Lorik Cana: "Bu kız çocuğunun fotoğrafı beni derinden üzüyor. Halklarımız arasında samimi bağların kurulduğu, ortak ve barışçıl bir geleceğe dair umut ve perspektif sunması gereken bir nesil için üzülüyorum; oysa 1992'de henüz doğmamış olan, o savaşı yaşamamış bu nesil, nefreti miras alacak şekilde eğitilmiş.
2. Dünya Savaşı'ndan bu yana insanlığa karşı işlenen en korkunç suçtan sorumlu bir suçluyu yurtsever sanacak, soykırım cezasını ise millete yapılmış bir hakaret olarak görecek şekilde yetiştirilmişler!
Tüm milletlerin gelecek nesiller için yapması gereken ev ödevleri vardır; ancak Sırbistan geçmişten ders almıyor, sorunlu geçmişinde yaşamaya devam ediyor ve siyasetini değiştirmeyi düşünmüyor!"
On yedi yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Kurslara, tiyatroya, sinemaya, konsere, sergiye gidiyorum. Kafelerde, restoranlarda oturuyorum. Kadıköy’de, Beşiktaş’ta ve İstanbul’un daha pek çok yerinde dolaşıyorum. Gece hayatını da gördüm, tekneyi de.
Ama bugüne kadar gittiğim hiçbir yerde “her yer eskort” diyeceğim bir manzarayla karşılaşmadım.
Çünkü ben dünyayı yalnızca gözlerimle değil, hayatımı nasıl kurduysam öyle görüyorum. Gittiğim yerler, içinde bulunduğum çevreler, kurduğum ilişkiler ve temas ettiğim insanlar, gördüğüm dünyanın sınırlarını belirliyor.
O yüzden “her yer eskort” cümlesi bana eskortlardan çok, o cümleyi kuran insanın hangi dünyanın içinde yaşadığını düşündürüyor.
Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele şu:
Bence seks işçiliği herkesin yapabileceği bir iş değil. Bence bu dünyadaki en zor iştir.
Bir insanın istemediği bir bedenle, arzu ve bağ olmadan, yalnızca para karşılığında yakınlık kurabilmesi korkunç. Mesele yalnızca bedensel bir temas değil. İnsanın mahremiyetini, beden algısını, sınırlarını ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi mahveden bir şey.
Zihnin ruhtan, ruhun bedenden ayrılmasını gerektiren; arzu ile görevi, mahremiyet ile işi, yakınlık ile parayı birbirine karıştıran bir düzen. İnsanın kendi bütünlüğünü parçalayan bir deneyim.
Ve böyle bir hayatın içindeki bir kadına yukarıdan bakmak, onu değersizleştirmek kolay; ama meselenin yalnızca yarısını görmektir.
Arz varsa talep vardır. Kadının bedeni satılıyorsa, onu satın alan bir erkek vardır.
Ama biz yine kadını konuşuyoruz.
Kadının bedenini, kıyafetini, tavrını, “varoşluğunu”…
Erkeği ise görünmez kılıyoruz.
Kusura bakmayın ama ben böyle bir çift görsem erkeğe acırım.
Parası olmasa karşısına oturacak bir kadın bulamayan; tipiyle, sohbetiyle, tavrıyla, zekâsıyla, mizahıyla, karakteriyle bir kadının ilgisini çekemeyen; kendisini seçilebilir kılan hiçbir şey üretmeyip parayı tek sermayesi hâline getiren ve satın aldığı yakınlığı arzu zanneden zavallı erkeğe.
Asıl ucuzluk, asıl düşüklük, asıl yazıklık budur.
Para bir bedene erişim satın alabilir; arzuyu satın alamaz.
Bir geceyi satın alabilir; yakınlığı yaratamaz.
Ben seks işçisine değil, onu satın aldığı için kendisini üstün sanan erkeğe acırım.
Kadını “varoş” ilan edip kendisini değerli sanan kadına da.
Bir de kadınların birbirini bu kadar kolay aşağılamasına…
Çünkü bir kadını değersizleştirmek, insanın kendi değerini yükseltmez. Sadece başkasını aşağı çekerek kendine yükseklik aradığını gösterir.
Başa dönecek olursak:
Herkes gittiği yerde kendinden bir şey görür.
Sen her yerde eskort görüyorsan, ben bundan eskortlar hakkında değil, senin baktığın dünya hakkında bir sonuç çıkarırım.
Çünkü dünya, hepimizin önüne aynı hâliyle serilmiş bir manzara değil.
İnsan, temas ettiği hayatların içinden bakar dünyaya!
Şu muhabir, harika bir toplum mühendisliği eseridir mesela. Ne filistini gerçekten sever ne de suriyeden gerçekten nefret eder. Ne sevdiğini ne için sevdiğini bilir ne de nefret ettiğinden ne için nefret ettiğini bilir. Politik propaganda ne söylerse sevgisi de düşüncesi de ona göre belirlenir.
Vicdanı da merhameti de aklı da kiralıktır başkasının elinde ve etkisindedir. Zaten filistinli kadın da ona haddini bildirmiş, o da yılların boş ve ezber laflarıyla karşılık verebilmiş: ama onlar kaçtılar ama kudüs bizim kırmızı çizgimiz bla bla bla.
Deniz Zeyrek için "yeterli gelecek şey", Kürtlerin yok olması aslında. Bunu söylemek istiyor da, bu bir suç olacağı için söyleyemiyor tabii.
Önce PKK sonra SDG'nin feshi; Kürtlüğün "terör" ve "kaçakçı" sıfatlarından kurtulması demektir, Arap-Kürt gerilimlerinin Şam merkezli bir şekilde çözülmüş olması demektir.
Ve 12 Temmuz 2025 tarihinde, Erdoğan'ın formüle ettiği Türk-Kürt-Arap ittifakının oluşum koşullarının yükleniyor olması demektir.
Zeyrek'in hazmedemediği şey bu somut gerçeklik ve bu yeni Kürtlüktür.
🔴 11 çocuğu olan çiftçi bir baba, “Bu kadar çocuğun varken robotlara niye ihtiyaç duyasın?” diyerek çocuklarını küçük yaşta iş makinelerini kullanmaya yönlendirdi.
Bilmediğin şey hakkında konuşma.
Parası olan sırf sıradan halk ile aynı yerde bulunmamak için gider ederinin 10 katını verir daha iyi muhitte yemek yer içer. En güzel arabaya biner. Yatıda olur katıda.
Bu ülkenin zenginleri corollaya biner, sıradan kıyafet giyer, ortalama bir muhitte oturur, özgüvenli olur ama şımarık olmaz, eli boldur ama gösteriş yapmaz. Akrabası, çevresi "baba adam" der, kimse toplam servetini bilmez.
Bunlar ekonomi dengesinin değişmesiyle ortaya çıkan "sonradan g��rme" tiplerdir. Paraları var ama servetleri yok. Gösteriş hevesiyle patlamaya müsait ticari girişimler yaparlar ve nitekim 10 yıl içinde tekrar varoş mahallesine dönerler.
orta sınıf mensubu bi arkadaşım estetikle burnunu yaptırdı. mounjaro ile zayıfladı. elektrikli araba kullanıyor. chatgpt ile hayatını yönetiyor. dünyanın en güzel şehri istanbul'da yaşıyor. söylediğine göre hayatının en premium dönemini yaşıyormuş
bundan 20 yıl öncesine kadar sadece örneğin koç sabancı vs gibi zenginlerin erişebildiği şeyler şu an avama inmiş durumda. özel şoförümüz var. otopilot. özel asistanımız var. chatgpt. özel diyetisyenimiz var. chatgpt. medikal estetiğe erişim çok kolaylaştı 5 dakikada yeni burun yapıyorlar 6 kredi taksidine (garanti olursa tek çekim). herkes avrupaya japonyaya tatile gidiyor
harika bir zaman dilimi
20 yıl önce örneğin vehbi koç'un parası vardı ama mounjaro'su, ozempiği, chatgpt'si, sessiz elektrikli arabası, cebinde her şeyi bilen bir asistanı yoktu
teknoloji sayesinde ultra zenginle orta sınıf eşitlendi diyebiliriz ya da bir zamanlar sadece ultra zenginlerin erişebildiği şeyler orta sınıfa kadar indi
şu an ultra zenginle orta sınıf arasında tek fark belki yatla fethiye koylarında dolaşmak olabilir ama onu da yat kiralayarak yapabiliyorsunuz
bunun dışında ultra zenginin tadabildiği ama orta sınıfın tadamadığı hiç bir şey kalmadı gibi ya da çok niş şeyler kaldı
belki hala kağıt üzerinde koçlardan sabancılardan daha zengin değiliz ama bazı noktalarda onlarla aynı hatta daha iyi yaşadığımız kesin