BAZEN BİR İNSANIN ADI, BİR KELİMENİN SINAVINA DÖNÜŞÜR
Bazı insanlar yaptıkları işlerle tanınır.
Bazıları ise yıllar geçtikçe, adlarından daha büyük bir soruya dönüşür.
Osman Kavala da bugün, yalnızca bir insanın adı değildir.
Aynı zamanda bendeki bir soru!
Özgürlük ne kadar bekleyebilir?
18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve o tarihten bu yana özgürlüğünden mahrum.
2022 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı; karar 2023 yılında Yargıtay tarafından onandı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 2019 yılında tutukluluğunun hak ihlali oluşturduğuna ve serbest bırakılması gerektiğine hükmetti.
Bugün itibarıyla yaklaşık 3.210 gündür cezaevinde.
Düşünün…
Bir toplumun kültürü yalnızca müzelerinde yaşamaz.
Bir tiyatro sahnesinde yaşar.
Bir köy okulunda yapılan resim atölyesinde…
Bir konser salonunda…
Bir çeviri kitabın ilk sayfasında…
Birbirini hiç tanımayan insanların aynı masada konuşabilme cesaretinde yaşar.
Çünkü kültür, bir ülkenin hafızasının dolaşım sistemidir.
Kan nasıl oksijen taşıyorsa…
Kültür de umut taşır.
İnsan bedeni hareket etmediğinde kaslar zayıflar.
Toplumlar konuşamadığında ise vicdan zayıflar.
Belki de bu yüzden özgürlük yalnızca kapıların açılması değildir.
Düşüncenin nefes alabilmesidir.
Bir fikrin, korkudan daha uzun yaşayabilmesidir.
Tarih bize bunun ilk kez yaşanmadığını anlatır. Size bir çırpıda bir yığın isim yazabilirim.
Sokrates, düşüncelerinden dolayı baldıran zehri içmeye mahkûm edildi. Galileo, teleskobunun gösterdiği gökyüzü ile dönemin iktidarının görmek istediği gökyüzü arasında sıkıştı.
Oscar Wilde, edebiyat tarihine yalnızca eserleriyle değil, özgürlüğünden mahrum bırakılmasıyla da geçti.
Antonio Gramsci hapishanede, “Beyni çalışmaya devam etmesin.” denilerek susturulmak istendi; o ise Hapishane Defterlerini yazdı.
Václav Havel demir parmaklıkların ardından, hakikatin bazen en güçlü muhalefet biçimi olduğunu anlattı.
Nelson Mandela yirmi yedi yıl sonra cezaevinden çıktığında intikam değil, birlikte yaşamanın siyasetini kurmaya çalıştı.
Voltaire’in düşünce özgürlüğüne dair savunduğu ilke, Albert Camus’nün Veba‘da anlattığı vicdan sessizliği ve Hannah Arendt’in çoğulluğu demokrasinin nefesi olarak tanımlaması, aslında aynı sorunun farklı yüzyıllardaki yankılarıdır,
Ve bu soru şudur!!!!
Bir toplum, farklı seslerle yaşayabiliyor mu?
Bir insanın adı üzerine farklı görüşler olabilir.
Mahkemeler karar verir.
Tarih ise çoğu zaman yalnızca kararları değil, o kararların toplumların vicdanında bıraktığı izleri de kaydeder.
Çünkü bazen yıllar sonra insanlar, bir davanın ayrıntılarını değil…
O dönemin özgürlüğe nasıl baktığını hatırlar.
Biyolojide ilginç bir gerçek vardır.
Uzun süre kullanılmayan sinir yolları zayıflar.
Kullanılanlar ise güçlenir.
Bağışıklık sistemi de tek tip hücrelerle çalışmaz.
Yaşam, farklı hücrelerin birlikte var olabilmesi sayesinde direnç kazanır.
Toplumlar da böyledir.
Farklı düşünceler bir hastalık değil, sağlıklı bir toplumsal bağışıklık sisteminin işaretidir.
Özgürlüğü kullanan toplumlar onu korumayı öğrenir.
Korkuyu kullanan toplumlar ise zamanla onu normal sanmaya başlar.
Nazım Hikmet’in dizeleri belki de bu yüzden hâlâ günceldir:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşçesine…”
Çünkü özgürlük, yalnızca tek bir insanın meselesi değildir.
Bir toplumun birbirine ne kadar alan açabildiğinin ölçüsüdür.
Bir ülkenin gerçek gücü nedir?
İnsanları aynı düşündürmesinde mi saklıdır?
Yoksa farklı düşünenlerin de birlikte yaşayabilmesinde mi?
Çünkü özgürlük, yalnızca açık bir kapı değildir.
Bir toplumun aynaya bakarken gözünü kaçırmamasıdır.
3210 defadır kaçırıyoruz.
***
1- Eğer Tayyip gözlerimi kaparım , işimi yaparım dese bile;
2- SEÇSİS ile seçim hileleri önlenebilecekse,
YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK HEVESLİLERİNE ONURSAL CUMHURİYET BAŞSAVCISI
SABİH KANADOĞLU'NDAN UYARI
***
Kimse kendi kendine gelin, güvey olmasın!
***
YENİ ANAYASA
***
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun Yeni Anayasa konusundaki görüşleri:
***
1. Bu meclis; dört yıl için yasama yetkisi almıştır.
2. Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.
3. 1. ve 2. maddelerde belirtilen nedenlerle bu meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.
4. Yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için,
a. Önce halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği halkoylamasına sunulur.
b. Nitelikli çoğunlukla kabul edildiği takdirde barajsız bir seçimle bir kurucu meclis oluşturulur.
c. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı yeniden referanduma sunulur.
***
EĞER; ÜLKENİZİ SEVİYOR VE KORUMAK İSTİYORSANIZ , BU YORUMUN YAYILMASINA PAYLAŞARAK YARDIMCI OLUNUZ ...
Aa çapsız herife bak. Kendisiyle fotoğraf çektirmedi diye gencin diplomasını vermemiş. Ülkede liyakat olmayınca boyle rezil ve kompleksli akademisyenlere kalıyor ortalık..