Bu çok ciddi bir olay. Bu olayın ağırlığını kavrayamayan, buna göre bir tutum alamayan, gerektirdiği politik karşılığı üretmekten kaçınan, toplumdaki sıkışmışlığı boğan herkes dönüp haysiyetini sorgulasın. Muhalefetiyle, medyasıyla. Bunu birkaç açıklamayla geçiştirmeye kalkmayın.
Siz bu yasaklara tepki vermemeye devam edin. “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek kendinizi avutuyorsunuz ama çember daraldı. O yılan artık yanı başınızda. Yasaklatılan şey hoşlanmadığınız bir şey olduğundan susuyorsunuz da yarın o hoşlanılmayan şey siz olacaksınız.
Ekinci'nin avukatının açıklamasını veya medyaya sızan görüntüleri dikkate alırsak Ekinci'nin çıplaklık içermeyen görüntüler nedeniyle tutuklandığı sonucu ortaya çıkıyor. Çıplaklık içermeyen bikinili veya dekolte görüntüler hukuki anlamda müstehcen değildir. Tutuklama talep eden savcı ve tutuklama kararı veren yargıç bu görüntüleri görmeden bu kararları verdiyse meslekten atılmaları gerekiyor. Eğer görüntüleri gördükleri halde bu kararları verdilerse hukuk fakültesini yeniden okumaları gerekiyor. Eğer bu görüntüler müstehcense plajda havuzda bikini giyen ve sosyal medyada paylaşan herkesi tutuklamaları lazım. Kadının sadece özgürlüğü keyfi yere kısıtlanmadı müstehcenlik gibi saçma ve temelsiz bir suçlama ile sanki çıplak görüntü paylaşıyormuş gibi algı yaratıldı ve tüm ülkenin gözünde itibarı yerle bir edildi.
#SONDAKİKA | "HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAYARAK..."
🔴 Üsküdar AKP'ye nasıl geçti?
Özgür Çelik:
🗣️ "Bunu ilk kez açıklıyoruz.. Transfer edilen 3. üye, Ayhan Aydın.. Rozeti taktıktan sonra bir telefon açıldı kendisine, hüngür hüngür ağlayarak, ben ve vekilimiz Suat Özçağdaş'ın duyacağı şekilde 'Savcı beni tehdit etti, engelli oğlum var, onlara kim bakacak, engelli eşim var, onlara kim bakacak. Beni tehdit ettiler ben bunlara teslim oldum dedi, Ağlayarak telefonu kapattı..."
https://t.co/CbYKrGJHFo
Bu görüntülerde iki sorun var:
1. Valiliklerin halka açık alanlarda alkol tüketimini yasaklama yetkileri bulunmamaktadır.
2. Mevcut mevzuat uyarınca kolluk drone aracılığıyla hukuka uygun bir emir verse dahi bu emre uyulmaması durumunda sorumluluk doğmaz.
önce kadına tecavüz ediyor ve evlendiriliyor. sonra da doğan çocuğuna! tecavüz ediyor. ADALET!!!! bu zat niye serbest ??? arkasında, önünde, altında, yanına, üstünde kimler var ???
DİSTOPYA — Son 48 saatte polis dronları, açık alanda alkol tüketen insanlara “Bu bir polis dronudur. Bu bölgede alkol içmek yasaktır. Derhal ayrılın.” anonsu yapıyor.
Önce Fatih, ardından Üsküdar sahili… Bu konu, “teknoloji kullanıyoruz” denilerek geçiştirilemeyecek kadar problemli: Hoparlörlü, spot ışıklı, termal ve gece görüşlü gözetleme cihazları…
— Baştan belirtelim, “Alkol yasağı” diye bir kanun yok.
2023’te 4250 sayılı kanun üzerinden “hatırlatma genelgesi” çıkartılarak yasak denenmeye çalışıldı fakat çok sürmeden İstanbul Valiliği’nin park, piknik alanı, sahil bandı ve plajlarda alkol tüketimini “önleme” genelgesi iptal edildi.
Gerekçe: Temel hak ve özgürlükler ancak kanunla, ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde sınırlanabilir (Anayasa m.13).” oldu.
Genel, orantısız, yaşam tarzına müdahale niteliğindeki bir yasak hukuka aykırıdır.
Somut bir rahatsızlık, gürültü veya kamu düzenini bozan davranış yoksa, yalnızca biranın varlığı tek başına suç veya kabahat oluşturmaz.
— Ek olarak, Türkiye’de kolluğun drone kullanımını özel olarak, sınırlarını, kayıt sürelerini, silme yükümlülüğünü, hâkim denetimini ve amaç sınırlamasını düzenleyen ayrıntılı bir kanun yok.
CMK m.140’taki “teknik araçlarla izleme” ise belirli bir suça ilişkin kuvvetli şüphe, hakim kararı ve son çare şartlarına bağlıdır. Genel asayiş, “alkol içenleri uyarmak” veya “şehir gözetimi” bu şartları karşılamaz.
— Şimdi asıl meseleye gelelim.
Bugün hedef “açık alanda içki içenler”
Peki ya yarın?
Sahilde el ele oturan bir çift, parkta öpüşen iki genç, gece yarısı bankta oturup konuşanlar, “uygunsuz” bulunan kıyafetler, “şüpheli” toplanmalar…
Bir kez “kamu düzeni ve ahlak” gerekçesiyle havadan müdahale meşrulaştı mı, sınır çizmek çok zorlaşır.
Çünkü sınır artık kanunda değil, o anki operatörün veya talimatın “yorumunda” durur.
Kaldı ki, “müstehcenlik” maddesi gibi tanımı net olmayan bir kanun maddesi üzerinden istenildiği gibi hareket edilebiliyor.
“Kötü bir şey yapmıyorsan korkma” oto-kontrol cümlesidir.
Özgürlüğün ölçüsü, devletin sizi izlerken ne kadar nazik davrandığı değil; sizin izlenmeden, uyarılmadan, aydınlatılmadan kamusal hayatı yaşayıp yaşayamamanızdır.
— George Orwell’ın Big Brother’ı da önce suçluları izlemek için gelmemişti. Önce “düzeni” izledi.
İstanbul gibi milyonların yaşadığı, sahillerinin, sur diplerinin, parklarının sosyalleşme alanı olduğu bir kentte, gökyüzünden hoparlörle “derhal ayrılın” demek, yalnızca alkol denetimi değildir.
Kamusal alanın kimin olduğunu, orada kimin nasıl durabileceğini devletin tek taraflı belirlediği bir rejim işaretidir.
— Hukukun işi tam da buradadır: Teknolojiyi yasaklamak değil, onu anayasa, kanun, ölçülülük ve yargı denetimi altına sokmak.
Aksi halde dronlar sadece alkol içenleri değil, şehirde “uygun” bulunmayan herkesi uyarır. Ve o uyarıya itiraz edebilecek bir yer kalmaz.
Şehrin güvenliğinin bu şekilde sağlanacağı iddiası gerçekçi gelmemektedir.
Manifest'in müstehcenlik oluşturduğunu iddia eden bir mahkemenin olduğu ülkede kadınların şort ve etek giyme özgürlüğü tehlike altındadır. Bu tarz yargı kararları açık kadınlar üzerindeki her tür tahakküme emsal teşkil eder.
Evet madem uyu*** ve kara para aklamadan suçlanmıyorsa ben Tolga Akış’ın arkasındayım!
Bu olay bariz bir şekilde Manifest grubuna yapılan bir darbedir! Hoşunuza gitmiyor diye komedyeni, gazeteciyi, siyasetçiyi ve sanatçıları öyle kafanıza göre içeri alamazsınız! Türkiye laik ve hukuk devletidir! Yeter artık…