İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Okumaktan murat ne
Kişi Hak'kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir
Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir
Yunus Emre
@vgokberkm Bireylerin davranışları yerine kimliklerini konuşup tarihsel önyargıları yeniden üretme çabanız karşılıksız kalacaktır. Sürekli "biz, onlar" ifadelerinin kullanılması kutuplaştırmaya hizmet eder. @adalet_bakanlik@TC_icisleri@Akingurlek_
@HasanCelik53 Her türlü aşırılık daha fazlasını doğurur. Her istediğini söyleyen istemediğini de duyar. Bizler kitabın içeriğini değil, kitap tanıtımı için kullanılan dili eleştiriyoruz. Meselenin odağını kaydırmayınız. Üstelik biz Çerkesler bu ülke için can verirken Türkçe bilmiyorduk!
@Adnanisl Konunun odağını neden kaydırmaya çalışıyorsunuz? Bizim eleştirimiz kitabın içeriğinden çok kitabın tanıtımı için kullanılan söylem. Ayrıca siz benzer durumlarda alınganlık yapmıyorsunuz diye başkalarının da yapmamasını beklemeniz, evrensel bir ölçüt olamaz.
@edipuzen Bu ülkenin sorunu inisiyatif alamayan, okuduğunu anlamayan görevliler. Analık izni 24 haftaya çıktı ise analık iznini 16 hafta olarak kullanabilen herkes için yapılmıştır bu. Kadroymuş, sözleşmeymiş fark var mıydı analık izninde, yoktu. O halde millete köstek olmaya gerek yok
@tcailesosyal@MahinurOzdemir Sadece dilekçe yeterli galiba, ek bir işlem olsa belirtilirdi. Doktor raporuna neden gerek olsun, doğum belgesi verildi zaten kurumlara.
Having a baby physically shrinks part of a woman's brain. Having a second baby shrinks a totally different part. Scientists in Amsterdam just figured out why, and the explanation involves the same process that happens in teenage brains.
This is from a research group in Amsterdam called the Pregnancy Brain Lab. They published their findings in Nature Communications on February 19, 2026. The team scanned the brains of 110 women. 40 were about to have their first baby, 30 were about to have their second, and 40 had never been pregnant. They scanned everyone before pregnancy and again after birth.
The results were so consistent that a computer program could look at any of those brain scans and correctly tell whether the woman had been pregnant. Every single time.
When a woman has her first baby, the biggest changes happen in the part of the brain that handles thinking about yourself and other people. The same region that runs daydreaming and inner monologue. That whole area visibly shrinks. And it stays shrunk for at least six years after birth, according to a 2021 follow-up study by the same team.
When she has a second baby, that same area shifts a little more, but the biggest changes happen somewhere else. They happen in the part of the brain that controls what you focus on, and the part that controls how your body moves. Even the wiring between the brain and the muscles becomes more efficient. Lead researcher Milou Straathof said it looks like the brain rewiring itself for taking care of more than one kid at a time.
The shrinking sounds bad. The lab compares it to what happens in teenage brains during puberty. Hormones flood the brain and trigger a kind of cleanup. Weak connections between brain cells get cleared away. The strong ones stay and get stronger. The brain ends up smaller, but the connections that remain work faster. The hormonal flood of pregnancy seems to do the same thing.
Elseline Hoekzema, who runs the Pregnancy Brain Lab and has been studying this since 2017, told CNN: sometimes less is more.
The pattern is layered. The first pregnancy does the deep work on identity and how a mom thinks about her baby. The second pregnancy adds a new layer focused on attention and movement.
About one in five new mothers globally develops postpartum depression. The same brain circuits being remodeled here are the ones tied to mood and bonding with the baby. Mapping what a healthy maternal brain looks like is the first step toward catching when something goes wrong.
Okul saldırılarının hemen ardından gönüllü terapist çağrıları başladı: travma grupları, psikiyatrik destekler, çeşitli psikososyal müdahale önerileri. Bunlar kuşkusuz iyi niyetli çağrılar. Yine de böyle anlarda şunu düşünmeden edemiyorum: Acı ve trajedi karşısında neden ilk refleksimiz profesyonel müdahaleye yönelmek oluyor?
Talim var, terbiye yok!
Yediğini Kusarsın…
Bir çağın en sessiz çöküşü, gürültüyle değil; anlamın yavaşça çekilmesiyle başlar.
Bugün elimizde müfredatlar var, programlar var, ölçme-değerlendirme sistemleri var; fakat bütün bu düzeneklerin ortasında kaybolan şey, gerçek anlamda eğitimin kendisi.
Çünkü gerçek bir eğitimin özünde insanın iç dünyasında yer açmak ve onu başkalarıyla birlikte var olabilecek duyarlı bir varlık hâline getirmek yatar.
Bugün talim tekrar üretiyor; terbiye ise güdümlü ve sadık kitleler peşinde.
Bugünün krizi tam da burada başlıyor.
Herkes bir şey öğretiyor ama kimse kimseyi yetiştirmiyor.
Başarı ve istatistikler büyüdükçe anlam küçülüyor.
Eğitim, bir yarışa indirgenmiş durumda: Daha fazla puan, daha iyi okul, daha yüksek diploma.
Oysa insan, ölçülebilen bir varlık değildir; ölçülebilen şeyler üzerinden kurulan bir sistem, eninde sonunda insanı ıskalar.
Herkes herkesin rolünü çalıyor.
Öğrenci öğrenmeyi değil, performans sergilemeyi öğreniyor.
Öğretmen, rehber olmaktan uzaklaştırıldı içerik yetiştirmeye yönlendiriliyor.
Aile destek olmak yerine baskı kurmaya bilinçsiz ve çocuğu zehirleyen bir kuruma dönüştü.
Sistem ise insan yetiştirmeyi değil, çıktı üretme peşinde. Projeler, istatistikler, özgül olarak anlamsız şeyler vb.
Böyle bir düzende herkes bir başkasının yerine geçmeye çalışırken, kimse kendi yerinde kalamıyor.
Sonuç: Rol çok, öz yok.
Daha da derin bir kırılma var:
Zamanın çalınması. İnsan artık yalnızca emeğini değil, dikkatini, hayalini ve geleceğini kaybediyor.
Çocukların zamanı, ekranların hızına; gençlerin zamanı, sınavların ritmine; yetişkinlerin zamanı, geçim telaşına teslim edilmiş durumda.
Böyle bir ortamda bir nesil yetiştirmek, sadece pedagojik bir mesele değil; ontolojik bir mücadeleye dönüşüyor.
Çünkü mesele artık “ne öğreteceğiz?” değil, “insanı nasıl koruyacağız?” sorusudur.
1970’lerin insanı daha mı bilgiliydi? Belki hayır. Ama daha bütünlüklüydü.
1980’lerin lise mezunu daha mı donanımlıydı? Belki teknik olarak değil. Ama daha yerli yerindeydi.
1990’ların ortaokul diploması bugünkü lise diplomasından daha değerliydi.
2000 binlerin lise diploması bugünkü üniversite diplomasından daha değerli bir yere sahipti.
Çünkü o diploma yalnızca akademik bir belge değil, bir karakter inşasının parçasıydı.
Bugün ise diplomalar çoğalırken değerleri inceliyor; çünkü taşıdıkları insan azalıyor.
Burada asıl mesele şu:
Eğitim, bir medeniyet meselesidir. Bir toplum neyi değerli görüyorsa, eğitim onu üretir.
Eğer hız değerliyse hızlı insanlar, eğer rekabet değerliyse rekabetçi insanlar, eğer görünürlük değerliyse yüzeysel insanlar yetişir.
Bugün eğitim sisteminin ürettiği insan tipi, sistemin hatası değil; sistemin başarısıdır!
Çünkü sistem tam olarak neyi ödüllendiriyorsa, onu büyütür.
Yediğini kusarsın çünkü çürüme çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden büyür.
Değer gibi sunulan ama değeri aşındıran her unsur, zamanla bir toplumun zihinsel omurgasını eğip büker.
Gerçek eğitim, yeniden “yavaşlamayı” öğrenmekle başlar.
Bir çocuğun bir fikrin içinde oyalanmasına izin vermek, bir gencin kendi sorusunu sormasına alan açmak, bir insanın hata yapmasına tahammül edebilmek…
Bunlar müfredatta yazmaz; ama eğitimin özünü oluşturur.
Ve belki de en önemlisi:
Eğitim, kolektif bir hayal işidir. Bir toplumun ortak bir “insan tasavvuru” yoksa, eğitim yalnızca teknik bir faaliyet hâline gelir.
Kimsenin ortak bir rüyası yok. Herkes kendi küçük hikâyesini kurtarmaya çalışırken, büyük hikâye dağılmış durumda.
Oysa bir nesil, ancak birlikte kurulan bir anlam içinde yetişir.
Nasıl bir insan ve nesil?
Sadece bilen değil, anlayan.
Sadece kazanan değil, paylaşan.
Sadece konuşan değil, dinleyen.
Sadece var olan değil, varlığına anlam katabilen.
Doğaya, insana canlıya, varlığa duyarlı bir insan yetiştirmek…
Çünkü en acı gerçek şu:
Eğitim çökerse, hiçbir şey onu dışarıdan kurtaramaz.
Ama eğitim yeniden kurulursa, hiçbir şey onun önünde duramaz.
Bir Ülkenin Yoklaması:
Zil çalıyor.
Herkes yerinde.
Defter açılıyor.
Bugün yoklama biraz uzun sürecek.
- Bakanlık?
+ Burada.
- Müfredat?
+Burada, güncellendi.
- Sınav sistemi?
+ Burada, hem de fazlasıyla.
- Test kitapları?
+ Buradayız, milyonlarca.
- Özel dersler?
+ Buradayım hocam, çok yoğunum.
- Koçluk sistemi?
+ Burada.
- Başarı grafikleri?
+ Burada, yükseliyor.
- İstatistikler?
+ Burada, her şey yolunda!
- Sosyal medya?
+ Buradayım, herkesi izliyorum.
- Televizyon?
+ Burada, bizi izlemeye devam edin.
- Politik söylem?
+ Buradayım, oldukça güçlü.
- Kurumlar?
+ Buradayız.
- Kurallar?
+ Burada.
- Disiplin?
+ Burada.
Öğretmen durur. Sayfayı çevirir.
Şimdi diğer liste.
- İnsan?
+ …
- Vicdan?
+ …
- Adalet duygusu?
+ …
- Merak?
+ …
- Sorgulama?
+ …
- Anlam?
+ …
Sınıfta hafif bir kıpırtı olur. Kimse cevap vermez.
Arka sıralardan biri fısıldar:
“Hocam, onlar bu yıl programa alınmadı.”
Öğretmen başını kaldırır. Bir anlık sessizlik.
Sonra yoklamaya devam eder:
- Empati?
+ …
- Ruhsal denge?
+ …
- Kendini tanıma?
+ …
- Hayatla bağ kurma?
+ …
Cevap yok.
Defterde boşluklar çoğalır.
Oysa kağıt üzerinde her şey tamamdır.
Saatler doludur, dersler i��lenmiştir, konular bitmiştir.
Öğrenci yıllarca sınıfa gelmiş, sırada oturmuş, sınava girmiştir.
Ama bir şey eksiktir ve o eksik, hiçbir testte sorulmaz.
Çünkü sistem, insanı değil; performansı ölçer.
Ruhu değil; sonucu kaydeder.
Süreci değil; skoru yüceltir.
Başarı, tek başına bir değere dönüştüğünde insan bir araca indirgenir.
Ve o araç, bir süre sonra kendi varlığını hissetmez.
İşte o noktada, başka bir yoklama başlar
görünmeyen bir yerde.
- Öfke?
+ Buradayım.
- Yalnızlık?
+ Buradayım.
- Değersizlik hissi?
+ Buradayım.
- Görülmeme?
+ Buradayım.
Bu liste hiçbir resmi deftere girmez.
Ama en çok bu liste büyür.
Çünkü yıllarca “başarılı ol” denilen çocuk,
bir gün “ben kimim?” diye sorduğunda,
cevap bulamaz.
Ve cevap bulamayan insan,
kendini başka yollarla duyurmaya çalışır.
Bazen bir sessizlikle, bazen bir çöküşle,
bazen de bir kırılmayla.
O an herkes dönüp bakar. Ve aynı soru sorulur:
“Bu nasıl oldu?”
Oysa yoklama yıllardır alınmaktadır. Sadece yanlış isimler okunmuştur.
Gerçek eğitim, insana kendini tanıma imkânı vermektir.
Sadece bilgi yüklemek değil bir anlam kurmasına alan açmaktır.
Ama biz, eğitimi bir yarışa çevirdik.
Bu yarışta kazananlar oldu ama insan kayboldu.
Şimdi sınıfta herkes var.
Ama kimse tam olarak burada değil.
Defter kapanır.
Öğretmen son bir kez sorar:
“Eksik var mı?”
Kimse cevap vermez.
Çünkü eksik olan şey,
yok yazılamayacak kadar büyüktür.
Doğaya, canlıya, varlığa karşı her türlü şiddete hayır.
#OkullardaŞiddet
Sadece bir nesil. 12 bin yıldır sadece bir nesilde çocuklara dur/sus demek engellendi. Birden bire ortalık savaş alanına döndü.
Hiçbir nesil atalarımız, prefrontal korteksi gelişmemiş insan çocuklarının irade sahibi olduğunu zannetmemişti.
Kant, disiplinin şart olduğunu, insanın dünyada eğitime ihtiyacı olan tek canlı olduğunu söyler. Eğitim. Öğretim değil.
Videodaki hoca öğretim vermeye çalışıyor ama eğitim izni yok. Eğitme şansı elinden alınmış.
Amerika'da silahlı okul saldırılarının yaygınlaşmasının en büyük sebebi, saldırı yapan çocukların hayran kitlesinin oluşması. Özellikle Columbine High School saldırısını gerçekleştiren Eric Harris ve Dylan Klebold o dönem medyada çok fazla yer aldı. Maalesef birçok lise öğrencisi bu öğrencileri idol olarak gördüler ve saldırıların sayısı arttı.
Seyrettiğim birçok suç belgeselinde saldırı yapan çocuklar, Daylan Klebold gibi "kahraman olmak" ve "ülke çapında tanınmak" istediklerini söylüyor. Türkiye için benzer bir senaryonun yaşanma ihtimali çok korkutucu. O yüzden basında bu haberlerin yer almasıyla ilgili düzenlemeler ve sıkı bir denetim olmalı.
Saldırı anına ait fotoğraf ve videoların yayılması, özellikle silahlı oyun bağımlısı çocukların zihninde bir virüs etkisi oluşturabilir. O yüzden olaylara ait görselleri lütfen hesaplarınızda paylaşmayın. Yorum yaparken dikkatli olun.
Dün Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde, bugün de Kahramanmaraş'ın Onikişubat ilçesinde okullara yönelik gerçekleşen hain saldırıları şiddetle kınıyoruz!
Hayatını kaybeden kıymetli öğretmenimize ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyoruz.
Tüm gücümüzle #EğitimdeŞiddeteHayır diyoruz!
''Churchill’in dediği gibi; 'İnsanlarla hayvanlar arasındaki temel fark şudur: Hayvanlar, sürünün en aptalının kendilerini yönetmesine asla izin vermez.”' notuyla paylaşıldı.
Too on point not to share, “Aussie reply to Trump rant about NATO not being there for us.
Mate. You run a country with 600,000 homeless people sleeping on the street tonight. A country where 40% of adults can't cover a $400 emergency without borrowing money. A country where insulin costs more than a car payment and people are rationing it to survive. A country where medical debt is the number 1 cause of bankruptcy. A country where women are dying in hospital car parks because doctors are too scared of abortion laws to treat a miscarriage.
You lock up more of your own citizens than any nation on earth. More than China. More than Russia. More than North Korea. The land of the free has 2 million people in cages, and a quarter of them haven't even been convicted of anything. They're just too poor to make bail.
Your life expectancy is going backwards. You're the only developed nation where that's happening. Your infant mortality rate is worse than Cuba's. Your kids do active shooter drills between maths and English while you sell the gunmaker's stock to your mates.
Your minimum wage hasn't moved in 15 years. You've got teachers working 2 jobs and veterans sleeping under bridges and you just spent a trillion dollars flattening a country that didn't attack you.
And you’ve got a convicted felon, adjudicating raping, paedophile protecting, porn star shagging insurrectionist running the biggest dumpster fire war campaign since the Taliban thanked you very much for losing again.
And you're calling Greenland poorly run?
Greenland has universal healthcare. Free education. One of the lowest incarceration rates in the world. Nobody goes bankrupt there because they got sick. Nobody dies in a waiting room because their insurance said no.
"NATO wasn't there when we needed them." When exactly was that, champ? September 11? Because NATO invoked Article 5 for the first and only time in history FOR YOU. Soldiers from dozens of countries deployed, fought, bled, and died in Afghanistan FOR YOU. Australia wasn't even in NATO and we still showed up. For 20 years.
And you pulled out at 2am without telling anyone and left them to deal with the mess.
So maybe before you start calling other countries poorly run, have a look at your own backyard, you spray-tanned aluminium siding salesman. The only thing poorly run in this picture is your fucking mouth. Credit (borrowed from) Jim Scroggins - original author 📷 unknown”