kimlik meselesi sınıfsal kavganın çok önüne geçti. geleneksel marksistler haklı çıktı. chp de böyle tip de dem de. kaynayan enerji sınıf kavgasında mevcut bunu sırtlanacak siyaset yok.
#VİDEO- Gazeteci, yazar İrfan Aktan:
"Diyarbakır hızla büyüyor, ancak dramatik bir sınıfsal ayrışma var. Hızla zenginleşen bir zümre ve görünmez hale getirilen büyük bir nüfus var
Yoksullar, Kürt davasının sahibiydi
Artık Diyarbakır'ın en zengini, en yurtsever oldu
Yoksulların elinden bu dava da çalındı
Bu, umutsuzluk ve inançsızlık yaratıyor"
Tüm ülkenin gözü önünde bunları ve bunlardan daha kötüsünü yaşadık. O gün, meşru ve milyonlarca oy alan bir siyasi partinin binasına bu şekilde giremezsiniz diyemeyenler, bugün en hafifini yaşıyor.. Biz/ler dün ve bugünde bu tür muameleler karşısında susmuyoruz en azından..
Demokrasimizin en dip anındayız. Benim gibi şu anda Halk TV ekranında bu anları izleyen Kemal Kılıçdaroğlu bu hale getirilen genel merkeze girip "Ben Genel Başkan'ım, ben CHP Genel Başkanı'yım" diyecek öyle mi? Vallahi bravo!.
demokrasi ideal adayı seçtiğimiz bir sistem değil. kk ideal aday değildi imam da değil. erdoğan seçmeni de bayıldığı için oy atmıyor. insanlar yanılmadı, aldatılmadı da. erdoğan seçmenine koyun demek gibi bir şey kk seçmenine zorbalık yapmak.
Hapse girdikten sonra babasını kaybetti. Küçüçük çocuklarından biri şu an hukuk okuyor diğeri sanatla uğraşıyor.
Dört duvar arasında geçen koca 10 yıl!
Selahattin Demirtaş'ın son hali:
süreç erdoğan açısından tam başarı ile ilerliyor. kürt hareketi hashtag muhalefeti seviyesine sıkıştırıldı. tıpkı kk dönemi chp'si gibi bürokrasinin müsaade ettiği alanda top oynuyorlar artık. demirtaş partisini türkiye partisi yapacaktı, öcalan onu devlet partisi yaptı.
Barış ve Demokratik Toplum çağrısının gereğinin yapılması ve gerekli hukuki adımların atılması için , ÖHD ‘nin 21 Nisanda başlatacağı hashtag çalışmasına başta kadınlar olmak üzere barıştan, özgürlükten, demokrasiden yana olan herkesi davet ediyoruz.
Abbas Araghci "Neden uranyum zenginleştirmede ısrar ettik?"
Okumanızı tavsiye ederim:
- "Neden zenginleştirme (uranyum) konusunda bu kadar ısrar ettik ve ediyoruz? Neden üzerimize savaş dayatılsa bile bundan vazgeçmeye razı değiliz? Çünkü kimsenin bize neye sahip olmamız veya olmamamız gerektiğini söylemeye hakkı yok. Bu, tahakkümü reddetme (nefy-i sulte) ilkesine dayanmaktadır.
Yasalara göre zenginleştirme yapmak benim hakkımdır ve bu hakkı kullanıp kullanmamak sadece beni ilgilendirir. Yıllardır bize söylenen ve hala söylenmeye devam eden 'Zenginleştirme yapmaya hakkınız yok, zenginleştirme sıfır olmalı' söylemi... Neden? 'Çünkü endişeliyiz.' diyorlar.
Eğer endişeliyseniz, biz bu endişeleri gidermeye hazırız. Bir soru mu var? Cevap veririz. Güven mi yok? Güven inşa ederiz. Ama kimsenin bize 'Ben öyle istediğim için sen buna sahip olamazsın' demeye hakkı yoktur.
Yıllardır süregelen hareketimizin sırrı budur; kendi hakkımızda ısrarcı olduk. Zenginleştirme önemlidir, ancak bunun yanında daha önemli olan şey, İran İslam Cumhuriyeti'nin kimseden talimat almadığını ve hiçbir tahakküm altına girmediğini kanıtlamasıdır.
İran'ın barışçıl nükleer programının hedeflerine ilişkin herhangi bir soru veya belirsizlik varsa, cevap vermeye ve bu belirsizliği gidermeye hazırız. Bunun yolu da sadece diplomasiden geçer. Diğer yolları denediler ve bir sonuç alamadılar.
Müzakere, ancak İran halkının hakları teslim edildiğinde, saygı duyulduğunda ve biz hakkımızı kullanabildiğimizde bir sonuca ulaşacaktır. Biz kimseden hakkımızı tanımasını beklemiyoruz; hakkımız zaten kendi içinde meşrudur, hakkımız mevcuttur. Bizim istediğimiz, hakkımıza saygı duyulmasıdır."
Abbas Araghci'nin bu açıklaması bence sadece ABD'ye değil onların temsil ettiği zihniyetin yaklaşık bir yüz yıldır biz Müslümanlara üstten bakışçı zihniyetlerine verilmiş izzetli bir cevaptır. Bu cevap artık sizin zorba ve değerlerinizi dikte etme döneminin kapandığının beyanıdır. İran bu savaştan alnının akıyla çıkacarsa artık ABD eski ABD olacak ne de Müslümanlar eski Müslümanlar olacaktır inşallah.
İsrail ordusu, Beyrut'un güney banliyöleri Dahiye (Hizbullah'ın kalesi) için geniş çaplı tahliye emri verdi; yaklaşık 500.000-700.000 sivil hemen evlerini terk etmeye çağrıldı. Bu, panik yarattı: yollar tıkandı, binlerce kişi araçlarını bırakıp kaçtı.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, "Dahiye yakında Han Yunus gibi olacak" diyerek tehdit etti ve "Hizbullah ağır bedel ödeyecek" dedi.
Emirden kısa süre sonra bölgeye yoğun hava saldırıları başladı; binalar yıkıldı, onlarca ölü ve yaralı var. Lübnan tarafı 100+ ölü bildirdi, kitlesel yerinden edilme yaşanıyor.
Henüz tam karadan istila doğrulanmadı, ancak bu hazırlık olarak görülüyor. Hizbullah hedefleri vuruluyor, siviller için istisna yok; yaşlı/hasta kalanlar büyük risk altında. Durum hızla kötüleşiyor, insani kriz derinleşiyor.
SON DAKİKA
KYB Başkanlık Divanı Üyesi Şanaz İbrahim Ahmed:
Kürtleri rahat bırakın, biz kiralık silahlar değiliz
“Kürtleri Rahat Bırakın. Biz Kiralık Silahlar Değiliz
1991 yılında Kürtler, Saddam Hüseyin rejimine karşı ayaklanmaya teşvik edildi; ancak öncelikler değiştiğinde yalnız bırakıldılar. Rejim ayaklanmayı bastırmak için helikopterler ve tanklar konuşlandırdığında kimse bizi savunmaya gelmedi. O günlerin anıları hala canlı ve zihinlerimize kazınmış durumda. Bugün o dönemi “Raperîn” olarak anıyoruz ve bize öğrettiklerini unutmuyoruz.
Daha yakın zamanda ise Kuzeydoğu Suriye’de, yani Rojava’da yaşananları gördük. Yapılan tüm vaatlerden sonra, Suriye Kürtleri IŞİD’e karşı savaşın ön saflarında yer aldıktan sonra, onlara nasıl davranıldığına hep birlikte tanık olduk.
Bugün Irak Kürtleri nihayet yaşamlarında belli bir istikrar ve onur duygusuna kavuşmuştur. Bu nedenle Kürtlerin dünyanın büyük güçleri tarafından birer piyon gibi görülmesini kabul etmesi çok zor, hatta imkânsızdır.
Deneyimler ortadadır. Boş vaatler ortadadır. Çok sık olarak Kürtler yalnızca güçlerine ya da fedakarlıklarına ihtiyaç duyulduğunda hatırlanır. Bu nedenle bu çatışmaya dahil olan tüm taraflara çağrıda bulunuyorum: Kürtleri rahat bırakın. Biz kiralık silahlar değiliz.”
Biliyorsunuz yapay zeka firmalarının eğitim verilerini ayıklama işini Kenya'da, Filipinler'deki insanlar 1 dolara yapıyor. Şimdi Meta'nın akıllı gözlüklerini takıp etrafta gördüğümüz her görüntüyü de Kenyalıların ayıkladığını öğrendik.
Bunlar arasında banka şifreleri, sevgilinizin çıplak halleri veya elalemin cinsel ilişki görüntüleri bile var.
📌 "Ortaya çıktı" diyoruz ama aslında Meta bunu gizli gizli yapmıyor. Bu şirketler, verilerini ayıklama işini (tıpkı sosyal medya giriş bilgilerimizi de verdikleri gibi) taşeron firmalara veriyor. O taşeron firmalar da kâr etmek için Afrika-Asya ülkelerinde ucuza işçi çalıştırıyor. O işçiler de küfür, ırkçılık, cinsellik vs içeren görüntü ve metinleri elle tek tek ayıklıyor. Yapay zekanın getirdiği yeni bir sömürü, pardon iş olanağı biçimi.
📌 Meta’nın yapay zeka kullanım şartlarında, kullanıcıların yapay zekalarla girdiği etkileşimleri -mesajlar ve konuşma içerikleri dahil- otomatik veya insan incelemesi yoluyla değerlendirme hakkının şirkete ait olduğu yazıyor. Meta’nın yapay zeka gözlüklerini kullanan kişiler, yapay zeka özelliklerinden yararlanabilmek için verilerinin şirketin uzak sunucularına gönderilmesini kabul etmek zorunda. Ama çoğumuz ya bu maddeleri okumuyoruz ya da anlamıyoruz.
📌 İsveçli iki dergi, Kenya'da bu görüntüleri ayıklayan insanlarla konuşmuş. Bir çalışan, “İnsanlar veri toplamanın boyutunu gerçekten bilseydi, kimse bu gözlükleri kullanmaya cesaret edemezdi” diyor.
📌 Bu arada veri etiketleme işi Türkiye'de de yapılıyor taşeron firmalar aracılığıyla. Yakın zamanda birkaç kişiyle konuştum bu işi yapan. Genel olarak şartlardan şikayet etmediler. Ancak bu işte çalışıyorsanız ve söylemek istediğiniz bir şey varsa mesaj kutum hep açık 🙏
İspanya milletvekili İrene Montero:
“Hiçbir kadın amerikan bombaları ya da yasadışı saldırılarla özgürleşmedi.
Ne Suriye'de, ne ırak'ta, ne Lübnan'da, ne de afganistan'da.
ve iran'da da olmayacak.
sömürgeci savaşlarını meşrulaştırmak için kadın haklarının arkasına saklanıyorlar.”