abi asıl vahşi kapitalizm cuma çıkışında dönüyor yemin ederim. dayı yılların tecrübesiyle mekanı parsellemiş, elindeki ayakkabı kutusuyla holding yönetiyor. ufaklık gelip pazar payına çökmeye kalkınca adamın içinden bildiğin esnaf mafyası çıktı. biz sanıyoruz ki millet orada maneviyat kasıyor, meğer avluda fena halde taht oyunları dönüyormuş da haberimiz yokmuş :d
şirketlerin işe alımda uyuşturucu testi istemesi aslında geç kalınmış bir rasyonalite hamlesi. eskiden "işini yapsın da özel hayatı beni ilgilendirmez" kafası vardı ama beyaz yaka dünyasında burnout ile madde kullanımı arasındaki o ince çizgi iyice flulaşınca işin rengi değişti. özellikle kritik sektörlerde adamın kafası yerinde mi değil mi bilmek istiyorlar artık. kimse sabah toplantısında projeksiyon cihazına boş boş bakan ya da production ortamında halüsinasyon gören tiplerle uğraşmak istemiyor haklı olarak :d
34 bin liramızla gidip komşu ülkede bruce wayne gibi takılabildiğimiz bir simülasyonda rasyonel makroekonomi konuşmak zaten anakartı yanmış bilgisayara antivirüs kurmaya çalışmak gibi bir şey. adamlar ekonomiyi o kadar dipten yönetiyor ki bizim paramız bile oraya gidince değer kazanıyor, işin en komik ve bizim açımızdan en trajikomik tarafı da bu sanırım :d
yıllardır bu adam kesin bir şeyler kullanıyor o şarkılar o sahne performansı o umursamaz tavırlar ayık kafayla yapılmaz diyorduk adam sadece kronik yorgunmuş. kaan tangöze'nin temiz çıkıp serbest kalması türkiye'nin en büyük 20 yıllık şehir efsanesini bitirdi bugün. ulan adam yıllarca sahnede o mayışık halleriyle mikrofona sarılıp uyuyakalacakmış gibi dururken hepimizi ayakta uyutmuş. meğer hiçbir madde kullanmadan o kadar melankolik ve bitkin kalabilmek tamamen organik bir depresyonun eseriymiş. ben adamı rockstar sanıyordum meğer sadece benim gibi pazartesi sabahı mesaiye başlayan beyaz yakalı bıkkınlığını yaşıyormuş :d
bizde bir vatandaş belediyeye 21 kilo altın bağışlasa ertesi gün o altınlar makam aracının jantlarına kaplama olarak geri döner. adamlar devlete o kadar güveniyor ki yastık altındaki altını çıkarıp al abi boruları değiştir diyor. bu sosyolojik olarak inanılmaz bir olay aslında. yüksek güven toplumu dedikleri tam olarak bu. bizde apartman yöneticisine 50 lira aidat verirken makbuz istiyoruz adam 21 kilo altını hibe etmiş. muhtemelen bizim oralarda olsa o altının yolda 5 kilosu fire verir, ihaleyi alan şirkete 10 kilosu gider, kalan 6 kiloyla da plastik boru döşenir törenle açılışı yapılırdı. japonların bu kamu bilinci beni hem büyülüyor hem de içten içe sinir ediyor çünkü asla böyle bir toplum olamayacağımızı biliyorum :d
bir insanın en büy��k övünç kaynağının ilişki yaşanması imkansız biri olmak olması modern çağın en komik buglarından biri bence. elinde kendi yüzünün olduğu parayla poz verip partnerlerimin doğrularıyla çakışıyoruz demek aslında ben empati yoksunuyum ve kendi konforumdan milim taviz vermem demenin rapçi versiyonu. hayır bir de bunu sanki galileo gibi engizisyon mahkemesinde kendi doğrularını savunuyormuş edasıyla anlatması bitiriyor beni. halbuki çakışan doğrular dediği şey muhtemelen gereksiz kıskançlık krizleri veya çocukça inatlardır. terapiste gitmek yerine duygusal bagajını kişisel marka haline getirmek de harika bir girişimcilik ��rneği yalan yok :d
hayatı film olan adamların genelde 40 yıllık bir acı geçmişi hapishane yılları veya inanılmaz bir çıkış hikayesi falan olur. daha yeni 20li yaşlarında falan bu lavuk. filmin ilk yarısı ilkokulda beslenme çantasından çıkan meyve suyunu içmesiyle geçecek sanırım. 1.5 yıldır yazıyorum demiş bir de. abi ne yaşadın o kadar ya. lgs sınavı stresi mi var filmin climax noktasında. bakkaldan dönerken mahalleye ilk drill beatini dinletmesi mi var. cidden inanılmaz bir özgüven bu, ben 20 yılımı yazsam anca 15 dakikalık youtube vlogu çıkar adam bildiğin gişe filmi çıkarıyor :d
ben bu vatandaştaki çelik gibi sinire ve inadına hayran kaldım yalan yok. normalde bizim insanımız iki dilekçe yazar sonra yorulur üstüne bir bardak soğuk su içer hayatına devam eder. adam üşenmemiş tüketici hakem heyeti mahkeme yargıtay derken 5 sene adliye koridorlarında kargo peşinde koşmuş. düşün 2021 yılında aldığın bilgisayarın teknolojisi bile eskidi artık o işlemci şu an chrome sekmelerini açarken zorlanır adam daha yeni davayı kazanıyor. şirket 9 bin lirayı verelim diye diretmiştir kesin ama mahkemenin aynısını alacaksın demesi mükemmel bir tokat olmuş. bu adamı alıp sabır gerektiren stratejik görevlere falan atamak lazım bu ne psikolojik dayanıklılıktır böyle :d
türkçe klavye kullanmasına takılmak muazzam bir detay. yani adam bildiğin kendi dilini doğru yazıyor diye, ğ ve ş harflerini kullanıyor diye eksi puan yiyor :d plaza ağzıyla konuşup "set edelim, assign edelim" dese, ı yerine i yazsa "vizyonlu" olacak ama diline sahip çıkınca "out" oluyor. bu, batı özentiliğinin geldiği son nokta falan değil, bu bildiğin kendi kültürüne yabancılaşmanın vücut bulmuş hali. bir de arkadaşlarıyla otururken telefona bakmamasına takılmış. yani adam anı yaşıyor, yanındaki insanlara saygı gösteriyor, dopamin bağımlısı gibi her 3 saniyede bir ekrana bakmıyor diye suçlu oluyor. gerçekten inanılmaz. sağlıklı iletişim kurabilen, odaklanma sorunu olmayan normal insanları "sıkıcı" bulup, toksik ve ilgi manyağı tipleri arıyorlar sonra da "neden kimseyle yapamıyorum" diye video çekiyorlar. döngü şaşmıyor :d
olm siz ne olsun istiyorsunuz :d bu adamlar beden işçisi ve sadece asgari ücret mi verilmeli ? buradaki en büyük yanlışta bu zaten “biz okul okuduk daha fazla kazanmalıyız” ancak bu tarz beden işçilerinin ağır şartlarda çalıştığından bi habersiniz. maaş denilen dengeyi devlet ve işverenler kurmalı, ancak siz böyle düşündükçe kahvenizi sıcak ofiste yudumlarken her zaman ben neden az kazanıyorum diye düşünmeye devam edeceksiniz. sizde de biraz g*t varsa buyrun inşaatta çalışın asgari ücrete :d
sistemi sorgulayıp, gelişen dünyada kendinizi geliştirmeniz gerekirken, bu tarz kıyaslamalarla ancak asgari beyaz yakalı olmaya devam edersiniz :d
bu görseldeki ülkelerle türkiye'yi kıyaslamak, babadan kalma apartmanların kirasıyla geçinen arkadaşın hayatıyla, sabahın köründe kalkıp dükkanı açmak zorunda olan esnafın hayatını kıyaslamak gibi bir şey. listedeki o "rahat" ülkelerin (bae, katar, suudi arabistan, kuveyt) ekonomisi 'rantier state' dediğimiz modele dayanıyor. yani devletin geliri vatandaşın alnının terinden değil, toprağın altından çıkan petrolden ve doğalgazdan geliyor. adam sabah ofise gitmese, o gün tek satır kod yazmasa ya da tek bir vida sıkmasa bile o petrol varilleri doluyor, o lng gemileri limandan kalkıyor. sistem insan eforuna %100 endeksli değil, kaynak odaklı çalışıyor :d
Tüm müslüman ülkeler Ramazan’a özel mesai saatlerini 09:00-15:00 olarak değiştirdi.
Türkiye’de ise liseliler okuldan 18:30 veya 19:00 gibi çıkıyor. Bu öğrenciler iftarlarını nasıl açacak?
Liselilerin oruç tutması için kolaylık sağlanmalı.
Gören RT yapsın lütfen @Yusuf__Tekin
bu arkadaş hacklenmemiş, bence manitası telefon şifresini çözüp o meşhur 'yapılacaklar' notunun en altına sakladığı instagram şifresini bulmuş :d bu panik siber güvenlik uzmanı paniği değil, ilişki enkazı paniği. o notlar uygulamasını herkes dijital kasa sanıyor ama aslında evin ortasında duran şeffaf dosya gibidir, meraklısı her türlü okur :d
@gundemio olm ne kadar çok seviyosunuz şov yapmayı :d bir kerede gerçekten yaptığınız bu tarz ibadetleri paylaşmayın biz bilmeleyim. bildiğimiz zaman şovmen görüyoruz çünkü :d
kadınların o meşhur sorusuna karşı üretilen bu savunma mekanizması bana hep biraz garip geliyor. erkekliği korumak, eve para getirmek veya musluğu tamir etmek neden birer külfet ya da karşı tarafın hizmetçiliğine denk bir fedakarlık gibi sunuluyor anlamıyorum :d bir erkeğin evini koruması, finansal yükü sırtlanması veya teknik işleri halletmesi zaten onun doğasında olan, maskülen enerjisini besleyen şeyler. bunları yapmak seni köle yapmaz, aksine evin direği yapar. ama günümüzde her şeyi matematiksel bir teraziye koyup "ben şunu yaptım, sen ne yaptın" hesabına dökünce ortaya böyle tuhaf kıyaslamalar çıkıyor. erillik dediğin şey bu sorumlulukları sessizce göğüsleyip alanı domine etmektir, "bak ben senin bankamatiğinim" diye sızlanmak değil :d bu tarz postlar aslında erkekliği yüceltmeye çalışırken farkında olmadan aşağı çekiyor. bir şeyi görev bilinciyle değil de lütuf gibi sunduğun an o şeyin ağırlığı kalmıyor. fedakarlığın görünmez olması güzel bir şeydir ama bunu sürekli görünür kılmaya çalışmak o fedakarlığın içini boşaltıyor. gerçek maskülinite bu sorumlulukları birer "yük" olarak değil, birer "alan" olarak görmeyi gerektirir. senin koruma veya sağlama yeteneğin senin gücündür, bu gücü bir tartışma malzemesi haline getirdiğinde o güçten vazgeçmiş oluyorsun.
kaderin cilvesi mi diyeyim yoksa simülasyonun bir hatası mı bilemiyorum ama dubai gibi vizyon ve lüks pazarlayan bir yerin bir anda esenyurt arka sokaklarına dönüşmesi beni benden alıyor. bu fenomen arkadaşların data setinde zerafet veya minimum medeniyet gibi parametreler hiç tanımlanmamış gibi :d pasaport alabilen her insanın türkiye'nin en kaotik enerjisini paketleyip dünyaya saçması gerçekten inanılmaz bir başarı hikayesi. orada o kadar gökdelen, o kadar lüks araba var ama bizimkiler yere çöküp saç baş kavga ederek ortamın tüm imajını tek bir hamleyle sıfıra indirmişler. sanki birisi production ortamına yanlışlıkla bütün o kirli test datasını basmış gibi bir görüntü. izlerken insanın içindeki utanç duygusu o kadar yükseliyor ki connection timeout yiyorum resmen. tiktok'un hayatımıza kattığı bu derin kültürel zenginlik sayesinde artık dünyanın her yerinde bir kavga potansiyelimiz olduğunu kanıtladık. gerçekten vizyon, gerçekten globalleşme bu olsa gerek. orada turistin biri gelip medeniyetten bahsetse muhtemelen sistem kilitlenir syntax error verirler : d
olay sadece go veya postgres değil aslında, olay modern frontend dünyasının bize sattığı "backend bitti artık her şey edge'de" yalanının faturası bu. adamlar statik content sunmak için bile lambda tetikletip üzerine bir de fahiş egress cost ödüyorlar. sırf ssh ile sunucuya bağlanıp nginx konfigüre etmeye üşendiği için veya docker-compose yazmayı "eski teknoloji" sandığı için bir araba parası veren nesil yetiştirdik resmen :d 450 milyon requesti cloudflare arkasında 50 dolarlık bir dedicated sunucuyla handle edersin, taş çatlasa cpu %20 olur, load average 1'i geçmez. ama yok, ille de o vercel dashboard'undaki yeşil tikleri göreceğiz, o developer experience uyuşturucusunu alacağız. bu artık vendor lock-in değil, bu bildiğin matematik bilmemek, bu stockholm sendromu. abstraction layer arttıkça cüzdanın delinmesi kuralı yine şaşmadı :d
Epstein maillerini yayınlayan siteye 46bin dolar vercel faturası gelmiş. Ben bu kafayı anlamakta zorlanıyorum. Ayda $200’e 32 cpu’lu, 128 ram’li server kiralayabiliyorsun. Go backend, postgresql ve cloudflare cache ile hallolmaz mı bu iş? Bu paralar ne yav
memleketin en zeki beyinleri, en yüksek puanla tıp kazanmış iki insanı bile iş özel hayata gelince mahalle dedikodusuna level atlatıyor, şaka gibi bir olay. kadın resmen evliliği açık büfe mantığıyla yönetmeye kalkmış; "çocuğu laboratuvarda yapalım, sen haftada bir dışarı çık ihtiyacını gör, millete de eşcinsel diyelim konu kapansın" diye bir paket sunmuş adama. hani okumuş insan vizyonu diyorduk, bu bildiğin senaryo yazarlığı. işin en acıklı kısmı da mahkeme salonuna eski sevgiliyi çağırmaları. kızcağız yıllar sonra "valla biz beraberken motor saat gibi çalışıyordu, bende sıkıntı çıkarmadı" diye ifade vermek zorunda kalmış devletin hakimi önünde. yer yarılsa da içine girsem anı tam olarak bu. bir de adli tıp kurumuna sevk etmişler, oradaki memurlar "biz cinayet çözüyoruz, otopsi yapıyoruz, bu ne şimdi" diye birbirine bakıyordur. diplomanın duvarda asılı durması, insan ilişkilerindeki bu saçmalıkları önlemeye yetmiyor demek ki :d