“Sevmek, iki yalnızlığın birbirini karşılaması, selamlaması ve korumasıdır” der Rilke. Ben bunu “birbirine kıyı olmak” diye okur ve anlarım hep. Uçsuz bucaksız belirsizlikler, zorluklar, kaygılar denizinde birbirimize kıyı olmak… Sevmek ve sevgiyi yaşamak için elimizden gelenin en iyisi bu olsa gerek.
Kibirli ortamlarda mütevazı davranılmaz, sizden uzaklaşan kişiye yakın olmaya çalışılmaz, size değer vermeyenlere zaman harcanmaz. Bu üç temel prensip, öz saygıyı korumak ve sağlıklı ilişkiler kurmak için çok önemlidir.
Kierkegaard'ın vurucu bir cümlesi var: "Yaşam mecburen ileriye doğru yaşanır ama geriye doğru anlaşılır."
Ne anlama geliyor bu söz?
Yaşam ile anlam arasında bir denk geliş yoktur. Varoluş içeriden bölünmüştür.
Geriye dönüp bakıldığında özlenen bir hatıranın sıcaklığı, tekrar yakalanamaz. Çünkü onu bugüne taşıyacak bir bütünlük hissi yoktur.
Deneyimin şimdiki zamanı ile anlamın geçmiş zamanı, birleşemeyecek şekilde birbirinden ayrılmıştır.
Eylem tekrar etse bile, aynı şekilde tekrar etmez. Bu yüzden içsel beklentiler ve arzular doyurulamazlar.
Anlamlandırmaya her zaman hayal kırıklığı ve yokluk duygusu eşlik eder.
Hiç dikkat ettiniz mi ince düşünen ve farkındalığı yüksek olan olan insanlar hep farkındalığı olmayan, bencil hatta narsist bozukluğu olan insanlarla imtihan oluyor.
Gerçek sevgide merak ve dikkat vardır. Bencil sevgi ise sadece kendine odaklıdır. Hayatındaki kişinin mutsuzluğu, beklentileri görmezden gelinir. O yüzden mesele sevgi değil, nasıl sevildiğinizdir…
Evlilik kutsal olduğu için değil, bozulması çok pahalı olduğu için ayakta kalıyor.İnsanlar“mutlu”oldukları için değil; alıştıkları düzen statüyü, ailelerin beklentisini, ekonomik dengeyi ve“başaramadık”damgasını taşımamak için evli kalıyor. Evlilik, sevgiden çok ayrılığı erteler.
Kobani günlerdir kuşatma altında. Bu karda kışta elektrik yok, su yok, internet yok. HTŞ çeteleri hatları kesmiş, gıda ve sağlık imkânları her geçen gün tükeniyor. Rojava’daki Kürtler bir kez daha kaderine terk edilirken, içeride direnişten ve halktan kopuk bir rahatlık hâli var… sanki yaşananlar “uzak bir haber” gibi.
Mesut Barzani, iki gündür ülke ülke geziyor, destek topluyor, cephe örmeye çalışıyor. Sen ise dijital eylem diye ekran başında poz kesiyorsun. Yahu hiç mi uluslararası ilişkiniz yok? Hiç mi telefon açacağınız bakan, konuşacağınız büyükelçi, harekete geçireceğiniz parti, basın, kurum yok? Temsil dediğin şey “paylaşım yapmak” değil; kapı çalmak, masaya oturmak, baskı kurmak, sonuç çıkarmaktır.
Bu profilde temsilcilerin yeri göğü inletmesi gerekirken evde oturup saç örmesini hazmedemiyorum. Halk sizi duygu paylaşın diye değil; kriz anında sorumluluk alın, müzakere edin, diplomasi yürütün, koridor açtırın, yardım örgütleyin diye seçti. Kamera karşısında “duyarlılık” satmak değil; irade, temas ve hesap verebilirlik istiyor!
Rojava yanarken dünya izliyor; izlemek de bu suça dahildir. Bu savaşın adı güvenlik değil, inkâr ve imhadır. Unutmayacağız, normalleştirmeyeceğiz, affetmeyeceğiz.
Rojava’da yaşananlar bir “çatışma” değil, halkın var olma mücadelesine karşı yürütülen sistemli bir savaştır. Bombalanan sadece toprak değil; kadınların, çocukların ve halkların birlikte yaşama iradesidir. Sessizlik tarafsızlık değildir, suç ortaklığıdır.+