Kurtuluş Savaşından bu yana en büyük milli mücadelenin içindeyiz.
Ya onlar kazanıp Cumhuriyeti yıkacaklar.
Ya biz kazanıp Cumhurlyeti kurtaracağız.
Meseleyi bu ciddiyet ve kararlılıkla ele almak gerekiyor.
Genel Başkanımız Özgür Özel:
“Taktiksel olarak Z’ye kadar planımız var. Ama aday konusunda alternatif aramayız.
Ne yaparlarsa yapsınlar, yasaklı da olsa hapiste de olsa adayımız Ekrem İmamoğlu’dur, kampanya onun üstünden yürür. Çünkü kararı ben vermedim, millet verdi.”
Bugün 2,2 milyon yurttaşımız sel olup Maltepe meydanından taştı. Bayram arefesinde, adalet için, iradesine sahip çıkmak için meydanları dolduran tüm yurttaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Bu daha başlangıç. Bundan sonra her hafta sonu bir ilde, her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde meydanlardayız.
Bu millet susmayacak:
Adayımı bırak, sandığı getir!
"Dünyanın hiçbir devleti ceza muhakemesinin canlı yayınına izin vermez" hurafesini bir tarafa bırakalım. Barosuna avukat olarak mensup olduğum ülkelerden İkisi de dahil olmak üzere pek çok ülke, özelllikle de toplum genelinin kamu vicdanıyla yakından ilişkilendirdiğini belli ettiği davalarda canlı yayınla süreci tüm topluma şeffaflaştırıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika, Hollanda, İspanya, Avustralya ve İngiltere, ceza davalarının halka canlı yayınla şeffaflaştırılmasına izin veren ceza muhakemesi kanununa sahip ülkelerden sadece bazıları. Bir toplumun ciddi bir bölümünün demokrasiye dair kaderiyle ilişkilendirdiği bir dava olmayan O.J. Simpson davasının tamamının hem de ta 30 sene evvel CourtTV'den ve ciddi bölümünün CNN üzerinden yayınlandığını bugün kendi geleceklerinden kaygı duyan gençler bilmeyebilirler, ama hocaları hatırlayıp hatırlatabilir. Bunun gibi örnekleri ABD'den ve başka ülkelerden çoğaltmam istenirse bunu da yapabilirim. Ilk anda aklıma bir diğer örnek olarak Güney Afrikalı olimpik ve paralimpik atlet Oscar Proteorius'un Güney Afrika'da adam öldürme suçundan yargılandığı dava ikinci bir örnek olarak geliyor.
Şeffaflık için niyet varsa, yolu var. Toplum devlete bu konunun siyasetle değil adaletle ilgili olduğunu bilmek istediğini açık biçimde beyan etti. Siyasi erk sahibi iktidar, "neden sokaklardasınız, çıkın savunun" diyor. Muhalefet, "hem de tüm toplumun gözü önünde ve mahkeme süreçleri içerisinde savunuruz, yayınlayın da tüm toplum görsün" diyor. Bu noktada iktidarın "hukuk el vermiyor" söylemine sapması, bizi en baştaki "hukuk kimin içindir?" ve "hukuk ne olmalıdır?" sorularına geri götürür.
Hele de toplum için hassas somut meselelerle karşılaşıldığında anında düzeni değiştirme kabiliyetinin topluma önemli kontrol ve etkinlik sağlayacağını beyan ederek oy toplayıp Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmiş olan bir iktidarın, "biz de isterdik ama ne yazık ki yayınlanamayacak, zira hukuk böyle" söylemine sapması, sadece çelişkilerin daha da derinleşmesine ve şüphenin daha da somutlaşmasına yol açar.
Sayın Ekrem İmamoğlu hakkındaki ceza yargılamasının tüm unsurlarının TRT'de yayınlanması gayet yerinde ve tartışılıp üzerinde düşünülmesi gereken bir öneri. Şeffaflık için niyet varsa, yolu var.
Gelecek başkanlık seçimlerini kazanmasına kesin gözüyle bakılan Ekrem İmamoğlu'nun önce diploması iptal edildi sonra uydurma suçlamalar ile hapse atıldı.
Hukukun üstünlüğünün ve güçler ayrılığının esas olduğu demokratik bir Türkiye için,
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!