yönetmen sinemalarının tek kelimelik özeti:
- kiarostami: ağaç
- bergman: yüz
- wong kar wai: neon
- ozu: ev
- bela tarr: çamur
- angelopoulos: bavul
- wim wenders: yol
ulus baker'in dediği gibi “michel foucault’nun da dediği gibi, deleuze’ün de dediği gibi, jean baudrillard’ın da dediği gibi, spinoza’nın da dediği gibi..”
Béla Tarr, Werner Herzog ekolündendi, sanatın dev sermayenin bir metasına dönüştürülüp halktan/kitlelerden yalıtılmasına karşıydı.
Hatta bir seferinde filmlerinin kaçak DVD’lerini satan Perulu bir abimizle fotoğraf bile çektirmişti.
Şu fotoğrafın güzelliğine bakın, önlerine bir de ustanın filmlerini dizmişler🤣
Sadece fotoğraf değil, âdeta politik bir manifesto!
bela tarr geride muazzam derinlikte bir insan ezilmişliği, yoksunluk, anlam arayışı, yalnızlık ve manzaralar bırakarak gitti. “sinemada hiçbir zaman yaşamın kendisini görmedim ve tanıdığım insanlar hakkında hiçbir şeye tanıklık edemedim” demiş. o yüzden alışılageldik filmlerde yağan yağmurla insanlar mutluluk duyup arınırken, bela tarr'ın sinemasında çamura, garibanlığa, sefalete bulanmış zorlu bir yaşam gerçekliği bize yansır.
filmlerindeki kaotik atmosfer ve uzayıp giden zaman, insanın varoluşunun ağırlığını taşır. izleyicinin dışarıdan bela tarr'ın kadrajındaki çaresizliğe, güç bela hayatta kalma çabasına sızması, tüm ağırlığıyla bizi çürüten zaman algısını sorgulamasına kapı aralar ve bela tarr için zaman, hesaplanabilen bir şey olmaktan çıkıp insanın yaşadığı derin bir ıstırabın yansımasına dönüşür.
sinemasına hayat veren sert ve gerçekçi o büyülü siyah beyaz akış ve durağanlık, tarr'ın ülkesi macaristan'ın yağmura, çamura, rüzgara teslim olmuş hali, gençlik yıllarıyla beraber yaşadığı toplumsal dönüşümün, ruhunun bezendiği duyguların, kayıp giden zamanlarının da bir aktarımıdır.
alışıldık mutlu bir son yoktu sinemasında, aksine aşılmaz bir karanlık vardı ve yağmur, rüzgar, yüksek tepelerde hayat bulan, insanı kesen soğuk; filmin hem ana konusu hem de başrol oyuncusuydu. bela tarr da filmlerindeki gibi hiçliğin ortasında, insan ruhunun derinliklerinde bir anlam bulma umudunun acımasız yolculuğunu nakşederek, belki bize de her seyirde aynı soruyu kendimize sorma ağırlığını bırakarak gitmiştir.
görüntü: satantango, şeytanın tangosu, 1994.