Bugün hazırladığım AİHM başvurusunu PTT vasıtasıyla kargoya vereyim dedim.
Dosya 1050 gram geldi. Gönderi ücreti: 3.585 TL.
Ben daha ödemeye davranırken PTT’deki memur, “Hak aramak pahalı yahu, böyle olmaması lazım.” dedi.
Ben de, “Hadi bu ta Strazburg’a gidiyor; yabancı para birimiyle, uluslararası kargo işi görülüyor. Türkiye’nin içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmak da 6024 TL.” dedim.
Adam bir an durdu. Dumura uğradı.
Sonra sadece, “Allah bildiği gibi yapsın.” dedi.
Ben sustum, o sustu.
Bazen iki insanın aynı anda susması, uzun bir hukuk makalesinden daha çok şey anlatıyor.
bugün elime ulaşan mektubunda Mehmet beyin yazdıkları. son dr kontrolü değerlendirmesini ve değişen ilaç dozunu yazmış . sonra sağlık durumunu anlatmış. kaç kere okudum gözyaşı döktüm bilmiyorum.Ben okurken dayanamazken o hepsini yaşıyor hemde tek kişilik hücrede
@adalet_bakanlik
bugün Mehmet bey için özel dua istesem sizlerden.
ruhen çok yorulduğunu gördüm bugün. sağlığını her geçen gün biraz daha kaybediyor ama oradan da çıkmasına izin vermiyorlar.. bugün oturup yeniden böbrek nakli üzerine konuştuk. gerisini siz düşünün…
GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERDİ
14 Mayıs 2023 seçimlerinde 15 Temmuz mağduru milyonlarca K.Kılıçdaroğlu bu adama destek vermişti.
Aramızdan bazı kişiler:
“Erdoğan gitse bile “FETÖ” söylemi değişmez” fikrini savunurdu.
Haklı çıktılar.
Demekki
Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olsaymış “FETÖ ile mücadele 1. gündemimiz” diyecek ve Erdoğan’ın kaldığı yerden devam edecekmiş.
Kılıçdaroğlu şimdi Erdoğan ile aynı safta. Muhaliflerini “fetöçü” diye suçlayacak.
Tıpkı Erdoğan gibi…
Bakalım bundan sonra kaç kişiye daha aldanacağız?
Yarın Özgür Özel’in yada Mansur Yavaş’ın veya başka bir siyasetçinin Kılıçdaroğlu gibi olmayacağının garantisi yok.
Kısaca, Erdoğan yine başardı. Muhalefeti böldü, muhalefetten kopardığı parçaları kendisi gibi yaptı.
Erdoğan var oldukça böyle gider kimse umutlanmasın…
📌Yazar, dilbilimci Sevan Nişanyan'dan cesur çıkış:
💬''Gülen cemaatine, insanlığı ayaklar altına alarak uyguladıkları alçakça zulüm politikasının tasvip edilir yanı yok''
💬''Bu politika sürdüğü müddetçe ben Gülen cemaati aleyhine söz söylemeyi doğru bulmuyorum. İki yüzlülük olarak görüyorum. Düşene tekme atılmaz. Nokta! Bu kadar...''
Fatih10Yıldır AdaletBekliyor
AYM'DEN TARİHİ KARAR
ARKADAŞLAR RİCA EDİYORUM, ELDEN ELE LÜTFEN TÜM DÜNYAYA DUYURALIM
Anayasa Mahkemesi, 5 Ağustos 2016'da İstanbul Emniyet M��dürlüğü işkence gördükten sonra vefat eden KHK'lı öğretmen Gökhan Açıkkollu'nun "yaşam hakkı" ve "kötü muamele yasağı"nın ihlal edildiğine karar verdi. Devletin ölüm olayındaki sorumluluğu resmen tescil edildi.
Gökhan Açıkkollu’nun son anlarına ait görüntüleri 5 Ağustos 2019’da ilk kez yayınladığımızda başta 'bazı hukukçular' olmak üzere birçok kişi bize tepki gösterdi. Ancak bugün gelinen noktada gerçekler bir kez daha ortaya çıktı. Haksızlık karşısında susmamak, şartlar ne olursa olsun hakikati dile getirmek çok önemliydi.
Bu görüntülerin ortaya çıkması için uzun süre mücadele ettik. Şimdi bu tarihi kararı herkesin duyması gerekiyor.
Lütfen paylaşın, duyurun.
Ayrıntılı bilgi: https://t.co/UNjOEO5Ce9
#İşimiziGeriİstiyoruz
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı nitelikteki kararlarının gereğini bilinçli olarak yerine getirmeyen “hâkim”lerimizin görev yaptığı mahkemeler, söz konusu kararlar yerine getirilinceye ve ilgililer hakkında adli işlem başlatılıncaya kadar, Türkiye Barolar Birliği’nin ve Baroların yönlendirmesiyle, iş göremez hale getirilebilir!
Die Berichterstattung deutscher Medien zum sogenannten „selektiven Exil” wirkt etwas einseitig. Unter den türkischen Geflüchteten nach den Notstandsdekreten (KHK) sind nicht nur politische Stimmen, sondern auch Ärzt:innen, Ingenieur:innen, Lehrkräfte, Wissenschaftler:innen, Journalist:innen und Autor:innen – Menschen, die täglich zum gesellschaftlichen Leben in Deutschland beitragen. Neben Persönlichkeiten wie Ece Temelkuran verdienen auch andere Stimmen Sichtbarkeit. Denn manche Geschichten finden viel Gehör, andere bleiben leise im Hintergrund.
13 Mayıs 2026 günü Silivri’ye giderek, kapalı ceza infaz kurumu kompleksinde mevcut ve yapılmakta olan duruşma salonları ile ilgili olarak mümkün olduğunca gözlemde bulundum.
Duruşmada yargılananın, tanıkların yargılamayı yapan(lar)la arasında, gözünün içinin görülebilece��i mesafe olması gerekir. Göz yalan söylemez. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için yargılananın ve tanığın gözünün içinin görülmesi, yargılama faaliyeti bakımından önemlidir.
Keza, duruşma sırasında, yargılanan ile müdafii arasındaki mesafenin, ihtiyaç duyduklarında hemen, doğrudan ve hatta başkalarının duyamayacağı bir şekilde iletişim kurabilecekleri bir yakınlıkta olması gerekir. Adil bir yargılama için, yargılanan, kendisine sorulan soruya cevap vermesi gerekip gerekmediğini müdafiine hemen sorabilmelidir; keza müdafi, sorgulanması sırasında, yargılananı hukuka uygun bir şekilde yönlendirebilmelidir.
Silivri’deki duruşma salonları, adil yargılamanın bu iki temel ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde tasarlanmış ve inşa edilmiştir.
İnşası tamamlanmak üzere olan duruşma salonu, binikiyüz kişinin bir davada aynı suçlamayla/suçlamalarla aynı anda yargılamasının yapılabileceği şekilde tasarlanmıştır.
Hemen belirteyim ki, bir ceza davasının binikiyüz, dokuzyüz ve hatta dörtyüz kişi sanığı olamaz. Bu kadar sayıda kişinin yargılandığı davada adil bir yargılama yapılamaz ve maddi gerçek ortaya çıkarılamaz.
Bu nedenle, söz konusu duruşma salonunun tasarım ve inşasının, bir AKIL TUTULMASInın yansıması olduğunu değerlendirmekteyim.
Orgeneral Akın Öztürk’ün savunmasından:
“Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar.
Güneş yalnız da olsa, etrafına ışık saçar.
Üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık.
Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar.”
Kırıkkale Valiliği günlerinden bu yana tanıdığım, sevip saydığım, değerli bir devlet adamı olarak gördüğüm Şehabettin Harput'un hukuksuz cezası onanmış ve yeniden cezaevine girmiş. 1948 doğumlu, ömrü boyunca devlete hizmet etmiş bir insana bu yapılan zulümdür.
Kula vefası olmayanın Hakka vefası olmaz!
Vefası olmayana güven duyulmaz beyler!
"Eskiden Araplar şöyle derdi:
- Yaşı küçük olanla, yeni zengin olanla ve yeni makam sahibi olanla yakın olma…
- Mesleğinde eski olanla, bilgide köklü olanla ve eski komşuyla inatlaşma…
- Aklı küçük olanla, yaşı küçük olanla ve tecrübesi az olanla tartışma.
- Aklı kıt olanı, tecrübesi az olanı ve hayrı az olanı hoşnut etmeye çalışma…
- İmanı güçlü olanla, kuvvetli olanla ve hafızası güçlü olanla meydanlaşma…
- Karakteri zayıf olanla, nefsi zayıf olanla ve delili zayıf olanla istişare etme…
- Kalbi büyük olanı, himmeti yüksek olanı ve sözünün eri olanı küçümseme…
- Ufku geniş olanı, gönlü geniş olanı ve çözüm yolları çok olanı unutma…
- Ahlakı dar olanı, bakışı dar olanı ve düşüncesi dar olanı ikna etmeye çalışma…"