Bi arkadasım benden bahsederken “gece ve gündüz gibi farklıyız, o benim sevdiğim şeyleri sevmez ben de onunkileri, ama yine de arkadaşlığımdan vazgeçmem, çünkü onu hayatımda tutmaya gönlüm var” demiş. Galiba dönüp dolaşıp tüm ilişkilerin geldiği yer burası.
“Gönlü var mı?”
İnsan bir çatışma yaşadığında iki yol vardır: Ya kendi içinde değişiklik yapar, duygularını ve düşüncelerini yeniden düzenler (otoplastik tepki) ya da dış dünyayı değiştirmeye çalışır (alloplastik tepki). Ferenczi’nin “alloplastik bozukluk” dediği durumda kişi, içsel parçalanmayı tolere edemez; sorunları kendi içinde işleyip dönüştürmek yerine çözümü sürekli dışarıda arar. Bunun sonucunda çevresini zorlamaya yönelir, çatışmanın kaynağını hep dışarıda görür ve bu da ilişkilerinde sürekli sürtüşmelere yol açar. Böyle durumlarda suç işlemek, bağımlılıklara saplanmak ya da sapkın davranışlara yönelmek gibi dışa vuran eylemler ortaya çıkabilir.
Arkadaşlar olan bitene eleştirinizi “barışı ben de isterim ama” cümlesini ekleyerek yapmanıza gerek yok. Her birinizin hayatına bakılınca barışçıl ve düzgün insanlar olduğunuz ortada. Kurgu zaten böyle düzgün insanları tam tersi yönde yaftalamak/damgalamak üzerine. Bunu vurgularsanız manipülasyon alanına girmiş olursunuz. Ne münasebet deyip geçeceksiniz. Eleştirinize odaklanacaksınız. Hayatında silah görmemiş, tüm kimliklerle iç içe yaşayan insanları faşist diye yaftalıyorlar. Bu deliliğe “ama ama ben öyle değilim ama” diyerek dahil olmayın. Elbette öyle değilsiniz.
Yıllarca insanı tamam hissettirecek şeyin başarı olduğunu düşünmüştüm. Yanıldığımı bu yaşlarımda anlıyorum. İnsanı tamam hissettirebilecek tek şey sevgi.