Medyanın yüzde 90'ının anlatmadığını hatta bizzat çarpıttığı, yalan haberler yaptığı ortamda bu gazeteciler sayesinde İBB davasında olanı biteni öğreniyoruz. Lütfen sosyal medyada da takip edin ve destek verin hepsine.
Onların emeği sayesinde bilgi sahibi oluyoruz.
Sağ olsunlar var olsunlar.
Beraber yürüdüğünüz kişi bunu yapıyor mu?
B12, omega-3 ve sitikolin; beyin fonksiyonlarını için önemli moleküllerdir. Sinir hücrelerinin yenilenmesine; dikkat ve odaklanmaya, hafıza ve öğrenme süreçlerinin destekler. Sitikolinin sabah saatlerinde, omega 3’ün akşam saatlerinde alınması önemli.
💥 Türk polisi ve Amerikan polisinin yetkilerini gayet iyi şekilde kıyaslayabileceğiniz bir olay!
ABD'nin Rhode Island eyaletinin Newport şehrinin başsavcısı ve yanındaki kadın arkadaşı, bir gece kulübünde olay çıkartıyorlar ve işletme de polis çağırıyor. Polis "buyurun, karakola gidelim" teklifini yapmasına rağmen, ikili bu direktifi kabul etmiyorlar. Bunun üzerine polis kelepçe takarak araca bindirmeye çalışırken, kırmızı elbiseli kadın, kendisinin Başsavcı olduğunu söylüyor (I'm an A.G. yani Attorney General) ama polis hiç dikkate almadan kelepçeyi takıyor ve gözaltına alıyor. Araca bindirilirken Başsavcı Devon Flanagan "bu yaptığınıza pişman olacaksınız" diyor.
Peki daha sonra ne oldu dersiniz?
Bu videodaki kırmızı elbiseli Başsavcı, tazminatsız olarak işten atıldı! Yıllık 120.000 Dolar kazandığı işini kaybetti.
Türkiye'de olsa, bu işlemi yapan polisler Ağrı'ya sürgüne gitmişti şimdi. Doğru mu, değil mi? "Sen ne hakla Başsavcıya kelepçe takarsın" diye bir de amirlerinden hakaret bile işitmişlerdi.
İşte devletin sokaktaki temsili, bu videodaki gibi olur. Polis, devletin sahadaki bir numaralı temsilcisidir. Bunu başaramayan Türkiye'de, şu anda sokaklar suç tarlası haline geldi. Üç paralık serseriler, polisi bile dövüyorlar artık. Yetkililer ne kadar utansa azdır.
84 yaşındaki İngiliz-Avustralyalı Yahudi oyuncu Miriam Margolyes, “Bu aralar sizin için en büyük mesele ne” sorusuna, “Gazze” cevabını verdi:
“Bunu özellikle Yahudi olduğum için hissediyorum. 1941’de Holokost’un zirvesinde doğdum. Halkımın başka bir millete, aynı şeyi yaptığını düşünmeye dayanamıyorum. Holokost’ta Filistin halkının bir sorumluluğu da yoktu. O tamamen Avrupalıların eğlencesiydi. Kalbim kırık. Yüzleşmek zorunda olduğum en korkunç şey ise şu; Hitler kazandı, bizi değiştirdi ve kendisine benzetti.”
Hatay’da halkın tapulu zeytin arazilerine çöküyorlar.
Günlerdir Hatay’da savaşta bile dokunulmayan zeytin arazilerini yok edenlerin dramını duyurmaya çalışıyoruz.
Duyarsız kalanın akibeti bin beter olsun.
#Hatay#hataysamandağ#zeytinagaci#Zeytinedokunma#Hatayyetim
Aaaaaayyyyyyy, yeteeeeeer. Am göt meme am göt meme, kimin neresi görünmüş, kim neresini açmış, kapamış. Kardeşim sizin ben derdinize başlıycam ama, millet aç aç, çöp gibi evler bile 20 k kira olmuş. Hala gelmiş sütyen diyor bana ya.
Baba, hayatın bütün rengi gitti. Benim bildiğim hayat bitti. Yeni bir hayat başlıyor şimdi. Ürkütücü, bilinmezliklerle dolu. Daha önce hiç duymadığım bir şeyi, senden duyma ihtimalimin kaybolduğu, mavrasız.
Kendimi bildim bileli seni kaybetmekten korktum. Bu benim tek kabusum, zaafım, burnumdaki sızı, yutağımdaki yumru, karın ağrımdı. Öyle iyi, öyle benzersizdin ki, ‘bu adam bana sadece ölerek acı çektirebilir’ derdim.
Gece gece çaldığın kemanın, cümbüşün, udun sesi; bir çırpıda ezberden okuduğun şiirler, günde beş kere ve her birinde sanki yeni buluşmuşuz gibi bir heyecanla çıktığımız kahveler. Evlere sığamayışın. Kimseye kıyamaman. İyiliğe üşenmemen, kimseye gücenmemen, kalp kırmaktan bile daha çok korkman, birinin onurunu kırmaktan.
Baba, kalbim kırık’ diye arardım. ‘Baba grip oldum. Baba öksürüğüm geçmiyor. Baba kedim öldü. Baba aşık oldum. Baba uyku tutmadı.’
Ben, babalığına çok doydum. Şimdiye kadar verdiğin tek bana değil, oğluma ve onun çocuğuna bile yeter.
Bir babaya ihtiyacım kalmayıncaya kadar doyurdun beni. Ama dostluğuna doyamadım. O dostluğa doyulur mu?
Şimdi öfkelenmek istiyorum. ‘İki hafta sonra barış protokolü imzalanacak. Sonra rahatız. Ameliyat da olacağım. İki haftada ne olacak?’ demene kızmak istiyorum. Açlık grevlerine, cezaevlerine, işkencelere.
Bir tek kendinle ilgilenmeyişine kızmak istiyorum. Yapamıyorum. Bana Kandıra Cezaevi’nden gönderdiğin bir mektup yüzünden kızamıyorum.
‘Gidecek yolu olmayan, bir amacı olmayan ama hep yanında olan bir babayı sen istemezdin’ demiştin. Şimdi gitmek zorunda olmamanı istemez miydim?
Sana öfke duyanlar için, ‘Yoksulluğun ve yoksunluğun öfkesi bu, sakın içinde nefret biriktirme,’ diyordun. Doğduğundan beri yoksulluk, yoksunluk ve yetimlikle geçen ömründe sen öfkeni nereye sakladın, ben hiç görmedim. Herhalde kalbine... Bir tek mülk edinmeden, ikinci bir kazağı almadan, kimseden bir şey istemeden, borçsuz ve harçsız, boğazını değil onurunu besleyerek yaşadığın bu dünyadan gidiyorsun baba. Giderken neşemin birazını Can ve Yasin'e bırakarak; ama rengin tamamını alarak. Sana doyuncana sevgi verdim. Her gün söyledim sevdiğimi. Doyuncana kadar öpüp kokladım. Şimdi tüm renklerim de senin olsun. Gerçi sen orada da dostlarını bulursun.
Artık dinlen turna kuşum. Biz iyi olacağız. Çocuklara hep seni anlatacağız. Şakaların ağzımıza eğreti dursa bile taklit etmeye çalışacağız. İçimde tam tarif edemediğim bir huzur var şimdi. Artık mücadele etmek zorunda olmadığını bilmenin huzuru. Seni ayakta son gördüğümüz gün, bize bir poşet portakal ve bir kutu yumurta vermiştin. Can için daima bir cebinde mandalin, bir cebinde fıstık ezmesi taşımanı, teneke kutulardaki ballara ve dinlenme tesislerine olan özel sevgini hiç unutmayacağım.
Seni ayakta gördüğümüz son gün arabana binmeden önce bize söylediğin son cümle kulağımı tırmalıyor şimdi: ‘Cano'nun düğününü görmeden gitmeyeceğim.’ Tutmadığın sözün yoktu, gittin mi? Barışı görmek istiyordun. Çocukların yetim kalması kalbini parçalıyordu. Sütten de ağzın hiç yanmıyordu. Bir tür barış mıydı bilmiyorum; ama hastane koridorlarındaki sınıfsız, bayraksız, hüzünlü, umutlu kalabalıkta barışa benzer bir şey gördüm ben. Gözün arkada, aklın bizde kalmasın. Bana güzel sesinle okuduğun dizelerle...
‘Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden.
Acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
Ama hiçbir rüzgâr dolduramaz boş kalan yerini,
Bir yaşamdan ötekine birlikte uçan turnaların yerini gökyüzünde.’
#SırrıSüreyyaÖnder'in kızı Ceren Önder Kandemir, babasının ardından seslendi: "Babalığa doyurdun beni ama dostluğuna doyamadım. O dostluğa doyulur mu?"
Eşimin dg için pasta yaptırdım. Adamlar pastayı tam istediğim saatte gönderdi, pastanın şekli, lezzeti, malzemesinin bolluğu beklediğimden de iyi çıktı. Adamlara wpden teşekkür ettim, google'da yüksek puan verdim, memnuniyetimi yorumlarda yazdım, instadan takip ettim şimdi de tweet atıyorum. Ülkede esnaflar yaptıkları işi o kadar özensiz yapmaya başladı ki işini iyi yapanlara anlamsız bir minnet duymaya başladım.