Fark ettiniz mi fazla anlayışlı ya da fazla empatik olmanız genelde etrafınızdakiler tarafından suistimal edilir. Onların düşüncesiz davranışlarına daha fazla maruz kalmanıza neden olur…Çünkü bazı insanlar iyiliği anlayabilecek ve kaldırabilecek bir olgunlukta değil…
Ben istiyorum ki içim dışım bir olsun, hinlik düşünmeden, hesap kitap yapmadan yaşayalım. Kalbimdekini söyleyeyim, kalpten konuşayım. İçten, samimi olalım. Ama toplum hiç böyle değil. Ailen bile yeri geliyor bu şekilde yaklaşmıyor sana. Çok iyiniyetle, safiyane yaptığım şeylerin altında o kadar başka mana aranıyor, başka yere çekiliyor ki şok oluyorum. Şeffaf biri olduğum için adeta acı çekiyorum. Çünkü küçük hesapların dünyasında zarar görüp duruyorum
Çok yorucu. Ne olurdu sistem ve toplum az da olsa saf ve temiz kalmak isteyen insanlara müsade etseydi. Ve insanlar hala bir yerlerde var olan erdemli ve mert, özü sözü bir kişilerin kıymetini bilseydi…
Yaş ilerledikçe fark ettiğim şeylerden biri; insanların gerçeklik algısı ve hayatı anlamlandırması çok farklı.
Birine öneri ve tavsiyede bulunmak, bir şeyi başarabileceğine ikna etmek veya hararetli tartışmak da bu nedenle anlamsız.
Aileden aldığımız genetik miras, gördüklerimiz, okuduklarımız, dinlediklerimiz ve yaşama dair deneyimleriniz kadar bir potansiyelimiz oluşuyor ve hayatı da bu veriler üzerinden anlamlandırıyoruz.
Bir şeyin mümkün olduğuna inandığınız anda o şey imkanlar ve potansiyeliniz ölçüsünde artık mümkündür, mümkün olmadığına inanıyorsanız o şey artık olasılıksızdır.
Geleceğim nokta; bir kişi bir şeyi yapamayacağına inanıyorsa, bir şeyin imkansız olduğuna inanıyorsa artık onun hayatının gerçekliği öyledir ve imkansızdır. Onun maruz kaldığı verilerden çıkardığı sonuç budur, hayat gerçekliği de böyledir artık.
Yani birçok konuda boşuna konuşuyoruz aslında.
Peki ne yapmalı?
Bence bilgi ve deneyimi ortaya bırakmalı insan. Benzer yollardan geçen kişiler bir şekilde hem sizinle hem bıraktığınız o bilgi ve deneyimle yolu kesişiyor zaten.
Ne diyor bu deli diyenler için. Eskisi gibi blog yazmaya ve içerik üretmeye dönmek için sebep ararken kafamda dönen şeyleri paylaştım.
Buraya kadar okuduysanız teşekkürlr.
İnsan neden bazen bir anda eski arkadaşlarından, ailesinden hatta yıllardır sevdiği insanlardan bile uzaklaşmak istiyor biliyor musunuz.
Çünkü ruh değişmeye başladığında…İnsan sadece kendisini değil hafızasını da değiştirmeye başlıyor.
Ve kimsenin fark etmediği çok derin bir şey var.
İnsanların çoğu birbirini gerçekten sevmiyor.
Birbirlerinin eski haline alışıyorlar.
Siz hep fedakâr kaldığınız sürece sizi seviyorlar.Hep dinleyen taraf olduğunuz sürece yanınızda oluyorlar.Hep aynı karakteri taşıdığınız sürece ilişkiniz devam ediyor.
Ama ruh dönüşmeye başladığında…Sistem bozuluyor.
Çünkü insanlar sizin özünüzle değil…Rolünüzle bağ kurmuş oluyor çoğu zaman.
İşte bu yüzden insan kendini değiştirmeye başladığında çevresi rahatsız oluyor.
Daha az açıklama yapınca.Daha az taşıyınca.Daha sessiz olunca.Daha sınır koyunca.
Bir anda suçlu ilan ediliyor.
Çünkü eski enerjinize alışmış insanlar…Yeni halinizi tehdit gibi hissediyor.
Ve işin en ezoterik tarafı şu.
Bazı bağlar sevgiyle değil…Bilinçsiz enerji anlaşmalarıyla kuruluyor.
Bir taraf sürekli veriyor.Diğeri sürekli alıyor.
Biri kurtarıyor.Diğeri mağdur kalıyor.
Biri susuyor.Diğeri hükmediyor.
Ve ruhsal dönüşüm başladığında ruh artık bu görünmeyen sözleşmeleri bozuyor.
İşte o yüzden bazı insanlar dönüşüm döneminde hayatındaki birçok kişiyi kaybediyor.
Aslında kaybettikleri şey insan değil.Eski bilinç bağı.
Ve bu süreç çok yalnız hissettiriyor.Çünkü insan ilk defa rol oynamadan sevilip sevilmeyeceğini görüyor.
Belki de gerçek tekamül tam burada başlıyor.
İnsan artık sevilmek için kendinden vazgeçmemeyi öğreniyor.
Uğur Narlıdere..
Bazı insanlar sorumluluk almaz, sonrasında 'Bana söyleyebilirdin.' der. Hayır, söyleyemezdim. Çünkü dinlemiyorsun. Konuyu saptırıyorsun. Her şeyi saldırıya çevirip sonra da mağdur rolü oynuyorsun. Seninle yapılan konuşmalar iyileştirici değil. Yorucu.
İyi bir insanla evlenmeyi dileyin; ama bununla yetinmeyin. Aynı zamanda iyi bir aileye gelin olmayı da isteyin. Çünkü evlilik yalnızca iki insan arasında kurulan bir bağ değildir; iki hayat, iki geçmiş ve iki aile iç içe geçer. Sevgi kadar saygının, anlayış kadar huzurun da sürdüğü bir ortam gerekir. İyi bir aile; sınırları bilen, emeğe değer veren, sizi siz olduğunuz için kabul eden bir yapıdır. Aksi halde en iyi insan bile, yanlış bir çevrede yıpranabilir. Evlilikte mutluluk, sadece eşte değil, ait olduğunuz iklimde filizlenir.
İnsanın görülmeye ihtiyacı var, anlaşılmaya. Sevdiğiniz biri sizinle duygularını paylaştığında ona mantıklı açıklamalar yapmayın, terapist rolüne soyunmayın. Sadece onu gördüğünüzü ve anladığınızı hissettirin. Belki sarılarak, belki bir bakışla. İnanın, ihtiyacı olan tek şey bu.
Reel hayatta mütevazı ve sessiz olduğum için insanlar beni saf sanıyor oysa herkesi çok iyi analiz ediyorum kimin ne olduğunu çok iyi biliyorum ama yine de insanları yaralarından ve zayıflıklarından vurmamam ve kullanmam belki de ahlak ve vicdan burda devreye giriyor
Bir kadına sürekli olarak yumuşak bir dille hitap edildiğinde ve nazik davranıldığında, bambaşka bir kadın olur. Onun sinir sistemini iyileştirmesine, nesiller arası travmaları atlatmasına, dişil enerjisinin gelişmesine ve gerçekte kim olduğunu hatırlamasına yardımcı olursunuz. Nazik sözler onu zayıf kılmaz; aksine, güven içinde büyümesini sağlar.
Çocuğunuzla bağ kurun, sohbet edin, nelerden etkilendiğini bilin, size güvenebileceği bir ilişki oluşturun. Siz çocuğunuzla bağ kurmazsanız, o boşluğu dolduracak çok fazla kontrol dışı şey var dışarda ve elindeki telefonunda bunu bilin. Çocuğunuzu tanıyın, ergenlik döneminde içine kapanabilirler, terslenirler, sizi dinlemezler; fakat siz orada olun, hem manevi olarak hem de anne baba ve sınır olarak orada olun. Bağ kuramıyorsanız yardım alın, bunlar ihmal edilmemeli.