Hocalarımız Firavun’dan bahis açılınca “yokuşta bir tek onun atının ayağı tökezlemezdi” derdi. Firavunlaşmak biraz da yaşadığımız pürüzsüzlüğün hakkımız olduğuna inanmaktır.
Ve bugün…
Bir yaşını daha geride bıraktı. Hayata sayesinde anlam yüklediğim, bu yaşında tam anlamıyla ‘yeniden doğdu’. Hayat, kendisini kendisinden yeniden doğurdu. En güçsüz hâlimle mücadelesine şahit olduğum, en güçlü hâliyle yanı başımda. Hayatı çok seviyor oluşum bu yüzden.
Yaşamımı yaşanabilir kılan, yaşadığım yeri yuva yapan bugün bir yaş daha aldı. En heyecanla, en telaşla, en korkarak beklediği yaştı belki de… O bir yaş daha aldı, onun yanımda bir yaş daha almasını dilediğim her gece ben belki beş yaş daha aldım.
Önüne gelenin yüksek lisans, doktora, akademik süreçler hakkında konuşmasının tek sebebi konuşmuş olmak için konuşmak. Nasıl bir zihniyete sahip olduğunuza dair merakımız, alana karşı olan merakımızdan daha fazla olmaya başladı.
Önüne gelenin yüksek lisans yapmak istemesinin tek sebebi başkasının altında kalmamak. Akademik kadro mu istiyorsun yok, alana karşı merakın mı var yok, zorlanacağını bile bile sorunca söylemek yada bioya eklemek için yapılan bir emek israfı
“Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar,
Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan.”
İlim ve bilim aşkının kadınlar için aslında ne ifade ettiğini, belli bir yaşa kadar kendini geliştirseydin öğrenebilirdin. Yukarıdaki beyti senin anladığın dilden açıklayayım: acınası bir hâldesin.
Hanımlardaki yüksek lisans aşkını anlamıyorum. Evlisin, çocukların var, halihazırda çalışıyorsun. Bu yoğunluk ve koşturmacanın içinde yüksek lisans neden?
Bir büyüğüm kısaca bana şöyle demişti; biri senin tavuğunu keserse sen de onun ineğini keseceksin ki sana kimse bulaşmaya kalkmasın. Ben de öyleyim, durduk yere kimseye zarar vermem, efelenmem, zarar görene kadar..