Barış Göktürk (2 ay önce):
“Ben kavga etmeye ve savaşmaya geliyorum. ‘Fenere Barış geliyor' diye pankart açıyorlar bana sağ olsunlar ama ben Barış'a değil Savaş'a geliyorum!”
Edin Dzeko, Bosna Hersek'teki çocuklara muhteşem bir mektup yazdı.
"Bosna Hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var.
Hiçbir şey imkansız değil.
Hiçbir şey.
Bosna Hersekli olduğumuz için şanslıyız. Bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. Bambaşka bir kaderim olabilirdi.
Saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. Başladığında 6 yaşındaydım. Sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. Annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. Bu birinci gündü. Dört yıl boyunca sürdü. Ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkun�� geçiyordu. Evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. Hepimiz yerde uyuyorduk.
Birlikte Monopoly oynardık. Dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. Kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. Sirenleri ve bomba seslerini duyardık. Bazen yer sallanırdı.
Oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. Sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı.
Dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. Peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? Tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. Nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. Çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık.
Annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. Yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. Ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim.
Zaman zaman suyumuz biterdi. Kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. Elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. O kovaları taşırdık. Üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... Saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. Yemek de bizim için problemdi. Ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. Bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... Nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. Tatları inanılmazdı. Her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor.
Günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. Geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. Küçücük çocuklardık. Onlarca masum insan öldü. Ne için?
Para için. Güç için. Ego için.
Yani hiçbir şey için.
Bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum.
Bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum.
Ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor.
Savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. Futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. İmkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu.
Her şey paramparça edilmişti. Futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. Babam eskiden ekmek taşırdı. Ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. Yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. Bunu asla unutmadım. O da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. Arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi.
Hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. O dönemde Serie A en iyi ligdi. Shevchenko'yu duydunuz mu? Ona bayılırdım. İtalya'yı çok severdim. Dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. Orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. Zeljeznicar'ın A takımında futbol oynamak tek hedefimdi. Hocalarımdan biri bana Sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. Ho��uma gitmişti.
19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni Çekya'ya götürmek istediğini söyledi. Bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. Dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. Sadece daha iyi olmak istiyordum. Bedenimin en güçlü tarafı zihnim. Teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "Edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler."
Beni 25.000 Euro'ya almışlardı.
2 yıl sonra Wolfsburg'a imza attım. Milan'la karşılaştık, Sheva ile forma değiştim.
Sonra Manchester City beni 37 milyon Euro'ya satın aldı.
Sonra Roma'ya gittim.
Savaşta büyümüştüm. Gerçekten bir peri masalı yaşıyordum.
Hiçbir şey imkansız değil. Bosna'yı Dünya Kupası'na götürmek bile.
2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. İlk kez Dünya Kupası'na o yıl gitmiştik. Hayatlarımızın en iyi günüydü.
Litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. Hakem son düdüğü çaldı, Bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. İçimden 'delirmişler' demiştim.
Sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. Gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu.
Babamdı.
'Baba, ne oldu?' dedim.
'Duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi.
Sarıldık ve ağladık.
Ne yazık ki Brezilya'da şans bizimle değildi. Bunu hatırlamıyorsunuz ama Nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. O gün VAR yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. Ama bizim küçük ülkemiz Maracana'da sahaya çıkmıştı. Dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik.
Şimdi ise geri dönüyoruz.
Komik olan ne biliyor musunuz? Martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. Müslümanım, o dönem Ramazan ayıydı ve bizim de Galler ve İtalya karşısında bir işimiz vardı. Ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim.
Galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik.
Tek hissettiğim şey panikti. Zamanımız bitiyordu.
Sonrasında bir korner oldu. Beni sıska bir adam marke ediyordu. 'Harika' dedim. Topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "Daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim."
Şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. Biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar.
Sonra İtalya'yla oynadık. Donnarumma'dan korkuyordum. Çok büyük. Ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. Sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. İlk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. İzleyemedim ve golü attık.
O an dedim ki, belki de izlememeliyim. Sadece tribünün sesini takip edeyim. Halkımı dinleyeyim.
İtalya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı.
Sonra bir kez daha kaçırdılar. Sadece dua ediyordum. Gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı.
Esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'Ben de izleyemiyorum' dedi.
Geldi, bana sarıldı. Kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik.
Sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk.
Buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. Siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. Ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. Mental olarak bu çok zor. Eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. Sizler gibi. Karnımda kelebekler uçuşuyor.
Eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: Değdi.
Her şey değdi.
Kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez.
20 yıldır Bosna'dan uzağım. Bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. Bu 20'nin 9'u İtalya'daydı. Çocuklarım Roma'da doğdu. Orası hala benim ikinci evim ama ne zaman Saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. Herkes orada. Ben de çok mutluyum. Bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor.
Halkım için oynuyorum. Saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. Sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. Bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. Hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da...
Asla başarılı olamadılar.
Benim sayemde değil. Yetişkinler sayesinde de değil. Biz asla öğrenemiyoruz. Sizin sayenizde çocuklar.
Bana son bir iyilik yapın tamam mı?
Saraybosna, Roma ya da St. Louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister Müslüman, ister Musevi, ister Katolik, ister Ortadoks olun. Nereden geldiğinizi asla unutmayın.
Bosnalısınız. Dünya ayaklarınızın altında.
Hepinizi çok seviyorum.
Sevgilerimle,
Edin."
Ülkenin yediden yetmişe her kesimini bir araya getiren nadir organizasyonlardan birine katılmışız, siz hala siyasi parti reklamı yapma derdindesiniz. Kötü niyetinizi şeytan görse ayakta alkışlar. İnanılmaz..
A Millî Takımımız için, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda, AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan “Siz Hepiniz Biz Türkiye” marşı sizlerle.
Millî Takımımızın Dünya Kupası yolculuğunda birliğimizi, beraberliğimizi ve ortak heyecanımızı yansıtan bu anlamlı çalışma; milyonlarca vatandaşımızı ay-yıldızlı formamızın etrafında buluşturan güçlü bir mesaj taşımaktadır.
Bu kıymetli eser için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Ak Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı’na, katkı sunan, emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
🚨 ÖZEL 🚨
Bugün bu ülkenin üniversitesinde Şanlı Türk Bayrağını açan gençlere kemer ve bira şişeleriyle saldırıldı!
Saldırıyı gerçekleştiren şahısların teker teker fare gibi yakalanmasını ve en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz!
Gazeteci Fatih Altaylı: "Konyaspor ile Fenerbahçe arasında oynanan kupa maçına, maç sırasında stadyumun üzerinde alçak uçuş yapan süpersonik jetlerin gürültüsü ve stadın üzerinde tur atan helikopterlerin sesi damga vurmuştu.
Kimse de ne olduğunu anlamamış, en iyimser düşünenler bunun planlı bir eğitim uçuşu olduğunu zannetmiş ve keşke maçtan sonra yapsalardı demişti.
Şimdi öğreniyoruz ki, işin aslı büyük bir rezaletmiş.
Konya’daki hava üssünün komutanı, fanatik bir Konyaspor taraftarı olduğu için, emrindeki jet filosuna ve helikopterlere stadyum üzerinde alçak uçuş yaparak konuk takımı tedirgin etme emrini vermiş.
Ve olay ortaya çıkınca da Genelkurmay tarafından apar topar görevden alınmış ve tenzili rütbe sayılabilecek bir şekilde Ankara’da başka bir göreve atanmış. Bu atamayı yapan hangi komutansa eline sağlık. Böyle rezil bir emir olamaz.
Ama bu aynı zamanda Türk Ordusunun yıpratılmışlığına da bir örnek.
Böyle birisi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde generalliğe yükselebiliyor ve hiç ama hiç utanmadan, hadi utanmadan geçtik hiç çekinmeden böyle bir emir verebiliyor. Pervasızlığa, edep yoksunluğuna bakın. Yüksek Askeri Şura nasıl böyle bir hata yapabilir, disiplin abidesi diye bildiğimiz TSK’da nasıl böyle biri general olabilir.
Böyle birini görevden almak ve daha düşük bir seviye göreve atamak yetersiz.
Bence o uçakların ve helikopterlerin yakıt masrafı ve yıpranma masrafı bu askerî edepten yoksun sözde generalin maaşından, maaşı yetmiyorsa tazminatından kesilmeli.
O uçaklar ve yakıtları babasının malı değil."
Fenerbahçe kamuoyunun çok büyük bir kısmının üzüntüsü Tedesco için. Herkes her şeyin farkında. Steril ortamı sunmadığınız adamı günah keçisi ilan ettiniz. Zatürre sürecini dahi yönetemediniz. Hiçbir şeye cevap veremediğiniz gibi, hocanın söylemlerine de kulak asamadınız. Her basın toplantısı bir mesajdı. Geldiğimiz günden beri forvet arıyoruz diyen adama, medya yoluyla transfer istemedi ihalesi dahi yıkmaya çalıştınız. En sonunda da gönderme kriteriniz başarısızlığı değil, dün söylemlerinde birilerinin kuyruğuna basması sebepli rahatsız olduğunuz için. Bileti kesilenler belli ama en fazla gözükenlere en ufak dokunma yok nedense? Havalimanında görüntü vermekten transfer yapamayacak konuma gelenler işini sanırım çok iyi yapıyor da biz farkında değiliz. Adamı “ültimatom” saçmalığı adı altında itibar zedeleme malzemesi yaptınız ona dahi sesi çıkmadı. Alma mazlumuz ahını çıkar aheste aheste demişler. Yolun açık olsun hocam! Tekrar edeyim, herkes her şeyin farkında.
gerçekten üzülen biri telefonu sabitleyip ağladığı anı videoya alarak sosyal medyaya atmaz. kadının psikolojisinin katil o evladından hiçbir farkı yok. çocuğundan gencine herkesin kafası gidik memlekette….
Ne mafya dizileri, ne savaş oyunları ne sosyal medya. Bu ülkenin birinci sorunu refah seviyesi düşüklüğüdür. Psikolojisi bozuk toplum çok sayıda çürük birey çıkarır. Makam arabalarınızdan inip otobüslere binin ve insanların birbirine nasıl baktığını görün. Her şeyi çözersiniz.
Y kuşağı %90 oranında Counter Strike oyunuyla büyüdü, ata sporu gibi bir şeydi bu nesil için. Oyun iki grubun silahli çatışmasıydı. Ama kimsenin aklına okulu basıp arkadaşlarını taramak gelmiyordu. Yani demem o ki, sosyolojik bir çöküşün suçlusu "oyunlar" olamaz.
Emeğimizi çaldılar diyor sergen efendi!
05-06 sezonunda bu geri dönmeyi sen yaparken emek yok muydu?! Konu Fenerbahçe olunca herkes evliya oluyor bu ülkede!
Mert Hakan Yandaş: 6 yıl önce bir tercih yaptım, Türkiye’nin en büyük kulübüne geldim. Bir maçtan sonra verdiğim röportajın bedelini ödüyorum. Hangi maçın röportajı olduğunu herkes biliyor!
(@taylanozansedef)