Seçimde milletin tercihini Erdoğan'dan yana kullanacağı nereden biliniyor? Milletin iradesine önden ipotek mi koyuldu? Milletin tercihine önden ipotek koyulan seçimler demokratik rejimlerde olmaz. Bu ülkede de 1950'den beri öyle bir seçim olmamıştır.
"Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır."
Tarih: 15 Mart 1923
Yer: Adana Esnaf Cemiyeti
Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî dili TÜRKÇEdir.
Karayollarına ait tabelalarda TÜRKÇE dışında hiçbir dil kullanılamaz!
Bu yapılan, Anayasa'ya aykırıdır ve fiilî olarak "Burası özerktir, yönetimi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile belirlenemez" şeklinde devlete meydan okumaktır.
Diyarbakır Valisi bu fiilî duruma derhal müdahale etmeli ve devlet otoritesini sağlamalıdır!
@dbakirvalilik@TC_icisleri@mustafaciftcitr
Annen hastaneye gidince Türkçe anlaşamıyorsa bize değil onu okula göndermeyip eve kapatan dedene ya da gönderdiğimiz öğretmeni öldüren PKK'ya kızıcan bro bizlik bir şey yok devam
Özgür bey,
Kurucumuz Atatürk, kendi el yazısıyla vatandaşlık tanımını yaptı; “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir”
Siz de ulus devleti yıpratmak için görev almışsınız; her konuşmada Kürt, Türk, Laz… diyorsunuz.
Cumhurbaşkanı da Kürt, Türk, Arap diyor.
Siz muhalefet değil, cumhuriyet yıkıcılığında iktidara ortaksınız @eczozgurozel
HASSAS | Cihangir’de yaşanan olayın yeni görüntüleri!
18 yaşından küçük 4 saldırganın, 38 yaşındaki adamı yumrukla yere düşürüp, yerdeyken darp etmeye devam ettiği ve eşyalarını gasp ettiği anların görüntüleri ortaya çıktı.
Adam her şeyi göze almış, belki bir çoğumuzun endişelendiği gibi başına çorap örülebileceğini de hissediyor ama geri adım atmıyor, pes etmiyor.
Bu saatten sonra, bir avuç kalmış böyle yürekli insanlara millet olarak sahip çıkamazsak, hepimize yazıklar olsun, yuh olsun.
İzmir Belediyesi'nin basın danışmanının reklamını yaptığı yerin ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜNÜN KAÇAK YAPI OLDUĞUNA DAİR BELGELER GÖNDERİLDİ.
UMA İSİMLİ MEKAN, RAKISH ismiyle işletmecilik yapıyor ancak BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNÜN KAÇAK YAPI OLDUĞUNU GÖSTEREN BELGELER VAR.
SORULARIMA NE ÇEŞME BELEDİYESİ NE UMA İSİMLİ MEKAN NE DE BURAK SAĞLIK İSİMLİ ŞAHIS CEVAP VERİYOR.
BURASI KAÇAK YAPIYSA YIKMAK İÇİN NEYİ BEKLİYORSUNUZ? @murat_kurum@laldenizlicesme@csbgovtr@cesmebld
KAÇAK YAPILARIN OLDUĞU YERLERİN REKLAMINI BELEDİYE BASIN DANIŞMANI NASIL YAPIYOR?
HESAPLARINIZI KAPATIP KAÇMAKLA, GÖRMEDİK DEMEKLE BU İŞ ÇÖZÜLMEYECEK. BU MİLLETİN HAKKI GASP EDİLDİYSE AÇIKLAMAK ZORUNDASINIZ. İDDİALAR, BELGELER YALANSA DA BUNU AÇIKLARSINIZ.
Türkiye'de vatandaşın SAHİL HAKKI GASP EDİLİYOR. Ve bu gasp gizlice yapılmıyor, herkesin gözü önünde gerçekleşiyor.
İlgili bakanlıklar, belediyeler bu gaspı izliyorlar.
4 tarafı denizlerle çevrili Türkiye'nin sahil bölgelerine kim olduğu belirsiz insanlar çöküyor.
Bu haber için İzmir'deki beach club dedikleri yerlere bizzat girdim ve sahile girmek için bu şahıslara 8 bin TL ödemek zorunda kaldım. Bunu vermezseniz içeriye alınmıyorsunuz.
SAHİLLER VATANDAŞIN ANAYASAL HAKKIDIR.
Vatandaşın bu hakkını gasp edenler memlekette sahil alanı bırakmamışlar. Antalya, İzmir, Muğla...
Her şehrin en güzel sahillerine KM'lerce çökülmüş.
İspanya ise sahillerinin her noktasını 20 yıl boyunca korumuş ve İspanya'da da 'SAHİLLER HALKINDIR' kanunu var.
Aynı yasalar Türkiye'de de olsa, herkesin gözü önünde milletin hakkı GASP EDİLİYOR. Tüm bu sahil noktalarını tek tek inceledim.
Bu çalışmamın daha fazla insana ulaşması için beğenip paylaşabilirsiniz. Bu gaspların tüm belgelerini paylaşmaya devam edeceğim.
Yaptığım belgeselin 20 dakikalık halini Youtube'da paylaştım: https://t.co/yurMUQTbHB
Türkiye'deki sahiller gasp ediliyor ve bu gasp her sene artıyor.
Kim olduğu belirsiz kişiler milletin SAHİL HAKKINI gasp ediyor. Kurumlarsa sadece izliyor.
Youtube'da 20 dakikalık bir belgesel paylaştım. Ordan destek verirseniz çok sevinirim: https://t.co/G8bOYmPbhS
Atatürk hakkında pek çok iftira ve tarihi çarpıtmalarla dolu bir konuşma... Üstelik "Adam resmen meydan okumuş, karşı taraftan tık yok" diye paylaşılmış. Fazlaca iddialı.
Biraz uzun bir yazı olacak. O nedenle meraklısı olmayanlar burada ayrılabilir.
Benzer iddialı tutum içerikte de mevcut. Altan Tan, "İlber Ortaylı'dan Fatih Altaylı'ya kadar" herkese meydan okumuş. Sanıyorum bu tavırla kendi kitlesinde "Bakın cevap bile veremezler" algısı oluşturarak, söylediklerinin çok büyük laflar olduğunu bu laf oyunuyla takviye etmek istiyor. Halbuki hakikati konuşanlar böyle oyunlara ihtiyaç duymaz ya neyse...
Şimdi söylediklerini tek tek ele alalım.
1921 ve 1924 anayasalarından söz ederek Kemalist inkılabın bir açığını yakaladığını düşünüyor. Yine aynı söz oyunuyla, "dersime çok çalıştım" diyor, en iyi bildiği şey cumhuriyet tarihiymiş. Ne tuhaftır ki daha bilginin b'sini anlatmadan tüm tarihçilere meydan okuduğundan, kimsenin ona cevap veremediğinden, konu çok iyi bildiğinden, dersine çok iyi çalıştığından bahsediyor. Bu megalomanca tavrın nedeni açık artık. Kendini, kitlesinin gözünde üst konuma yerleştirmeye çalışıyor ki anlattığı sahte bilgilere daha çok itimat edilsin, palavralara daha çok inanılsın. Bu tavrın etik/ahlaki açıdan ne kadar samimiyetsiz olduğu daha uzun anlatmayalım. Anlayan anlamıştır. Ama söylemeden edemeyeceğim, bu laf oyunları konuları bilmeyenleri aldatabilir ama tarihin hakikatinde bu laflara cenaze namazı kılalı çok olmuştur.
Birinci iddia, 1928'e dek devletin dininin İslam olarak anayasada yer aldığıyla ilgili. Bunu çarpıcı bir bilgi olarak konuşmak kadar fuzuli şey yok. Nutuk'tan tutun da en bilinen cumhuriyet tarihi kitaplarında yer alır. Fakat Altan Tan, bu bilgiden hareketle bir yere varıyor:
1924 anayasasının 26. maddesinde meclisin görevleri sayılırken bir ibare varmış, "şeriat ahkamının tenfizi" şeklinde. Yani Tan'a göre bu nedenle devlet şeriat devleti olmuş oluyor. "Türkiye şeriatçı bir devlet olarak kuruldu" diyor. Atatürk bir şeriat devleti kurmuş. Vay be, Atatürk'e bak sen(!) şeriat devleti kurmuş ama bunca tarihçi, anayasacı falan kimse anlamamış. Altan Tan yüz yıl sonra anayasanın 26. maddesinden bu gerçeği çıkarmış.
Peki, biraz da gerçekler... 1924 anayasasının 26. maddesinde meclisin görevleri yazar. Oraya kadar doğru. Ama "şeriat ahkamının tenfizi" ifadesi yoktur. Doğru ifade "ahkâmı şer'iyenin tenfizi" şeklindedir. Şeriye, şeriat... Bunlar aynı anlama mı gelir yoksa birbirinden farklı şeyler mi ifade eder?
Bunun aslında basit bir teknik açıklaması vardır. Burada ifade edilen ahkamı şeriye, şeri hukuku kasteder. Tenfiz de uygulama manasındadır. Yani devlet, şeri hükümleri uygular... Peki bu ifade anayasa hukuku bakımından devletin bütünüyle bir “şeriat devleti” veya “şeriat düzeni” olduğunu söylemek için yeterli midir? Tabii ki hayır. Bu ifade, şeri hukuk düzeninin henüz kaldırılmamış olduğunu gösterir. Nitekim, maddenin böyle olması hukuki açıdan da mecburiyettir. Ülkede o dönemde evlenme, boşanma, mehir, nafaka, velayet ve miras gibi konular hala şeri hukuka göre düzenleniyordu. Bu, Osmanlı döneminden kalma hukuk sistemiydi. Devlet, bu sistemi yok sayamazdı çünkü yerine yenisini koymamıştı ve yenisini de öyle bir iki günde koymak mümkün değildir. Doğal olarak var olan mevcuttaki şeri hukuku uygulamak da meclisin görevi olacaktı. Osmanlıda şeri hukuk, şeri mahkemelerde uygulanıyordu. Devlet, 1924'te bu mahkemeleri kaldırdı ama şeri hukuk henüz kaldırılmamıştı. İşte, Altan Tan, Türkiye'yi bu teknik/usuli detaydan hareket ederek Türkiye'yi şeriat devleti ilan ediyor. Bu neye benzer bilir misiniz? İngilizler, Hindistan sömürgesinde, Müslümanlar için şeri hukuku uygularsa, bu durumda İngiltere de şeriat devleti olmuş oluyor. Veya boşanmayı şeri hukuka göre düzenleyen her ülke bu durumda şeriat devleti oluyor. O ülkelerde şeri hukuka uygun olmayan herhangi bir kanun olması, ülkeyi şeriat olmaktan çıkarmıyor. İşte, Altan Tan'ın engin hukuk ve tarih bilgisi böyle. Geçelim.
Altan Tan, Atatürk'ün şeriat devleti kurduğunu bu sözlerle idare ettikten sonra, "İşte kurucu irade budur" diyor. Yürürlükteki şeri hukuku iki günde kaldırıp hukuk düzenini felç etmediği için Atatürk, şeriatçı kurucu iradeye sahip olmuş oluyor. Anayasadaki cumhuriyet ifadesi, yargı hakkının millete ait olduğu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, vatandaş olan herkesin oy hakkına sahip olduğu, oy için Müslümanlık şartı aranmadığı gibi şeri hukukla temellendirilmemiş kısımları görmezden geliyor. Dahası anayasada meclisin, hakimlerin, her türlü devlet görevlilerinin faaliyetlerinde yalnızca İslam Hukuku'nu esas alacağına dair herhangi bir hüküm de mevcut değil. Kaldı ki Anayasada din ve vicdan hürriyeti de temin edilmiştir. Yani sonuç olarak 1924 anayasası şeriatçı değildir. Bunu açıklamak bile lüzumsuz ya neyse...
Muhtemelen Altan Tan da bunları biliyordur ama 1924 anayasasını şeriatçı olarak tanımlayarak bir yere varmaya çalışıyor. Nedir o? Şeyh Sait isyanı... Tan'a göre devlet şeriat düzenine göre kurulmuştu. Sait de bundan memnundu. Ama sonra Atatürk, kurduğu düzeni bozdu, şeriattan saptı ve böylece Sait de isyan etti. Aslında Sait'in isyanının temelinde Atatürk'ün oyunbozanlığı vardı. Altan Tan, bunu Atatürk'ün ihaneti olarak niteliyor. Sait değil, hain olan oymuş.
Halbuki bu tuhaf ve uçuk tezle Altan Tan, kendisini yalanlıyor. Niye mi? Eğer devlet, 1924 anayasasıyla şeriatçı idiyse, Sait 1925'te neden isyan etti? Çünkü 1924'ten 25'e kadar hiçbir şey olmuş değildi. Şapka inkılabı dahi olmamıştı. Laiklik anayasaya girmemişti. Devletin dininin İslam olduğu hükmü hala yürürlükteydi. Yani, Altan Tan'ın "Atatürk'ü ihanetle" suçladığı dönüşüm henüz başlamamıştı. Yani Tan'a göre Sait'in isyan etmesini gerektirecek bir zındıklık yoktu. Mesele hilafetin kaldırılması ise, o gelişme 1924 anayasasından önceydi. Eğer hilafetin kaldırılması şeriata aykırı ise anayasa şeriatçı olamazdı çünkü hilafet yoktu. Eğer hilafetin kaldırılması şeriata aykırı değilse, Sait'in isyanı temelsizdi.
İşin doğrusu, Altan Tan, tarihleri karıştırıyor. Şeyh Sait isyanının, laik devrimlerden sonra olduğunu sanıyor. Yani bu çarpık teze göre 1924'te şeriat devleti kuruldu. Sait memnundu. Sonra Atatürk laik inkılapları yaptı, Sait o yüzden isyan etti. Ama doğrusu, 24 anayasasından sonra 25'e dek laik inkılaplar yoktu. Medeni kanun bile yoktu. İşte, Altan Tan'ın engin hukuk ve tarih bilgisi... Dersine böyle çalışmış(!)
Altan Tan üçüncü iddiasında Atatürk'ün şeriatçılığını temellendiriyor. Atatürk'ün hilafet kaldırılana dek Türk milliyetçiliği ile ilgili tek cümlesi yokmuş. Bir tane bile bulunamazmış. Hayret. Ben birkaç tane yazayım:
-Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.
-Bilelim ki, millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır.
-Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi! (Bilindik bir şiiri okuyor)
-Bizim milliyetçiliğimiz, herhalde bencil ve gururlu bir milliyetçilik değildir
-Vatanın her parçası, ayrıcasız, Türk tarihinin maddî ve kesin dayanaklarıdır.
-Mensup olduğum Türk milletinin şanı ve şerefi varsa benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır. Asla ayrı değilim.
-Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir.
Altan Tan sözlerinin devamında Atatürk'ün laiklikle ve altı okla ilgili tek beyanı bile olmadığını söylüyor. Hilafetin kaldırılması, dini siyasete alet etmenin yasaklanması, medreselerin ve şeri mahkemelerin kaldırılması gibi pek çok gelişmelenin altı okla ilgisi olmadığını sanıyor.
Altan Tan, 1924'e kadar bunların olmadığını söylüyor, ona göre sadece hutbe, namaz, dua ve salavat varmış. Altan Tan, laik bir ülkede dua olmayacağını, namazın yasaklanacağını, hutbelerin kaldırılacağını sanıyor olmalı. Eğer bu dediği doğru olsaydı, laiklik ilkesi getirildikten sonra ülkede cami, dua, diyanet, namaz falan kalmamalıydı. Halbuki Atatürk, laikliğe geçtikten sonra Çanakkale'de mevlit okutturmuştur, sevdiği arkadaşlarının cenaze törenlerine yanında görev yapan Hafız Yaşar Okur'u göndermiştir, Çankaya'da çok kez Kuran okutturmuş, iftarlar düzenletmiştir. Yani, bu durumda Atatürk, laikliğe geçtikten sonra bunları yaparak tekrar şeriatçı mı olmuştur? İşte, Altan Tan'ın engin hukuk, tarih ve din bilgisi böyle.
Altan Tan sonrasında Atatürk'ün tüm amacının hilafet merkezini ve saltanatı kurtarmak olduğunu söylüyor. Doğrudur. Kurtarmadı mı? Padişahı kurtarmadı mı? Hilafeti kurtarmadı mı? İstanbul'u kurtarmadı mı? Kurtaracağını söyledi ve kurtardı ama kaldırmayacağını söylemedi. Bir asır geçti ama Altan Tan hala anlayamadı.
Altan Tan bunları söyledikten sonra "Keşke cumhuriyet tarihi doğru düzgün tartışılabilse" diyor. Yani yukarıdaki palavraları atabiliyor olmasına rağmen daha ne gibi bir tartışma ortamı istediğini anlayamadım. Sanırım o sürekli istediği yalanı söylesin ama kimse ona tepki göstermesin istiyor. Çok bekler.
Altan Tan'ın bir sonraki hurafesi, Çanakkale'd 250 bin insanın şehit olması hakkında. Bu hurafe, şehit sayısını çok göstermek ve komuta kademesini bu temelden aşağılamakla ilgili. Yani şehit sayısı normalin üzerindeydi çünkü komutanlar kötüydü algısı oluşturmak... Tabi, Çanakkale'deki komutanlar arasında Atatürk bulunduğu düşünülürse bu hurafenin de amacı belli. Ama resmi kaynaklar 250 bin şehitten bahsetmiyor. 250 bini aşan istatistik, şehit, yaralı, firari gibi farklı grupların toplanmasıyla oluşuyor. İşte, Altan Tan'ın engin tarih bilgisi böyle. Şehit ve yaralıların yer aldığı zayiat kavramını, şehit kavramı sanmak...
Altan Tan'ın bir sonraki iddiası, İngilizlerin İstanbul'u terk etmesiyle ilgili. Tek kurşun atmadan terk etmelerini tuhaf karşılıyor. Halbuki Budin'deki Macarlar da başkentlerini Kanuni'ye kurşun atmadan teslim etmişlerdi. Çünkü orduları yenilmişti ve Budin'de direnecek güçleri yoktur. Bu nedenle kurşun atmadan teslim ettiler. Bu durumda Budin'in fethi, fetih olmaktan çıkar mı? İngilizlerin ordusu olan Yunan ordusunu yendik ve İstanbul'da direnme güçleri kalmadı. Anlaşmak istediler ve anlaştık. Sonra da çekip gittiler. Atatürk ne yapmalıydı? Çekip gitmeyi kabul etmek zorunda kalmış düşmana arkadan kurşun sıkıp söz bozan olmalı ve Türk askerinin kanını yok yere döktürmeli miydi? Altan Tan, şayet stratejiyi anlamak istiyorsa, Hz. Peygamber'in imzaladığı Hudeybiye Anlaşması'na bakmalı. Belki bir şeyler nasiplenir.
Altan Tan bir diğer iddiasında, çok sinsi ama bir o kadar acemice kurgu yapıyor. Lozan'ın ilk görüşmesinde bir anlaşma metni ortaya çıkmış, meclisteki İslami kanadın lideri Ali Şükrü karşı çıkmış ve Atatürk bu nedenle anlaşmayı imzalayamamış. Sonra da Atatürk, Ali Şükrü'yü öldürtmüş.
İşin doğrusu şöyle. Anlaşma teklifine Atatürk de karşıydı, hükümet de karşıydı, İsmet Paşa da karşıydı, meclis de karşıydı. Hepsi reddetti. İsmet Paşa ülkeye geri döndü. Yani Ali Şükrü'nün engeliyle oluşan bir durum değildi. Kaldı ki Ali Şükrü meclisteki İslamcı kanadın temsilcisi olmadığı gibi lideri de değildi. Ali Şükrü, meclisteki muhalif ikinci grubun liderlerindendi. Lideri değildi. Grubun en önde gelen kişisi Hüseyin Avni'ydi. Fakat bu grup saltanatın kaldırılmasını onaylamıştı. Ve temel esaslarla Atatürk'le müttefikti. Bunu mecliste de defalarca kez dile getirdiler. İkinci grup olarak nitelendirilmelerine bile karşı çıktılar çünkü Atatürk'ten kendilerini ayrı görmüyorlardı. Muhalefetleri siyasiydi. Praitkteydi. Teorik olarak İslamcı olmaları da tartışılır. Zaten o grup daha sonra Atatürk'ün arkadaşları ile ittifak da yaptı. Yani, Ali Şükrü, 1. Lozan'da teklif edilen anlaşmanın önündeki tek engel değildi.
Altan Tan'a göre Ali Şükrü öldürülünce Atatürk meclisi feshetti, muhalifleri meclisten kovdu ve sonra kendi meclisini kurdu. Yani Tan'a göre Atatürk bunu 1. Lozan'ı kabul ettirebilmek için yapmış. Peki işin doğrusu nedir?
Ali Şükrü, Topal Osman tarafından, Lozanla hiç de alakası olmayan bir konu nedeniyle öldürüldü. Altan Tan, bilmez, dönemin İç İşleri Vekili ikinci gruptandı. Yani muhalifti. Şayet mesele Lozan olmuş olsaydı, Vekil, onlardandı. Bu durumu ortaya çıkarsaydı. Kaldı ki, Ali Şükrü öldükten sonra meclis feshedilmedi. Meclisin feshi konusu şudur. Birinci meclisin görev süresi, mücadelenin zafere ulaşmasına kadardır. Yani süresiz gibidir. Fakat ikinci grup, 1922 yılının sonlarına doğru seçime gidilmesini istedi. Bunu reddeden Atatürk'tü. Fakat Ali Şükrü'nün ölümü üzerine ikinci grup seçim kararı alınması için yeni bir girişimde bulundu. Atatürk kendi grubunu topladı. Ali Fuat, Rauf gibi isimler seçim kararına sıcak baktı. Hükümet de... Grup da... Atatürk bu şartlar altında seçime gidilmesine razı oldu. Yani meclisin feshi aslında görev süresi zamanla sınırlı olmayan meclisin süresini sona erdirmekti. Meclisin feshine ilişkin karar, ikinci grubun da verdiği oylarla kabul edildi. Madem meclisin feshi Atatürk'ün planıydı, ikinci grup neden buna müsaade etti? Neden ret oyu kullanmadı? Çünkü onlar da bunu istiyordu zaten. Fakat Altan Tan bunları bilmiyor. Engin hukuk ve tarih bilgisi, bu kısımlara yetmiyor olmalı.
Bir de şu mesele var. Madem Atatürk, 1. Lozan teklifini kabul etmek için Ali Şükrü'yü öldürttü, meclisi dağıttı, muhalif mebusları kovdu... O zaman anlaşmayı neden imzalamadı? Çünkü zaten imzalamayacaktı. Nitekim imzalamadı ve görüşmeler temmuz ayına dek sürdü. Birinci teklifte yer alan pek çok zararlı husus kaldırıldı.
Seçime gelirsek... İkinci grup da seçime girdi. Ama kaybettiler. Halk oy vermedi. Bunun suçlusu Atatürk mü oluyor? Ne yapmalıydı? Seçimi kazanan arkadaşlarını kovup, kaybedenleri zorla meclise mi sokmalıydı? Diktatörlük mü yapmalıydı? Altan Tan bunu mu istiyor? Geçelim.
Altan Tan'ın bir diğer iddiası şöyle... Atatürk, Mehmet Akif'i meclise sokmamış. Halbuki gerçek şu: Mehmet Akif seçimlerde İstanbul'dan aday oldu ve sadece bir oy aldı. Daha bunu bilmiyor. Dersine hiç çalışmamış.
Altan Tan, İstanbul'un Fahrettin Altay tarafından teslim alındığını söylüyor. Bu da yanlış. Şükrü Naili Paşa'dır. Atatürk'ün İstanbul'u teslim alması için neden onu tercih ettiğini Altan Tan araştırmalı. Türk'ün hafızasını orada görür.
Bir de eklemeden geçemeyeceğim. Fatih, İstanbul'u kuşattığında, şehri direniş olmaksızın teslim etmesi için Bizans İmparatoru'na teklifte bulunmuş idi. Fakat imparator kabul etmedi. Şayet etseydi Fatih ne yapacaktı? Yine de savaşacak mıydı? Hani Altan Tan diyor ya, tek kurşun atmadılar diye... Fatih'in tek kurşun atılmadan teslim teklifini de aynı derecede ihanet olarak mı görür? Bu engin tarih bilgisiyle, ona da ihanet diyebilir. Şaşırmam.
Altan Tan bunca tarihi yalanı söyledikten sonra, Atatürk'ün Lozan'da İngilizlerle anlaşıp hilafeti kaldırdığını söylüyor. Önce Atatürk'ün 1924'te şeriat devleti kurduğunu söylüyor. Sonra da Atatürk'ün 1923'te İngilizlerle anlaşıp hilafeti kaldırdığını söylüyor. Birbiriyle taban tabana zıt iddialar birbirine girmiş, artık buradan sonrasını düzeltmeye çalışmak gevezelik olur.