Aralık 1922… Cumhuriyet henüz ilan edilmemiş, Ankara ise Millî Mücadele'nin merkezi.
Fransız fotoğrafçı ve kameraman Camille Sauvageot'nun kamerasından, Ankara'nın ve Mustafa Kemal Paşa'nın bilinen en erken hareketli görüntülerinden biri.
Henüz bugünkü başkent siluetinden eser yok; bozkırın ortasındaki Ankara sokaklarını, dönemin insanlarını ve Mustafa Kemal'i hareketli görüntülerde izliyoruz.
Çekimler bugün Albert Kahn Müzesi'nin “Archives de la Planète” koleksiyonunda korunuyor.
Ankara, Aralık 1922.
#gdhtarih
@OzarslanMesut Kendine yaptır sen zira bu döneklik normal değil çünkü!!! Ayık kafayla bu hızda dönmek başını döndürmüş senin belediye başkanı mı temizleyecek ilçeyi uyuşturucudan? Polismisin narkotiksin hakim savcı mısın nesin sen? Senin görev park bahçe işine bak sen
@solcugazete60 Hafize adını hiç kullanmazken muhafazakarların yurtdışından gelen kurtarıcısı rolü için ilk adını kullanmaya başlamıştı. Al sana Hafize. Al sana görgüsüzlük. Al sana köylü psikopatlığı. Al sana sonradan görmelik.
@solcugazete60 Ulan akp şu 25 senede tüm varoşları görgüsüzleri sonradan görmeleri başımıza musallat ettin. Bir laf vardır ya ayaklar baş, başlar ayak oldu diye. Lan devlet adamlığı diye bir kavram vardı sildi attı hersey gibi bu iktidar. Her taraftan dökülüyoruz amk
Komşularına rahatsızlık verdiği gerekçesiyle şikayet edilen Hafize Gaye Erkan’ın, oğlu Aslan Selim için sitenin ortak alanında düzenlediği doğum günü kutlamasına dair görüntüler ortaya çıktı.
(Patronlar Dünyası)
@bosunatiklama Bu Drone'lar sokağa sıçılmış pardon sürülmüş çocuklara, son ses müzik açıp insanları rahatsız eden hırtlara filan değil de sadece kendi halinde alkol alan birine kullanılır. Çünkü Sirkiye Cumhuriyeti olmak bunu gerektirir. İnsanları taciz edip öldürebilirsiniz ama içki yasak aq
İstanbul Fatih'te alkol tüketen şahıslara polis dronuyla anons yapıldı.
"Bu bir polis dronudur. Bu bölgede alkol içmek yasaktır. Derhal bölgeden ayrılın."
Dostluk etmekle gurur duyduğum Cem Yılmaz, yüzümüzü hiç güldürmemiş siyasetçilerin kamplaştırma çabalarının en yoğun dönemine denk geldiği halde, gelmiş geçmiş en büyük komedyenlerimiz arasında yer alabilmiştir. Yüzümüzü güldürenlere şifa dilerken kutuplaşmayalım. Değerimizdir.
4 kardeşi difteri ve kuş palazından öldü.
Askeri lisede öğrenciyken sıtma oldu. Hayatı boyunca sıtmanın etkileri devam etti.
Hasta hasta zindana atıldı.
Trablus'da gözünden, Çanakkale'de göğsünden yaralandı.
Bu fotoğrafın çekildiği anda üç kaburgası kırık, böbrek sancısı çekiyor.
1 sene sonra da kalp krizi geçirecek.
Tarihte mucize yoktur.
Mucize denilen şey, halk sevgisi, zeka ve inattır.
Zekasına, inadına ve sevgisine müteşekkiriz.
"Donovan'ın Beyni" ve pek çok, güzel radyo tiyatrosunu ingilizce dinlemek için, üstelik radyo tiyatrosunun altın çağını yaratan seriden,
bkz. altta @mserdark tavsiyesidir.
📌 Büyük usta Ertem Eğilmez, Hababam Sınıfı Güle Güle filminin TV'de gösterildiği gün (18 Şubat 1986) Tele Magazin dergisine bir röportaj vermiş.
📍 24 Şubat 1986 tarihinde yayımlanan röportajda Hababam Sınıfı, Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Tarık Akan ile ilgili ilginç ifadeler kullanmış.
❓ Sizden bütün olarak Hababam Sınıfları’nın öyküsünü dinlesek...
👉 Hababam Sınıfı’nın şöyle bir öyküsü var:
Benim büyük bir kadrom vardı. Münir Özkul, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit... İlkinde en önemli rolleri Metin Akpınar Zeki Alasya oynayacaklardı, ama çekimlere 15 gün kala Arzu Film’den ayrıldılar. Bu sefer oynatmak istemediğim Tarık Akan’ı, çok istediği için, oynattık. Tarık Akan ikincide de oynadı mecburen, ama üçüncüyü çekeceğimizi anladığı zaman, o ilkinde oynamak için yalvar yakar olan Tarık, bunda oynamamak için Arzu Film’den ayrıldı.
👉 Dördüncüde büyük bir fire vermedik, çünkü kızlar geldi. Beşincide Kemal Sunal gitti. İlyas Salman geldi. Altıncıda Münir de gitti, defter kapandı. Altısında da oynayan tek oyuncu Adile Naşit’tir.
#kimseslendirdi #ertemeğilmez #adilenaşit #tarıkakan #kemalsunal
Yakup Kadri’nin Yaban’ında bir yerde “İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?” diyordu. Bu çağda insan insan olur da nasıl maden işçisinden yana olmaz? Anlamıyorum. Depremde, yangında yardıma ilk çağrılan; dünyanın en çileli, en riskli işinin emekçi insanları bunlar.
Antik Yunan yazar Aristofanes'in MÖ 411 yılında yazdığı ünlü barış ve kadın komedisi Lysistratayı (Kadınların Savaşı) Epidavros antik tiyatrosunda onbinlerce tiyatroseverle birlikte izlemek unutulmayacak bir hayat deneyimiydi. #tiyatro#barış
Dostoyevski'nin "Budala" romanında, Prens Mişkin kurşuna dizilmek üzere olan ve cezasının infazına sadece beş dakika kalan bir adamın hikâyesini anlatır. Adam kalan vaktini titizlikle böler: İki dakikasını arkadaşlarıyla vedalaşmaya, iki dakikasını kendini dinlemeye, son bir dakikasını da etrafına bakmaya ayırır. Ölüme saniyeler kala içinden, "Acaba affedilsem, hayata geri dönsem ne olurdu? Her dakikayı bir asır gibi yaşardım, tek bir ânı bile ziyan etmezdim!" diye geçirir. Gerçekten de son anda affedilir ve ona yeni bir ömür bağışlanır. Daha sonra Prens Mişkin'e adamın bu sözünü tutup tutmadığı sorulduğunda ise şu cevabı verir: "Hayır, tutmadı. Bağışlanan dakikaların birçoğunu yine boş yere harcadı."
İnsan, zihninde her zaman koşullar değiştiğinde ya da eline yeni bir şans geçtiğinde zamanın kıymetini çok daha iyi bileceğine inanma eğilimindedir. Kendisine yeni bir fırsat sunulduğunda hiçbir şeyi ziyan etmeyeceğine dair kendine büyük sözler verir. Ancak arzulanan noktaya ulaşıldığında ya da imkânlar genişlediğinde, kişi genellikle başlangıçtaki farkındalığını hızla kaybeder ve yine alıştığı ritme döner. Çoğu zaman hayatın veya zamanın hakkını verememenin nedeni elde yeterli fırsatın olmaması değil insanın, elinin altında sürekli var olduğunu düşündüğü her şeyi hızla sıradanlaştırıp kanıksamaya yatkın doğasıdır.