyi, çocuğu korumalıyız” diyerek yasak getirmedi.
Ama konu Mabel Matiz olunca, bir şarkı üzerinden yasak kararı çıkıyor. Bu, aileleri korumak değil; özgürlüklere dokunarak topluma yasakçı bir zihniyeti alıştırma çabasıdır.
Bugün bir şarkıyı susturan, yarın bir kitabı yakar; ertesi gün bir tiyatro sahnesini kapatır. Tarih bize defalarca gösterdi: Yasakla başlayan hiçbir süreç, özgürlükle son bulmaz.
Ben Mabel Matiz’i dinlemem. Ama mesele bu değil. Mesele, sanatın ve düşüncenin üzerindeki baskıdır. Çünkü sansür, sadece sanatçıyı değil, bütün toplumu susturmaktır.
Ve biz susmayacağız. Biz, bu yasakçı zihniyete alışmayacağız.
KYK yurtlarındaki skandallar bitmiyor. Çoğu yabancı uyruklu olan şahısların geride bıraktığı tabloyu hep birlikte gördük. Orta Doğu'nun göbeğinden gelen, talan ve yağmadan beslenen, taciz kültürünü içselleştiren göçmenlerin ve bu olayda sorumluluğu olan tüm isimlerin hesap vermesi şarttır.
Anne babaların devlet yurdu olması dolayısıyla evlatlarını güvenle (!) yolladığı KYK yurtları için endişemiz katlanarak devam ediyor. Geçmişteki bozuk asansör vakalarını, hayatını kaybeden gençlerimizi unutmadık.
Yetkililerin bu güvenlik zafiyetini derhal çözüme kavuşturması gerekiyor. Bu milletin evlatlarını sahipsiz, anne babaları kaygı içinde bırakan bu rezaletin hesabını sormadan kimseye huzur yoktur!