Harvard Üniversitesi hocalarından önemli antropologlarımızdan Prof. Dr.Nur Yalman vefat etmiş. Büyükada’dan tanışırdık. Adadaki Abdurrahman Hancı ve Turgut Cansever’in tasarladığı evini bana gezdirmişti. Müthiş bir mimarisi vardı evin. https://t.co/vUrpafhynC
Sevgili Nilay, tüm incelediğin diğer evler gibi bu evi de o kadar güzel anlatmışsın ki, Nur Bey’le konuşuyor gibi hissettim kendimi.Dönem mimarlığının bir özelliği mobilyaların, dolapların, masa örtülerinin özgün tasarım olması. Detayların da öyle.Şimdiki mimaride bu yok.
Bu macerada kaç ev gördüm böyle güzel korunan, bakılanını, kıymeti bilinenini az gördüm. Nur Bey'e rahmet diliyorum. Sevenlerinin başı sağolsun 🌿 Eve bakın anlarsınız zaten
Gazeteci #İsmailArı 75 günlük tutukluluğun ardından ilk duruşmada TAHLİYE EDİLDİ.
İsmail Arı (@ismailari_) 22 Mart’ta ailesini ziyaret ettiği Tokat'ta bayram günü.. gözaltına alınıp..Ankara'ya getirilmiş ve tutuklanmıştı!
#GazetecilikSuçDeğildir
Özgür Özel karizmatik bir politikacı değil. Özellikle de olmaya çalışmıyor. Neyse o. İçimizden biri.Söyledikleri söylemediklerini gizlemek için değil. Yüzüyle içini gizlemiyor. Karizmanın kendisine bir fayda sağlamadığını anlıyor halk yavaş yavaş. Özellikle gençler.
Zafer Toprak’ın Galata’da Osmanlı Bankası Müzesindeki Yuvarlak Masa tartışmalarına katılırdım bazen. İstanbul’un dört bir yanından amatör tarihçiler de katılırdı. Konuşmak ne mümkün. Zehir gibi amatörler, konuşmacı profesörlerin tek tek yanlışlarını bulup, yüzlerine vururdu.
Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nün kurucu başkanı, Atatürk: Kurucu Felsefenin Evrimi ve Türkiye'de Milli İktisat gibi çok değerli eserleri kaleme alan Cumhuriyet'in yetiştirdiği en önemli akademisyenlerden Zafer Toprak'ı saygıyla anıyoruz
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
🔴#SONDAKİKA | İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Yerebatan Sarnıcı'nın İBB'den alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne devriyle ilgili kararın yürütmesini durdurdu.
Yerebatan Sarnıcı'nın İBB'den alınmasına durdurma kararı verildi.
🔴 Milli futbolcu gözaltına alındı!
'Ailesi hala nereye götürüldüğünü bilmiyor...'
🔴 Filistin Kadın Milli Futbol Takımı oyuncusu #RandHalawani'nin gözaltı süresi uzatılırken, eski bir milli futbolcu da dahil olmak üzere dört Filistinli kadın daha gözaltına alındı.
📌 Futbol Federasyonu karara tepkili
📌 Can güvenliklerinden endişe ediliyor...
İşte, ayrıntılar...
https://t.co/GCUPeIiYZ0
Ah! Nasıl üzücü bir haber!
Çizgi Roman sanatçısı, eşsiz Persopolis filminin yaratıcısı, kadın hakları savunucusu Marjane Satrapi’yi kaybetmişiz. İranlı sanatçının Dikiş Nakış isimli olağanüstü bir çizgi öyküsü de vardı.
🔴 ÚLTIMA HORA | Muere la ilustradora y cineasta Marjane Satrapi, a los 56 años. La familia de la autora del popular cómic ‘Persépolis’ informa de que la creadora ha fallecido “de tristeza” tras la muerte de su marido hace un año https://t.co/1cTLqZ3lRi
Bunu yazan doğru yön bulmak ve doğru yer tesbiti için saatin gerekli olduğu kuralını bilmiyor.Saat yayının farklı sıcaklıkta farklı genleşmesi yer tesbitini ve yön bulmayı imkansızlaştırıyordu. Farklı genleşme özelliğine sahip iki metalli saatlerin bulunması işi kolaylaştırdı.
Benim bir tarafım var. Benim tarafım Cumhuriyet Halk Partisi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin birlik bütünlük içinde kalması, sadece Partimiz için değil, tüm muhalif kesimler için çok kıymetlidir.
AKP, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyiliğini istemez. Bölmek ister. Çok başlılık ve kardeş kavgası olsun ister. Dün de istiyordu, yarın da isteyecek. Onlar bunu kendilerine görev edinmişler.
Yargı hamlelerini engelleyemeyebiliriz. Ama bunun siyasi sonuçlarını değiştirebilecek hamleler yapabiliriz.
Bu sürecin çok uzamaması gerekir.
Kaotik durum çok uzarsa işin tadı kaçar. Birbirimizin yüzüne bakamaz hale gelmeye başlarız. Bu, en olmayacak şeydir.
Biz bütün muhalefetin amiral gemisiyiz. Partinin bölünmesi, önümüzdeki seçimde oyun kurucu olma vasfını zorlaştırır. Bu sıkıntıya girersek sıklet merkezi değişmeye başlar.
Ayrışma, partimizin politikalarına yansımış değildir. Uzarsa yansır. Ve bu işten kimse avantajlı çıkmaz.
O zaman da “Partide kimden yanasın?” diye sorulan sorular anlamlı olmaktan çıkar. Kimin yönettiğinin, kimin ne makamda olduğunun hiçbir anlamı kalmaz.
Onun için “Ben partiliyim, partinin yanındayım” diyorum.
Bugün partinin bütünlüğü, partiyi kimin yönettiğinden daha kıymetlidir.