Fatoş Pınar Türker, operasyon sürecini ve Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Türker, Mali Şube’nin operasyonu yürütmesine rağmen evine Cinayet Şube polisleri geldiğini, çocuklarına su verilmesine bile izin verilmediğini söyledi.
Vatan Emniyet’te polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını anlatan Pınar Türker, yaşadıklarını aktarırken göz yaşı döktü.
Türker şunları anlattı:
“Allah’tan avukatımı arayabilmiştim. Çünkü eve girince polisler hemen telefonumu aldılar. ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler.
Çocuklarım ağlıyor. ‘Bir su vereyim’ diyorum. ‘Hayır’ diyorlar. Küçük kızım okula gidecek. ‘Hayır, kimse kıpırdamasın. Delil karartmayın’ diyorlar sürekli.
Komiserdi herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı. En son o da kızlarımla birlikte ağlıyordu.
‘Kaşe var mı?’ dedi.
‘Ne kaşesi?’ dedim.
‘Şirket kaşesi’ dedi.
‘Yok’ dedim. ‘Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım?’
‘Arayın bulun’ dedi.
Neyse, evi arıyorlar falan. ‘Kimse yerinden kıpırdamasın’ diyorlar. Biz de salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da ağlıyor. Bana sarılmak istiyorlar.
‘Kimse elini kimseye dokundurmasın’ dediler.
Ben de dedim ki:
‘Siz mali suçlar için gelmediniz mi? Biz neyi delil karartacağız?’
Polis dedi ki:
‘Biz cinayet masadan geliyoruz.’
Öyle olunca benim kızlarım aval aval ağlamaya başladılar.
Ben de dedim ki:
‘Ne cinayeti?’
‘Hayır’ dedi. ‘Şu an operasyon oluyor. Polis kalmadı, biz geldik.’
Yani delil karartma meselesi… Çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten. O kadar tiyatro mu desem, kabus mu desem… Ama polisin gözlerindeki o ifadeyi hiç unutamayacağım.
Ama çok insani davranan bir polis memuru daha vardı. Hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde, başına bir şey gelmeyecekse annemi aradı. İki kere benim konuşmama izin verdi.
‘Kızınız iyi’ dedi.
Sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden.
Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızımla son kez okuluna uğramış oldum. O, akşam döneceğimi düşündü tabii. Aradan 15 ay geçti.
Vatan’a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Sonra nezarete girdim. Asistanım vardı.
‘Sen niye buradasın Canan?’ dedim.
Gene ağladılar. Pınar Hanım da ağladı.
Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı. Fatoş geldi. Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi.
Sonra artık orada… Muhtemelen hiç görmemişsinizdir, görmeyin de inşallah, nezarethaneyi. Ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz. Çünkü bodrum katta olduğu için hiç cam pencere yok. Müthiş bir ışık var her tarafta. Artık kaçıncı gün, hangi saatteyiz bilmiyorum.
Bir kadın memur geldi.
‘Arama yapacağız’ dedi.
Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar.
Benimle birlikte gitti. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı beni.
‘Soyun’ dedi.
‘Nasıl yani?’ dedim.
Eldiven taktı eline. Arkada klasörler var. Çok küçük bir oda.
O memuru da nerede görsem asla unutmam. Odayı da nerede görsem asla unutmam.
‘Üstünü çıkar’ dedi.
Üstümü çıkardım.
Ama üstümü çıkarmanın… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın?
Yine de kontrol yaptı.
‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi.
‘Peki, gidebilir miyim?’ dedim.
‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’
İndirdim.
‘Çamaşırını da.’
‘Nasıl yani?’ dedim.
‘İndireceksin’ dedi.
Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim.
‘Şimdi yere çömel’ dedi.
Ondan sonra da:
‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi.
Ben utanmıyorum. Ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum.
‘Cinsel organını aç’ dedi.
‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’
Sonra:
‘Tamam’ dedi.
Halbuki biz ne olduğunu anlamıyoruz.
Bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızda farklı polis memurları vardı, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum.
Bir de bunun ne olduğunu anlamamıştık. Eldiven taktı ya eline… Eldiveni kullanmadığı için mutlu olduk. Çünkü ben jinekolojik muayene gibi bir şey olacak zannetmiştim. Eldiven takınca sevindik hatta nezarette.
Sonra tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla yaşananları hiç unutmuyorum.
Çünkü biz tutuklandık. Her şey film gibi.
O an bir avukatın telefonundan annemi aradım. Kızlarımla konuştum. Hepsi ağlıyorlardı.”
İmamoğlu'nun, İBB Davası'nda kendi yaptığı tahliye talebindeki ilk sözleri:
“Burada şaibelin en üst seviyedeki şaibeli halini tek tek dinledik. ‘-Mış, Muş’lar ile halk dilinde anlatılmasını aşan çok vahim bir boyuttayız. Bir savcılığın Türk milletini nasıl aldattığını tek tek anlattık”
“Canlı yayını istemeyen sayın Erdoğan’ın kulakları çınlasın. İstediğini belirten sayın Bahçeli’nin de kulakları çınlasın. Erdoğan istemedi çünkü şeffaflığı bir kez daha arzu etmedi. Gizlilik ne yazık ki işlerine geliyor. Biz bunu milletimize anlatmaya devam edeceğiz. Biraz vicdan, biraz erdem, biraz irfan varsa her iki siyasi parti lideri de buraya temsilci yollasın. Başımızın üstünde yerleri var.”
“Buradakiler insan evladı değil mi? Bu insanların kız kardeşi yok mu? Annesi ve babası yok mu? (Size söylemiyorum savcı bey iddia makamına söylüyorum sakın üzerinize almayın)
“Sayın heyet; ben sizin kin, nefret, öfke taşıdığınıza inanmıyorum. Kimse suç iddianamedir diyip bu işten sıyrılamaz, sıyrılamayacak. Yüce Türk milleti kadimdir, günü geldiğinde adil mahkemeler üzerinde her zaman gereği yapılmıştır.”
İktidarın yönetemediğini, çaresizliğini görmek,
milletini aldatan, oyalayan vasat gündemlerini aşmak,
ucube rejimin korku salan, hukuksuz, aciz ihtimallerini aşmak,
nelerin mümkün olduğunu, kabiliyetlerimizi hatrılamak,
geleceği, olması gereken hedeflerimizi yakalamak,
milletimizle paylaşmak, hızlıca yola çıkmak şarttır.
Huzurlu, bereketli, adil bir Türkiye’yi var etmek,
üreten, eşit paylaşan, zenginleşen bir millet olmaktır rotamız.
86 milyon yurttaşımızın eşitliği,
ruh ve beden gibi ilhamını bu topraklardan alan,
tek vücut, aziz milletimizle güçlü bir gelecek mümkündür.
Uyanışın, birlikte olmanın, bütünleşmenin,
bu kara düzeni tarihe gömmenin,
yeniden adalet üzerine devlet düzenini kurmanın,
insanları kutuplaştırmayan, ayrıştırmayan,
demokrasiyle güçlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. yüzyılında,
dayanışmayla, seferberlikle yol yürüyoruz.
Adil bir seçim, güvenli bir sandık,
geçim için, geleceğimiz için SEÇİM zamanıdır.
Kurtuluş yok tek başına, haydi herkes görev başına!
İBB soruşturmasında 16 yıl 3 aya kadar hapsi istenen MAKYOL İnşaat sahibi Adnan Çebi, İBB'ye kreş bağışı adı altında yardım etmekle de suçlandı. İddiayı reddeden Çebi, iktidara yakın TÜRGEV'e de yurt bağışı yaptığını söyledi ama o kısım iddianamede değil ek klasörlerde yer aldı.
ANAYASA MAHKEMESİ İHLAL KARARINA UYULMASI ZORUNLUDUR.
Anayasa Mahkemesi’nin Tayfun Kahraman ile ilgili verdiği ihlal kararına ilk derece mahkemesi tarafından uyulmaması hukuka aykırı olduğu gibi, anayasal düzeni ilga girişimidir.
Anayasa Mahkemesi’nin daha evvel başka bir kararında da belirttiği gibi “Türlü bahaneler ve hukuk tanımaz tutum ve davranışlarla Anayasa’yı koruma ve anayasal kurallara sadakat gösterme yükümlülüğü bulunan mahkemelerin ve kamu gücünü kullanan diğer organların, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesine ve mevcut ihlallerin sürdürülmesine neden olacak şekilde, Anayasa’nın öngördüğü hukuk düzenine karşı koyma anlamına gelen keyfi kararlara hiçbir hukuk sisteminde müsaade edilemez.” (Şerafettin Can Atalay No. 3, §68-69
İstanbul Barosu olarak bir kez daha tekrar ediyoruz:
Mahkemelerin birbirinin kararını “tanımadığı” bir düzen yaratma çabasını kabul etmiyoruz. Tayfun Kahraman hakkında verilen karar , tıpkı öncesinde birçok kişi için verilen Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gibi, anayasamızın 6, 11 ve 153. maddeleri uyarınca bağlayıcıdır. Aksi davranışlar hukuku, toplumu ve nihayet hepimizin güvenliğini tehlikeye atmaktadır.
Kamuoyuna duyurulur.
Bugün sabah Silivri'de Tayfun ile görüştük, karardan habersiz, umutla birbirimize sarıldık.
Şu an gerçekten çok üzgünüm.
Vera'yı okuldan alacağım ve ona ne diyeceğimi bilmiyorum...
Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmadığında ne yapılır bilmiyorum.
Biz kimseye zarar vermedik, biz hayatımız boyunca kimseye kötülük etmedik, şimdi bize bunları neden yaşatıyorlar anlamıyorum.
Hayatım boyunca hayal dahi edemeyeceğim bir zulmün hedefi olmanın ağırlığını kelimeye dökemiyorum.
Umutlu olmak istiyorum, zorlanıyorum.
Göz göre göre, masum olduğumuz halde ailemize çile çektirilirken ne denir, ne yapılır cidden bilmiyorum.
Kimsenin buna engel olamamasının çaresizliğini tarif edemiyorum.
Perişan haldeyiz.
Tutuklandığımız gün yaşadıklarımızın haber değeri olduğu için kamuoyunun bilgisine sunmak isterim. Sabah saatlerinde önce doktor muayenesine ardından da eskortlar eşliğinde ve konvoy halinde adliyeye getirildim.
Bildiğim kadarı ile sayın Ekrem İmamoğlu ve Sayın Necati Özkan da aynı şekilde adliyeye getirilmiş. Çağlayan Meydanı’na geldiğimizde mezun olduğum lisenin bulunduğu yerde kurulan İstanbul adliyesi adeta binlerce polis tarafından kuşatıldığını gördüm. Aynı şey adliye koridorlar içinde geçerliydi. 5 saate yakın nezarette kaldıktan sonra savcıya çıktım ve ifademi verdim polis sorgusunda olduğum gibi savcılık sorgusunda da bütün suçlamaları ve kumpasa özgü iddiaları reddettim. Yeniden adliye nezaretine indirildim. Yine saatler sonra mahkemeye çıktım. Mahkemede de ifadelerimi tekrarladım. Aynı işlem sayın Ekrem İmamoğlu ve Sayın Necati Özkan için yapılmış.. Sonra yeniden nezarete indirilerek beklemeye başladık. Gece yarısına doğru 12. Sulh Ceza hakimliği’ne çıkarıldık. Sayın Ekrem İmamoğlu ve sayın Necati Özkan’ı ilk olarak orada, mahkeme önündeki koridorda beklerken gördüm. Hatta Sayın Ekrem İmamoğlu “geçmiş olsun Merdan bey” diye seslenince kendisini fark ettim. Kısa süre ayakta sohbet ettik. Ben de aynı dileklerimi ifade ettim. Yarım saat kadar sonra duruşma salonuna girdik. Aynı hakim hızla salona girip yerine geçti ve yüzümüze bakmadan ve sanki elinde bir metni okuyor gibi ayrı ayrı tutuklandığımızı söyledi. Açıklaması tek cümleydi. Sonra yerinden kalkıp hızla salonu terk etmeye çalıştı. Biz sıra ile Necati Özkan ben ve Ekrem İmamoğlu yan yana kararı dinledik. Tam bu sırada hakim çıkmaya çalışırken Ekrem İmamoğlu yüksek sesle “burada yargılama yaptığınızı zannediyorsunuz şimdi burası bir mahkeme mi yüzümüze bile bakmıyorsun, Türk yargıçları ve verdikleri karardan emin olur ve başları diktir, sen başını eğip nereye kaçıyorsun” diyerek arkasından seslendi. Salonda bizim dışımızda, avukatlar, polis, jandarma ve mahkemenin çalışanları vardı. Bu yaşananlar haber olmadıysa bilinmesini isterim. Bizi tutuklayanlar gözlerimize bakamadılar.
Bu sırada saat gece 2:30 idi Silivri’ye gelişimiz sabah altıyı bulmuştu.
Savunma kara bir adli yılı geride bıraktı. Öldük, tutuklandık, yargılandık, gözaltına alındık, tacize uğradık, hedef gösterildik, tehdit edildik, saldırıya uğradık. Üstelik bütün bunları ülkemizin içine düştüğü derin yoksulluk sarmalında görevimizi yerine getirmeye çalışırken yaşadık. Tüm olumsuzluklara rağmen buradayız! Savunma yeni adli yılda da hukuku etkili kılma mücadelesine devam edecek!
#AdliYılKaraYıl
Ben 10 yıl önce bir mesleğime, gazeteciliğe devam edebilmek için bir hayal kurdum. 37 kişinin izlediği bir yayınla yola çıktım.
Azken çok olduk, yüzbinlere ulaştık bugün...
Patronsuz Yayın bugün 10 yaşını doldurdu.
Eğmeden, bükmeden, kötüye 'kötü' iyiye 'iyi' demek için taraf tutmadan, izleyicisinin dışında hiçbir yere sırtını dayamadan...
10 yıldır yayın kapanışında söylediğim Brecht'in meşhur dizeleri artık Türkiye'nin her yerinde bağırarak söylendiğine göre "bir arpa boyundan" çok daha fazla yol yürümüşüz birlikte...
Güzel kutlama mesajlarınıza tek tek yanıt veremediğim için lütfen bağışlayın beni.
Dost ellerini omuzumdan eksik etmeyen herkese çok teşekkür ederim.
Nice nice yıllara, hep birlikte.
Çünkü:
"Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!"
These lawyers include Lord David Pannick, patron of UK Lawyers for Israel, a fact neither the BBC nor the Times mentions anywhere in their reporting.
Totally irresponsible journalism presenting lobbyists as neutral actors.
Dün geceden bu yana arayan soran dayanışma gösteren herkese çok teşekkürler. İrem de (@Iremmkarataas ) Erdem de (@erdmoktm ) de ben de gayet iyiyiz. Gazeteciliğin her anlamda 'ayaklar altına' alındığı bu dönemde mücadele de büyüyerek devam edecek.
Ekrem İmamoğlu'na, ceza almadığı 'terör soruşturmasında' verdiği ifade sırasında savcılara sarfettiği sözler sebebiyle yeni bir dava açıldı. 4 yıl 1 aya kadar hapis cezası istenen iddianamede şu sözler suçlama konusu yapıldı: