De ki: “Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
Yeni mushaf düzeni şimdi Tevhid Meali web sitesinde!
Kur’ân-ı Kerim’i, alıştığınız gerçek mushaf düzeniyle dijitalde okuyun. 📖
💻 Web sitemize eklenen yeni özelliklerle:
• 4 farklı tema
• Tek veya çift sayfa görünümü
• Satır hizasında Türkçe meal
Ayetleri dinleyin; yer imine ekleyin, kopyalayın, paylaşın veya tefsirini okuyun.
Hemen başlayın: https://t.co/Cf1oA2S6jm
İfsat sayfalarına yol verip, sırf insanları ıslaha davet ettikleri için hocaların hesaplarını kapatanlar... Dijital sansürlerinizle hakkın önünü keseceğinizi sanadursunlar; biz sizin bu kokuşmuş düzeninize hiçbir zaman boyun eğmedik, bu da size dert olsun
#NatoSansürü
Bu dersimizde Allah’tan başkası adına kesilen adakların hükmünü ele alıyoruz.
"Onlar, adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü her şeyi kuşatacak olan bir günden korkarlar." (İnsan, 7)
https://t.co/tQe1LEytlI
Sistem bu cesareti nereden aliyor? Muhafazakâr mahallenin sessizliğinden.
Evet, çoğu insan bakıyor; 'Benim hesabım kapatılmış mi? Hayır, kapatılmamış. O zaman benlik bir durum yok' diye düşünüyor..
işte zalim tam da buradan besleniyor. Ya hep beraber itiraz edeceğiz
#NatoSansürü
Tevhid ehli hocaların hesaplarının kapatılması, yalnızca bir sansür değil; "Ya benim çizdiğim sınırlar içinde din anlatırsın ya da hayatını sana zindan ederim." anlayışının bir yansımasıdır. Baskı ve tehdit ile hakikat susturulamaz.
#NatoSansürü
Cübbeli
Sistem; daha önce de hesapları askıya alarak, erişim engelleri getirerek ve bazı hesapları tamamen kapatarak hakkın sesini bastırabileceğini zannetti. Oysa hakkın tabiatı şudur:
Allah (cc), hakkın sesinin daha gür çıkmas��nı dilediğinde, batılı ona musallat eder ve onu birtakım engellemelerle yüz yüze bırakır. Böylece hakkın sesi daha çok duyulur, daha fazla insan tarafından fark edilir ve hak, kendini ifade edecek ortamı bulur.
Yüce Allah’a hamdolsun.
#NatoSansürü
Cübbeli Ahmet yıllardır uydurma hadisler rivayet ederek Allah Resulü’ne iftira ediyor, insanlara iftira atıp bel altı vuruyor. Din dilini bir YouTuber diline çevirerek İslam’a zarar veriyor ve ahlak sınırlarını zorlayan işler yapıyor.
Başta kendi camiası olmak üzere tasavvuf meşrepli hocalar ise bunca zaman suspustu; hatta onunla yan yana gelmekten imtina etmiyorlardı. Ne zaman ki Mahmut Ustaosmanoğlu'na ve kendilerine zarar vermeye başladı, işte o zaman hep beraber Cübbeli’ye saldırdılar.
Şimdi bunlara sormak lazım: Allah Resulü’ne iftira atılırken onun kanallarına çıkıp onu meşrulaştıranlar, neden konu Mahmut Ustaosmanoğlu olunca ayaklandınız?
Kendisine muhalif olan herkese 'FETÖ' iftirası atarken onu yere göğe sığdıramayanlar; şimdi size aynı yafta yapıştırılınca mı hakikate geldiniz?
Siz ve lideriniz, İslam'dan ve Allah’ın Peygamberi'nden daha mı değerlisiniz? Allah ve Resulü için bu adama buğzetmezken, konu kendiniz olunca ne de güzel 'İbrahimi bir duruş' sergilediniz!
Yargıtay’ın bozduğu karar ortadayken Yusuf Hoca’nın cezaevinde tutuluyor olması, Türkiye’deki hukuk sisteminin içinde bulunduğu durumu gözler önüne sermektedir.
Bir insanın ömründen çalınan her günün ağır bir vebali vardır. Yüce Allah’tan bu mağduriyetin bir an önce son bulmasını diliyorum.
#YusufZiyaHocayaAdalet
Hidayet öncüsü ve İslam davetçisi olmanın iki temel şartı vardır.
Bu şartların ilki; insanları hayra davet etmek, Allah’a (cc) çağırmak, Emr-i bi’l Ma’rûf ve Nehy-i ani’l Munker ve insanlar üzerine şahit olmaktır. Bu, sözle yapılan bir eylemdir.
İkinci şart ise temsil etmektir. Toplumu neye davet ediyorsak o hakikatlerin temsilcisi olmak, bize bakanların bizde İslam’ı görmesi demektir. İkinci madde birinciden genellikle daha önemlidir; zira insanlar duyduklarından değil, çoğu zaman gördüklerinden etkilenirler.
🎥 El-Hâdî | El-Esmau’l Husna 57