Çerkesya’da Savaş Bitmez, Şekil Değiştirir
("Journal of a Residence in Circassia- James Bell". Üzerine...)
Dağlar geri çekilmez.
İnsanları içine alır. Bell’in Çerkesya’da gördüğü ilk gerçek budur. Köy düştüğünde savaş bitmez; şekil değiştirir. Çerkes dağa çıktığında yenilmez, zaman kazanır.
Rus ilerlediğini sanır.
Ama ilerleyen çizgidir, sonuç değil. Bell açıkça yazar: Bu topraklarda kazanmak mümkün değildir. Çünkü Çerkes savaşı haritayla değil, sabırla yürütür.
Silah azdır.
Cephane sayılıdır.
Ama karar kesindir. Üniforma yoktur, maaş yoktur. Buna rağmen saflar çözülmez. Çünkü burada savaş, emirle değil yeminle sürer.
Yakılan köyler savaşı bitirmez.
Sadece uzatır. Bell’in gördüğü şey nettir: Yıkım korku üretmez, inat üretir. Her ev küle döndüğünde, dağ daha kalabalık olur.
Bu halk esir aldığında öldürmez.
Söz verdiğinde tutar.
Bell’in şaşkınlığı buradadır: Kaybederken bile dağılmayan bir düzen. Bu bir an meselesi değil, kültürdür.
Bell’in vardığı sonuç kesindir:
Çerkesya düşebilir.
Ama Çerkes düşmez.
Toprak alınır, köy silinir, nüfus azalır. Ama bir halk adını taşıyorsa, dilini konuşuyorsa, hala savaştadır.
Bu yüzden bu savaş bitmez.
Sadece nesil değiştirir.
Beklentim; gençlerin şahıs ve STK'lara bağlanmaları veya karşıt olmaları değil.
Gerçeğin yanında;
yalanın, hilenin karşısında olmaları,
Kendilerine anlatılan masalları sorgulamaları ve hep hakikatten yana olmaları,
Tarihi, hukuku referans almaları,
Bu olunca herşey değişecek.
Tsıpıne Aslan, Çerkes (Adığe) folklorunun yalnızca araştırmacısı değil, onu yaşayan bir kültür olarak tam anlamıyla korumaya çalışan nadir isimlerden biriydi.
Filoloji bilimleri doktoru ve profesör olarak, Çerkes mitolojisi, destanı ve ritüelleri üzerine yürüttüğü çalışmalarla, kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerin bilimsel hafızaya kazınmasını sağladı.
Geleneksel Çerkes değerlerinin hızla silindiği bir dönemde, akademik bilgisini sahaya taşıdı.
Nalçik’te düzenlediği folklor festivalleriyle, maskelerden ritüellere, düğün oyunlarından törensel figürlere kadar birçok unsuru yeniden görünür kıldı. Onun için kültür, geçmişte bırakılacak bir hatıra değil; korunması ve yaşatılması gereken bir emanetti.
29 Aralık 2010’da
Kabardey-Balkar’ın Shalushka köyünde evinden çağrılarak silahlı saldırıyla öldürülmesi, yalnızca bir bilim insanının değil, Çerkes kültürel hafızasının da hedef alındığını gösterdi. Bu kayıp, geleneksel değerlere sahip çıkmanın ne kadar ağır bedelleri olabildiğini ortaya koydu.
Tsıpıne Aslan, Çerkes folklorunun koleksiyoncusu, aktarıcısı ve popülerleştiricisiydi. Çalışmaları sayesinde birçok ritüel, maske ve tören unutulmadı; kayıt altına alındı ve gelecek kuşaklara taşındı. Bugün onun açtığı yol, oğlu İdar Tsıpıne tarafından kararlılıkla sürdürülüyor.
Çerkes kültürüne adadığı ömrü, bıraktığı eserleri ve taşıdığı sorumluluk bilinciyle Tsıpıne Aslan’ı saygı ve minnetle anıyoruz. Onun adı, yaşatılan her gelenekte ve hatırlanan her değerde yaşamaya devam edecektir.
Litvanya Meclisi'nin Çerkes (Adığe) Soykırımı'nı Tanımasının Anlamı ve Önemi
Çerkes Soykırımı’nın siyasi düzeyde tanınması, 19. yüzyılda Çerkes halkına yönelik yürütülen sürgün, katliam ve nüfusun bilinçli biçimde yok edilmesi politikasının soykırım olarak kabul edilmesi anlamına gelir. Bu tanıma, yaşananları tarihsel bir olay olmaktan çıkararak insanlığa karşı işlenmiş bir suç çerçevesine taşır.
Uluslararası siyasi tanınırlık, Çerkes meselesine meşruiyet kazandırır. Bir halkın uğradığı kitlesel suçların devletler ve parlamentolar tarafından tanınması, inkâr siyasetini zayıflatır ve konunun uluslararası hukuk, insan hakları ve tarihsel sorumluluk başlıkları altında ele alınmasını sağlar.
Bu süreç, Çerkes davasını yalnızca kültürel hafıza alanında değil, siyasi ve hukuki hak arayışı zemininde konumlandırır.
Zorunlu sürgün, kolektif cezalandırma ve nüfus imhası gibi uygulamalar evrensel normlar çerçevesinde tartışılabilir hale gelir.
Aynı zamanda siyasi tanınırlık, diaspora toplulukları için güçlü bir kırılma noktasıdır. Sessizliğin ve görünmezliğin aşılması, Çerkes halkının tarihsel varlığının ve yaşadığı adaletsizliğin uluslararası alanda kabul gördüğünü gösterir.
Sonuç olarak, Çerkes Soykırımı’nın dünyada siyasi olarak tanınması; inkârın geriletilmesi, kolektif hafızanın korunması ve Çerkes halkının adalet, tanınma ve hak arayışının meşru bir zemine taşınması anlamına gelir. Bu süreç, geçmişle yüzleşmenin olduğu kadar geleceğe dair hak taleplerinin de temelini oluşturur.
Her hafta cumaları 22.30’da yaptığımız space yayınımızı, Litvanyada bulunan konferans katılımcılarının da katılabilmesi için bu haftalık Pazar 22.00’da yapacağız.
Tüm Çerkesleri ve Çerkes dostlarını bu konferansın etkileri, sonuçları ve hissettirdikleri noktasında yorumlamaları için yayınımıza bekliyoruz.
Cuma günü saat 22:30’da, Gazeteci & Yazar Taner ADAY’ın konuk olacağı “Çerkesler ve Medyada Görünürlük” başlıklı bir Space yayını gerçekleştireceğiz.
Tüm ilgilileri yayınımıza davet ediyoruz.
#NartAteşi
@azaraksatesoglu @nart1864146881 Kemalist değilim dedikten sonra bize karşı kendini marjinal hisseden tırışkadan milliyetçi tayfa götünden atıp tutmaya devam ederse bizim son durum
@lacctaruss Fare Türkiyede hukukun düzelmesini ister fakat fare sömürülmüş milliyet duyguları yüzünden bunu yapamaz sorun şu ki fare bunu da anlayamaz. Hayırsız forumlar.
Bu akşamın konuğu Sayın Dr. Yusuf Bahadır Keskin hocamıza değerli katkıları için teşekkür ediyoruz. @ysfbhdrkskn
Tüm Çerkesleri ve Çerkes dostlarını yayınlarımıza bekliyor, ortak emeklerin karşılığı için yayınlarımızı paylaşmanızı rica ediyoruz.
Teşekkür ederiz.
HAFTALIK ÇERKES GÜNDEMİ
Haftanın Konusu:
"Çerkesler ve Uluslararası Görünürlük"
Konuk: Yusuf Bahadır Keskin
Bugün 31 Mayıs Cumartesi
Saat : 22.30
Tüm değerli izleyici ve dostlarımızı toplantıya bekleriz.
@adigehnisa Kız değilim ama cevap vermek istedim. Doğru yapıyorsun kavmiyetçi diyenleri aldırma çünkü din kisvesi altında yok olmanı isteyen zalimler bunu söyler. İlk kural saygı, Allah gönlüne göre versin.