Öncelikle Cemil koç kimdir diye aylardır haykırırken Allah sizi kahr etsin,sonrasında şu videoyu izleyin,çünkü bununda montaj olduğunu söyleyecekler,sizler karar verin,ecegül ün ailesi,(ecegül zaten ölmüş)diye avutmaya çalıştığı ve ben bu videolara ulaşabiliyorsam yetkili kurumlar neden gerekli işlemleri zamanında yapmadı?
2022'den beri yapılan şikâyetlere rağmen kolluk kuvvetleri neredeydi? Benim şikâyetlerim neden etkili şekilde değerlendirilmedi ve neden gerekli tedbirler alınmadı?neden ifadeler Cemil koça verildi?
Kadınları bu şekilde mi koruyordunuz?
Süreçte herhangi ihmal veya sorumluluğu olanlar hesap verecekler mi?, tüm başvuru ve işlemlerin tarafsız şekilde incelenmesini ve gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. Geç kalan sizlersiniz,Ayşe çok kişi kurtardı..adaletide sağlayacak..
Şimdi Ece’ye balkondan düştüğünü ayşenin ise merdivenlerden düşüğünü savunun!!
Bugün Ayşe Tokyaz Cinayeti davasının 3'üncü duruşması için Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeydik.
Duruşma 2 Temmuz Perşembe saat 10.00'a ertelendi. Perşembe günü mütalaanın açıklanması bekleniyor.
Davayı Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği adına Avukat Begüm Osma Yılmaz takip ediyor.
@oncecocukkadin@begosmaa
🔴 Ece Gül’ün Ayaklarını Bağlayıp Darp Etmiş! İşte Ortaya Çıkan Fotoğraflar
Eski polis memuru Cemil Koç’un, Diyarbakır’da Türkmenistan uyruklu Ece Gül’ü öldürmeden önce ayaklarını bağlayıp darp ettiğini fotoğraflar ortaya çıktı.
Eğer o dönemde hakkında etkin bir adli süreç yürütülüp tutuklama kararı verilseydi, Ayşe Tokyaz bugün belki de hayatta olacaktı.
feminizmi dolguya, botoksa ve epilasyona indirgediğiniz için büyük oynayamıyoruz zaten. amerikadan ve avrupadan ideoloji ithal etmeye çalıştığınız için ilerleyemiyoruz. köydeki ayşe teyzeyi anlayamıyorsunuz. okuyamamış, genç yaşta tecavüze uğramış çocuk yapmak zorunda bırakılmış+
Sosyal medyadaki nafaka tartışmalarını okuyorum. Sesiyle denizcileri büyüleyip gemileri kayalara çarptıran deniz kızları gibi kötücül kadınlar dolaşıyor her köşede. 3-5 ay evli kalıp kendine hayat boyu baktıran, erkeği mahveden efsanevi yaratıklar bunlar.
Bu mitolojik kadınlar neredeler, kaç kişiler bilmiyorum.
Ama şu kadınları hepimiz biliyoruz, her birimizin en az bir tanıdığı var:
Evlenmiş, koca şiddetinden kaçamamış, dayak yiyip baba evine sığındığında “senin yerin kocanın yanı” diye geri yollanmış, boşanamamış… Çocukları için, parası olmadığı için, başına bir şey geleceğinden korktuğu için, konu komşu ne der diye duygusal, fiziksel şiddete katlanmış... Meslek edinememiş, çalışamamış, belki okutulmamış, belki çocuktan sonra işe dönememiş, bugünkü aklım olsa hiç evlenir miydim demiş... Annen, anneannen, bir teyzen, bir ablan, bir komşun, iş yerinden biri, bir arkadaşın, eve gelen yardımcı… Tanıyorsun.
Ülkedeki kadına şiddet ve yapısal eşitsizliği ele almadan nafaka ödeme konusundaki her itiraz kocaman bir haksızlıktan öteye gidemez…
Burdur'da intihar girişiminde bulunduğu iddiasıyla hastaneye kaldırılan 14 yaşındaki çocuk, 1 ay sonra komadan uyanıp cinsel istismar mağduru olduğunu ve kendisini hastaneye getiren şahıs tarafından vurulduğunu anlattı.
Olay, 8 Mayıs Cuma günü Şeker Plajı'nda meydana geldi. İddiaya göre, A.K. (62), aynı araçta bulunduğu E.H.'yi (14) taciz etti.
E.H.'nin tepki göstermesi ve direnmesi üzerine A.K., araçta bulunan tabanca ile çocuğun kafasına ateş etti.
A.K., ağır yaralanan çocuğu Burdur Devlet Hastanesine getirdi ve intihar girişiminde bulunduğunu söyledi. Ekipler tarafından bahse konu araç incelemeye alınırken A.K. ekipler tarafından gözaltına alındı.
Yaralı çocuğun hayati tehlikesi bulunurken A.K. isimli şahıs karakoldaki ifadesinin ardından 9 Mayıs günü çıkarıldığı mahkemece adli kontrol ile serbest bırakıldı.
1 aylık tedavinin ardından gözlerini açan E.H., alınan ilk ifadesinde A.K.'nın kendisini taciz ettiğini, direndiğinde kendisini silahla vurduğunu söyledi.
Bunun üzerine yeniden gözaltına alınan A.K., "çocuğa karşı cinsel istismar" ve "kasten öldürmeye teşebbüs" suçlarından tutuklandı.
Bu memlekette hayat hiçbir zaman olağan akmadığı için "hayatın olağan akışına aykırılığı" biz kesinlikle delil olarak kabul etmiyoruz.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Abdullah Yaman değerlendiriyor. 👇
İlişkiler "sevgi bittiği için" değil, saygı bittiği için bitiyor.
“Onu hala seviyorum aslında ama birlikte olmuyor.”
“Onu çok sevsem de artık toleransım çok düşük.”
“İnsan olarak çok seviyorum ama farklı hayatlardayız.”
Bu cümleler ayrılık yaşayan insanlardan çok sık duyduğum cümleler. Geçtiğimiz günlerde size Instagram üzerinden sorduğum sorulara da çok benzer cevaplar geldi. Sorulara cevap verenlerin %59’u ayrılığın en önemli sebebi olarak saygının bitmesini görürken sevginin bitmesini sebep olarak görenler %24 oranında kaldı.
Bu, ilişki biliminin en sağlam bulgularından biriyle birebir örtüşüyor.
John Gottman’ın 3000’i aşkın çiftle yaptığı çalışmanın çok önemli bir bulgusu var: Küçümseme ilişkileri bitirebiliyor.
Partnerimiz bir şey anlatırken gözlerimizi devirmek, ufak alaycı bir gülümseme takınmak, “sen ne anlarsın?” demek, sık sık sözünü kesmek, özetle ona hayranlığımızı ve saygımızı yitirmek…
Sevgi bir ilişkiyi başlatırken saygı devam ettiriyor aslında. Sevgi bitmeden de saygı bitiyor ve saygı bitince ilişki devam etmiyor.
Peki ilişkiler başka hangi sebeplerle bitiyor, gelin birlikte bakalım:
- Yan yana yaşamak ama farklı hayatlar sürmek. Bu da benim yaptığım ankette en çok belirtilen sebeplerden biriydi (%42) ama zaten araştırmalar da aynı fikirde. Aynı evdeyiz, aynı yatakta uyuyoruz ama duygusal mesafe büyüyor. "Artık ev arkadaşı gibiyiz" dediğimiz o an. Konuşmuyoruz, merak etmiyoruz, sormuyoruz. Özetle, birbirimizle ilgilenmiyoruz. Aramızdaki bağ inceliyor.
- Farklı hızlarda büyümek. Birimiz duygusal olarak ilerliyor, diğeri olduğu yerde sayıyor. Birimiz kariyerinde koşuyor, diğeri konforlu alanında mutlu. Anket cevaplarından biri buraya direkt oturuyor: "Yelkenlerimizin farklı rüzgarlara ihtiyaç duyması, ayrı yönlere gitmemiz." Farklı hızlar başlangıçta zenginlik gibi gelirken zamanla yollarımızı ayırıveriyor.
- Güven kırılmaları. Aramızdaki bağın en temelinde yer alan duygu, güven. İhtiyacımız olduğunda partnerimizin orada olacağına dair duyduğumuz derin inanç bizi ilişkide tutan en önemli sebeplerden biri oluyor. Bu inanç sarsıldığında aramızdaki bağ zarar görmeye başlıyor. İlla büyük yalanlara, aldatmalara gerek yok; art arda tutulmayan sözler, küçük ama biriken hayal kırıklıkları da güveni eritiyor. Kıskançlık, kontrol, sürekli sorgulama da yardımcı olmuyor.
- "Ben"i kaybetmek. Ankette şöyle bir cevap vardı: "İlişkiye rağmen yalnız hissettim, kendim olamadım." Sağlıklı bir ilişki ne iki kişinin tamamen birbirine dönüşmesi ne de sonsuz bir bireycilik olarak tanımlanıyor. Doğru kombinasyon aslında karşılıklı bağımlılık (interdependency) olarak görülüyor. İkimiz de ayrı birer kişi olarak var olmaya devam etsek de birbirimize güvenle dönebiliyoruz. Bağımsızlığını kaybeden, bir süre sonra sevdiği insandan da kopuyor. Çünkü ortada sevilecek ayrı bir "ben" kalmıyor.
- Konuşmanın bitmesi. Çoğu ilişkide problem “çok kavga ediyoruz” olmuyor. Bazen de tam tersine hiç kavga edilmiyor çünkü kimse riske girmek istemiyor. Bir taraf duvar örüyor ve diğer taraf duvarın arkasında duvara attığı ve asla karşılık alamadığı minik taşlarla kalakalıyor. Yine şöyle güzel bir cevap vardı: “Kavga etmekten korkıyoruz, isteklerimizi gözetip konuşmuyoruz, sonra patlıyor." Tam olarak bu aslında.
- Emek harcanmaması. Bir ilişki, iki kişinin de "bu ilişki var olsun, biz yan yana kalmaya devam edelim.” diye her gün küçük bir seçim yapmasıyla ayakta duruyor. Bir taraf çaba harcamaktan vazgeçtiğinde, diğer taraf ne kadar uğraşırsa uğraşsın ilişki genelde yerinde sayıyor.
Bütün bu sebeplerin ortak paydasını görüyor musunuz?
Bağlanmanın en temel ihtiyacı: görülmek, duyulmak, önemli olmak.
Cevaplarınızı okurken en çok tekrar eden kelime "görülmemek"ti. "Duyulmadığımızı, değer verilmediğimizi hissettiğimizde," demişti biriniz. Bir başkası: "Bana yabancılaşma, ilgisiz kalma." Bir diğeri "Sevmekle ilişkiyi yürütmenin farkını bilmemekten." diyordu.
İlişkiler "büyük" sebeplerle bitmiyor çoğu zaman. Görülmediğimizi hissettiğimiz binlerce küçük an birikiyor. Sonra bir gün son damla düşüyor ve biz onu "asıl sebep" zannediyoruz.
Bugün Anneler Günü.. Gelin size kendimden değil de başka annelerden bahsedeyim önce. Bu geçtiğimiz sene, hayatımda yakından tanıdığım annelerin sayısı belirgin ölçüde arttı. Ve ben:
- Eşi yanında olmasına rağmen doğru düzgün hiçbir destek alamadığı için sırtında çocuklarının bütün yükünü taşıyan,
- Boşandığı eşi hiçbir sorumluluğu gerçek anlamda üstlenmediği için çocuklarının her şeyi olmak zorunda kalan,
- Çocuğu okulda zorlandığı / dışlandığı / yetersiz hissettiği / uyum sağlayamadığı için onlar için, onlardan daha çok çırpınan,
- Bedensel sağlığını hiçe sayıp çocukları için her yere ve her şeye koşan,
- Çocuklarına yeterli ilgiyi verebilmek için kendi mesleğini arka plana atmak durumunda kalan,
- Çocukları daha iyi eğitim alsın ya da içinde bulunduğu alanda daha da çok gelişsin diye sabah-öğlen-akşam durmaksızın çalışan, koşturan, para kazanmak için didinen,
- Eşi ya da ailesinden başka birileri bir hastalıkla boğuştuğu için aynı anda hem o kişiye bakım veren hem de çocuklarını eksik bırakmamaya çalışan,
- Çocukları boşanma sürecinin etkilerini en az hissetsin diye canı çok yanmasına rağmen babaları kötü göstermemeye uğraşan
birçok kadının hikayesine yakından şahitlik ettim. Kimi zaman birlikte ağladık, kimi zaman birlikte çözüm aradık, kimi zaman çaresizlik içinde oturup kaldık. Ama sonunda hep bir şekilde ayağa kalkıp devam ettik.
Annelik, üzerinde çok fazla “oyun oynanan” kavram bence.. Ters giden ne varsa anneliğe yüklenebilir ne de olsa.. Üstelik kendi içinde zaten sürekli yetersiz hissettiğin bir rol olduğu için (çünkü bir “en iyi anne” mertebesi yok, bir kullanım kılavuzu yok, bir onay mercii yok - çok şükür ki yok bir yandan da) kendimizi sürekli daha iyisini yapmayı hayal ederken buluyoruz.
Bir anne olarak kendime de sürekli hatırlatmaya çalıştığım şu bilgiyi bugün bir kez daha burada paylaşmış olayım: Çocuk, mükemmellikten beslenmez; çocuk çabadan beslenir. Çocuk bir şekilde orada kalmayı başarmanızdan beslenir, çocuk her şeyin en iyi şekilde yapılmasından değil, hatalardan ders almaktan beslenir. Tersine, mükemmellik çocuğa ulaşılmaz bir hedef gibi hissettirip bizden uzaklaştırabilir bile.
Hepimiz için dilerim ki çocuklarımızla birlikte hata yapalım, birlikte ilerleyelim, birlikte düşelim, birlikte kalkalım, birlikte öğrenelim, birlikte yol alalım.
Yüreğinde anneliği hisseden, anne olmak adına çabasını hiç eksik etmeyen herkesin Anneler Günü kutlu olsun 🤍
“Doğru bulmuyoruz” dediğiniz cümledeki “biz” kim Mahinur Hanım @MahinurOzdemir
İmar barışı yapıp binlerce aileyi çürük çarık binalarda ölüme yollayan iktidarınız mı?
Kartalkayada aileleri ölüme yollayan düzeni kuran, Turizm Bakanınızın da içinde olduğu iktidarınız mı?
“Bana ve kızıma tecavüz ettiler” diyen Fatma Nur ve kızı Hifa İkra’yı korumayan ama Ayhan Şengüler’i koruyan iktidarınız mı?
Siz kimsiniz ki kadınların doğurma, doğurmama, sevme ve bağ kurma kapasitesine sınır çiziyor, kadınlara neyi doğru bulduğunuzu buyuruyorsunuz?
Milyon yıllık insanlık tarihinde 25 senelik bir toz zerresi bile etmeyecek iktidarınızla kadınların rahmine, kalbine ve zihnine ipotek koyma cüretini nereden buluyorsunuz Mahinur Hanım?
“Biz” kim?
Her kadın anneliğin kendisi için ne olduğunu, ne olmadığını ve nasıl yaşayacağını kendisi bilir. Kadınlar size ya da başkasına “neyi doğru buluyorsunuz” diye sormuyor. Her kadın kendi karar veriyor.
İstanbul Hukuk, Viyana Üniversitesi, Stanford Üniversitesi...
Gurur duyacağımız bir meslektaşımızken sadece görevini yaptığı için kendisinin onda biri kadar yetişmemiş bir katil tarafından katledildi. Arkasından sadece üzülmek kaldı bize de.
Onca yıl oku, çabala, kendini geliştir ve sadece işini yaptığın için hayatının baharında göçüp gitmek zorunda kal... allah geride kalanlara sabır versin ama bu katillerin cezasının en üst sınırdan verilmesini de biz sağlayalım.
Memleket ayar tutmuyor artık.
Sınır, görgü hak getire. “Bastırdım parayı karşılığını beğenmezsem kabalaşırım.”Kamusal alanda incelik, saygı, sevgi yerle yeksan. Ve bu trafikte, sosyal medyada, günlük ilişkilerde de aynı sertlik, aynı tahammülsüzlükle yaşanıyor. Kısacası bizim
birlikte yaşama kapasitemiz tükendi, tüketildi… Yazık…
Bugün kimseye zararı olmayan, tedavi altındaki hatta kendisi zorbalığa uğrayan hastam özel bir okulda velilerin tepkisi üzerine okuldan atılmak istiyor.. Bakın bu sapla samanı karıştırmak olur.. Özel eğitimde kaynaştırma elzemdir.. Bir çocuğun emniyetçi babasının tedavi direnci diğer çocukları kötü etkileyemez.. Lütfen aklıselim, lütfen sağduyu.. Çok üzgün ve şaşkınım.. Fatura bu çocuklara mı çıktı?
Maraş olayında en suçlu gördüğünüz kişi kim? Baba mı? Hah, o baba gibi milyonlarcası her gün beraber oturup kalktığınız eşim dostum dediğiniz sokakta yanınızda yürüyen insanlar.
Birileri şu anda “aman oğlum zayıf gözükmesin, yoksa gay mi, aman erkek olsun, çok mu yumuşak, çok mu farklı, damgalanır mı, psikiyatriste götürsem ilaç verecek, aman götürmeyeyim, psikologlar da anlamıyor ki, her gün de yeni bi icat çıkarıyorlar, gideyim okula konuşayım da idare etsinler, çok zeki ondan oluyor, büyüyünce geçer, erkek çocuk normal, aman paşa oğlum, yaman delikanlı oğlum, yapmış bir hata” vb. argümanlarla hem kendi hem başkalarının çocuklarının hayatını riske atacak taşları tek tek döşüyor.
Maraş saldırısındaki emniyet mensubu baba da Gülistan Doku cinayetini örtbas eden vali baba da aynı kumaş bu arada. Biri daha da güçlü sadece.
Erkekliğin kendisi suç şebekesidir. Hele arkasına devlet zırhını almışsa. Kim bilir örtbas edilen ne cinayetler var. Boşa demiyoruz şüpheli kadın cinayeti yoktur gizelenen erkek şiddeti vardır.
Hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkı, ancak bağımsız bir savunmayla mümkün. Kimseden emir almayan, düğmesiz cübbesiyle haksızlığın karşısına dikilen ve meslek onurunu her şeyin önünde tutan tüm meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Günü kutlu olsun! #AvukatlarGünü
Yetiştirememişsiniz hanımefendi! Olmamış! Eseriniz az daha bir hakimeyi makamında öldürecekti! Eğer odaya çaycı girmeseydi! Allah oğlunun küçümsediği çaycıdan ve polislerden razı olsun.
Siz evladınızdaki kriminal potansiyeli şu noktada bile kabul etmeyip bir de adliyenin ortasında Aslı Kahraman’ın üzerine mi yürüyorsunuz? Pes!
(Haber: @ceylanseverr)