Oyun şirketi Paradox'un Discord sunucusunda profil resminde Mustafa Kemal Atatürk bulunan kullanıcılar engellendi.
— Yetkililer, Atatürk'ün sözde "Ermeni soykırımı" sırasında İttihat ve Terakki üyesi olduğunu öne sürerek "tartışmalı bir figür" olduğunu iddia etti.
@Snn188182 İşte Vadi Dosyası!
💥 2004 MIT - Kurtlar Vadisi Krizinin Arka Planı
💥 Osman Sınav'ın Mezara Götürdüğü Sırrı
💥 Deli Yürek Dizisinin Bilinmeyen Sırrı!
💥 Olmayan MIT Raporunun Aslı
💥 Şenkal Atasagun'un Açıklamasındaki Uyumsuzluk ve Soru İşaretleri
👇
https://t.co/yUw5CHnc9K
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.
Değerli dostlar; yeni anayasa cehennemine giden yolda düne kadar uçuk komplo teorisi ilan edilen her şeyin tek tek gerçekleştiğini kendi gözlerinizle görüyor ve kulaklarınızla duyuyorsunuz.
Geldiğimiz noktada; terör örgütleri, suç grupları ve mafyatik yapılanmalar el üstünde tutulup meşru varlık gösteriyorken; dürüst, sade, cumhuriyetçi vatandaş marjinalize ve kriminalize ediliyor. Bir toplumun bu denli kendine yabancılaştırılması, değerlerden koparılması elbette iş bilmezlik veya tesadüf değildi.
Hainin el üstünde tutulup namuslunun cezalandırıldığı, ayakların başa geçtiği, tersin düz ve düzenin de tepetaklak olduğu yerde devlet bahçeli adındaki hilkat garibesinin terörist başı öcalan'a özgürlük çağrısı, hem bu düzende hem de kendi döneklik tarihinde son derece tutarlı bir ihanettir. Ancak bu ihanetle neyi hedeflemektedir? Neyi amaçlamaktadır? Kimlere hizmet etmektedir?
Çözüm süreci adlı kara lekeyle terör örgütünü aklamaya, meşru muhatap haline getirmeye çalışan iktidar, STK'lar ve bilimum gazeteciler; yaptıklarının bedelini bu ülkenin kahraman askerlerine ödetmiş, ülke bir iç savaşın eşiğinden dönmüş, bizim de ruhumuza bu kin ve öfke mıh gibi çakılmıştır.
Şimdi, seçimden sonra durup dururken başlayan ve aslında daha tanımlaması bile yapılamayan Kürt sorunu takıntısı, yeni anayasa süreci doğrultusunda bu ülkenin bağırına saplanmak üzere hazırlanan bir başka hançerden ötesi değildir.
Dur durak bilmez şekilde güce tapan bu isimler, bunaklık yaşına gelmiş olmalarına rağmen hala gücün peşinde bu ülkeye ve millete ihaneti göze alıyorken, bu ihaneti de kahve köşelerinden fırlama abuk subuk komplo teorisi sıçmıklarıyla meşrulaştırmaya çalışanlar bilsin ki; biz bu filmi daha önce izledik. Bu millet, "siyaseten dedim" gibi zırvalamayı dinlemez, Gazi meclise terörist başını sokmaya çalışanların başına o meclisi kurduğu gibi yıkar.
Tek kalsam dahi anayasayı, bu ülkenin ulusal bütünlüğünü ve Türk Milletini kanımın son damlasına kadar savunacağım. Yeni anayasaya kategorik olarak karşıyım, karşı kalacağım. Bizim duruşumuz yıllardır sarsılmaz şekilde net. Asıl karşı cephenin şeklini bütün boyutuyla görmek istiyoruz.
Zamanında idamdan kurtardığı terörist başının hasretiyle yanıp tutuştuğu görülen bahçeli, çok istiyorsa İmralı'ya yanına gidebilir, makamında ağırlayabilir. Ama şunu unutmasın ki; bugün, vaat ettiği eylemi gerçekleştirirse kendisini ipten kurtaracak başka bir Bahçeli yok.
Bu çeşitlenmenin boyutunu önümüzdeki süreçte çok daha net göreceksiniz, zira kullanışlı aparat arayışında devletler ve kurumları için bu ölüm ve bu ölümün mirası çoktan bir açık arttırmaya dönüşmüş durumda.
Türk Devleti'nin, 15 Temmuz'un üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen, bütün kaynaklara ve imkanlara rağmen, hala bir yol haritası oluşturamamış, yapılanmayı tam anlamıyla tanımlayamamış oluşu, iktidarın kendi sıralarına sıçrar korkusuyla gözünü sadece küçük balıklara dikerken köpek balıklarını görmezden gelmesi - hatta beslemesi, üstelik geldiği muhafazakar kökene dokunur diye bu yapının sosyolojik faktörlerine bakmaması - hatta "karşı mahalleye" atmaya çalışması, başta meşhur diyanet raporu sürecinde olduğu gibi hem benzer yeni tehlikelere tomurcuklanma imkanı tanıyor, hem de mevcut tehlikeyi çeşitlendiriyor.
Bu yüklerden kurtulmak maksadıyla günübirlik şovlara başvuranların, yani sembolik mücadele edenlerin, yine bu ölüme sembolik bir anlam yüklemeleri gayet tutarlıdır.
Beyin ölümü çoktan gerçekleşmiş bir maşanın fiziken ölmüş olması, o maşayı tutan üst akıl var olduğu sürece hiçbir anlam taşımadığı gibi, adalet önünde terletemeyip uzaktan eceliyle ölüşünü izleyerek ilahi adalet ummak Türk Milleti için tarihi bir utançtır.
Beyinsizliği şart koşmuş bir yapının, kendisi de bir üst akla tabi başının ölmesine sevinecek değiliz.
O üst akıl Pensilvanya'da değil, Washington'da oturmaktadır.
O üst akıl ki; Suriye'de PKK devleti kurmakta, Türkiye'yi günden güne zayıflatarak işgal için hazırlamakta ve kültürel soykırım yürütmektedir.
Tıpkı o üst aklın Irak'taki maşasını harcayarak Suriye'de yarattığı beyine bizleri ikna etmeye çalıştığı gibi, Pensilvanya'daki beyinin ülkemizdeki maşalarının da maşaları, sizleri rehavete ikna etmeye çalışmaktadır.
Bazı virüslerin merkezi ölümü gerçekleşse de ortadan ayrılan solucan gibi özerk devam ettiğini, bu parçaların maşa arayışında üst akılların iştahını kabarttığını düşünürsek; titiz bir cerrahın aksine şartlar gereği ilkel tedavi yöntemiyle uzuv keser refleks veren Türk Devletini bekleyen tehlike geçmemiş - tam aksine çeşitlenmiştir.
Sokak ortasında açık açık tecavüze girişen iki itin videosunu izledim. Hayret ve öfkeyle kalmışken serbest kaldıklarını öğrendim. Daha bunları hazmedemeden önüme bir kadının sinir krizi geçirdiği video düştü. Önünde blurlanmış bir şey duruyordu. Size yemin ediyorum o vahşeti dakikalarca idrak edemedim. Ailemleydim. Bir aileme bir önümdeki görüntülere baktım. Hem görsel hem işitsel milyonlarca insan saatler içerisinde aynı dehşete kapıldı.
Her cenahın yorumunu okudum, okumaya çalıştım. Önce uyuşturucu dendi, sonra psikolojik vaka dendi, kimisi satanizm dedi. "Çözümleri" olan da vardı; kimi çıktı idam istedi, kimi şeriat istedi, kimi Atatürk'e saldırdı, kimi kendi siyasi rakibini işaret etmeye çalıştı, kimisi de böyle günah çıkarmaya çalıştı.
Akşamüzeri bu sefer meşhur DC grupları, Panelciler konuşulmaya başlandı ve 'harekete geçileceği' söylendi. Yıllardır anlatılan ifşa edilen ama kimsenin dokunmadığı meşhur Panelciler.
Ben bu tartışmalara aynı gün girmek istemedim. İdam isteyene "26 suç kayıtlı iti içeri alamayan adamların eline bir de idam mı vereceksin?" demedim. Anime ve Dizileri suçlayanlara "IŞİD infaz videoları ve savaş görüntüleri izleyerek yetişmiş bir neslin diziye ihtiyacı mı var sence?" demedim. Sorumluluktan kaçmak isteyen siyasal İslamcı tayfayla tartışmaya hiç girmedim.
Saydığınız bütün problemler doğru. Bunu da ülkecek bir günde idrak etmemiz güzel. Sayılan bütün problemler doğru ama nedeni değil.
Açık açık videoyla tehdit eden ruh hastası bir yıl boyunca bu terörü sürdürüp katliamla bitiriyor ve yargıdan tutun emniyet güçlerine kadar sistem iflas ediyor.
Ülke uyuşturucu bataklıysa, psikolojik sanrılar yaşanıyorsa, bunalım atmosferi varsa, polis tecavüzcüyü salıyor, yargı suç makinesini serbest bırakıyor, bütün verilerimiz Panelci veletlerin ellerinde meze oluyorsa TEK sebebi tüm bunların sorumluluğunda olup bir de yeni anayasa kovalayan ihvancı İKTİDARDIR.
"Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır." diyordun. Şimdi İstanbul'un göbeğinde kurbanlık koyun gibi kesiliyor millet. Senin de iki tane kızın var, aynı gün Teknofest kutluyorsun, hiç mi için sızlamıyor? Bu çakalları iki dakika içerde tutmuyorsun, ama sana iki laf edeni dışarı çıkarmıyorsun. Pandemi bahanesiyle çıkarttığınız onca tipin yaptıkları eleştirdiğiniz Rahşan affını gölgede bıraktı. Bir de utanmadan hala sitede ötüyor tarihçi kılıklı şakşakçı yavşaklar.
Millet iki gündür sorumluluk hissedip adalet arıyor, sağlamaya çalışıyor da - asıl sorumluluk sahipleri; siyasiler ve devlet nerede? Bugün değilse ne zaman?
#kadinavecocuğadokunma
@spectromani@suleymansoylu Özgüveninizin sebebi dehşet cehaletiniz. Böyle bir söz asla söylenmemiştir. Hatta inandığını şehir efsanesinde bile Carter yoktur.
Buyurunuz şuradan;
https://t.co/JrkQz8TwHV
@VeCahil @suleymansoylu Kemal Yamak, ÖHD ve Özal dönemi hakkında binlerce belge taramış adama Vikipediyle geldin de cahil evladım; tek cümlenin alındığı kaynak linkine tıklayıp "biz teklifi reddettik" haberini de mi okumadın?
Iç Savaş olurdu. Eski bir bakanın Türk ordusuna CIA güdümlü demesi sadece cehaletle açıklanacak bir iş değildir.
Türk ordusunda CIA angajesi tek bir grup vardı; sizin de TV kanalları ve Olimpiyatlarına konuk olarak yakinen tanıma fırsatı edindiğiniz.
CIA ve Amerikan bağlantısı arıyorsanız şayet; bu yapı ve sizin kendinizi mirasçısı gördüğünüz Turgut Özal'dır cevabı.
Hani sizin "milletiyle, camisiyle, cemaatiyle devleti buluşturmuştur. Çağ atlatmıştır" dediğiniz Özal. 12 Eylül'de fellik fellik kaçan ve Özal'ın korumasıyla serbest kalan Gülen. O "devletle buluşan cemaattir" işte cevap.
ABD istasyon şefi Özal "çağ atlatıyor", ama TSK, CIA emrinde çalışıyor öyle mi?
O darbe Postalla değil, badem bıyıkla gelirdi. Ne olurdu? Ekonomimiz çökerdi, fişlenme korkusuyla siyasi eleştiri yapılmazdı, demokrasimiz çöker parti devleti haline gelirdik, insan kaynağımız beyin göçüyle ülkeden gider yerlerine kaçaklar gelirdi, geriye gider ve millet öz güvensizlikten kimliğini inkar etmeye, ülkemize sövmeye başlardı.
Ne olurdu?
Cevap şu; siz olurdunuz.