Bulaşıcı grip gibi bir “gıcık olma” hali var.
Herkeste. Hepimizde. En ufak bir şey, her an antipatik gelebiliyor herkese. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Birine, bir şeye antipati duyabilme hızı o kadar anlık ki. Kaşına, gözüne, boyuna, konuşma tarzına, giyim tarzına, inanma, yaşama, var olma biçimine, en küçük ayrıntıya bile her an nefret ve tiksinti boyutunda antipati geliştirebiliyor herkes. Bir şeyi yapan yapmayana, yazmayan yazana, eleştiren susana ya da. (Tam şu an bu cümleleri eden bana antipati duyan birileri de var biliyorum)
En küçük insanî hatasında birini kestirip atmalar, "hayatımdan çıkardımcılık", "bana ... yapmayana güle güle" kafası. Ziyan ediyoruz, israf ediyoruz, harcıyoruz birini hemen.
Gazze gibi bir soykırım ortasında bile, dünyanın en sert gündeminde bile gözlerimizi devire devire dünyanın en saçma ve haksız eylemini yapıyormuş gibi birbirimizin niyetini, küçücük bir tavrını, tercihini niyetini oyarak laf sokmaya hazır halde bekliyoruz sanki.
Bu şekilde mutsuzluğumuzu, kıskançlığımızı, hayal kırıklığımızı, hayatta her türden başarısızlığımızı sağalttığımızı sanıyoruz belki de. Oysa iyice tetikliyor, toksik hale geliyoruz.
"Güzel, sahici, samimi bir niyetin, yapıcı, onarıcı ve şifacı ısrarı"na öyle ihtiyacı var ki herkesin.
🔴 İsrail ordusu ile Sumud Filosu teknesi arasındaki telsiz diyalogu:
- Savaş bölgesine giriyorsunuz; deniz ablukasını ihlal ediyorsunuz. Geminizi durdurup el koyacağız, sorumluluk size aittir.
- Aktif bir savaş bölgesine girdiğimizi mi söylüyorsunuz? Yoksa savaş suçlarının işlendiği bir yere girmiş olmayalım? İnsani yardımın engellenmesinin yasak olduğunu hatırlatıyor ve seyre devam etmenin ahlaki görev olduğunu söylüyoruz. Gazze halkının egemenlik hakkı, kendi kaderini tayin hakkı ve sınırlarını kontrol etme hakkı vardır. Bu yüzden sizi meşru bir yetkili olarak tanımıyoruz. Lütfen çekilin.
İlk kez bir şey hakkında bu kadar ümitsizim. Ümitsizim diye duracak, susacak değilim.
Ancak artık bir şeyi değiştirir diye değil, sadece üzüntü, keder ve öfkem için yazıyorum.
Benim medeniyete zerre inancım kalmadı.
Biz insanlık hiçbir yere varamamışız... Hiçbir şey olamamışız. Filistin'de olanları gözmezden, duymazdan gelen ve DURDURMAYAN dünya, insanlık...
Marsa gitsek ne olur, büyük bilim devrimleri yapsak, bilmem ne çağı yaşasak ne olur.
Anladık ki büyük devletler de sadece işlerine gelen konularda medeniler...
Çok güvendiğimiz insan hakları denilen şey ise çıkarlar söz konusu olduğunda görmezsen gelinebilecek bir safsatadan ibaretmiş.
Din kardeşliğinden bahsetmiyorum bile!!!
2025 yılında dünyanın ortasında bir SOYKIRIM...
Aleni ve açık.
Bu kadar bence.
Medeniyet son perde.
" #Palestine "
Tüm sınavları çalınmış, tüm kişisel verileri paylaşılmış, hukuk sistemi tarumar edilmiş, kamudan akademisine kadar personel atamalarına müdahale edilmiş bir ülkede bu olanlar artık adi vakadan sayılıyor.
Acaba bizi oturduğumuz yerden kaldıracak olayın eşik büyüklüğü nedir...
gündem yine bizi zorla kendini takip ettirirken bi anda 2015 betülünün sevdiği bi şarkı çıktı, el ele verdik. arada böyle şefkatli buluşmalar hoş olurmuş. canım betül:)
bu arada fikirlerde gram oynama olmayacak. bir grup ‘küskün’ yaftası ile günden güne eleştirisiz bir düzene su taşıyıp herkesi buna mahkum etmeye devam edecek. eleştirenler de sonuçsuz kalabalıklarda cılız bir sesle 2 biber gazı ile sindirilecek ve kapanış..
ana muhalefetten yana olunmasını bile geçip sırf iktidar yanlısı olunmadığı için alenen ‘terör sevici’ yaftası yenilen günlerden bu günlere.. kimleeer kimlerle beraber
Kurbağayı sıcak suya yavaş yavaş atmıyorlar artık, böyle direkt önümüze sunuyorlar. Nabız yoklama devri bitti, ne anlaşma varsa iki taraf da paspas olmaya hazır. Ve bu görüntüye bile tek vücut karşı çıkamıyor muyuz? Buna da izin verildi ama “bir bildikleri vardır” değil mi? Değil
Bize bir çerçeve çiziyorlar. O çerçeveyi yasalar değil, siyasi konjonktür belirliyor. Siz o çerçevenin dışına çıkarsanız hain, Türk düşmanı, terör sevici oluyorsunuz. Seçimler yaklaşırken çerçeve daralıyor, herkes terörist, vatan haini oluyor. Konjonktür değişiyor, çerçeve genişliyor. Hooop, Öcalan’a tecrit kalksın denebiliyor. Bize de ağzımızı açsak “PKK sempatizanı” diyorlar. Bir tek bunlar vatansever, bir tek bunlar Türk. Bunlara her şey serbest, bize düşen hainlik, terör sevicilik… Kısıldık kaldık burada, ağa da sizsiniz, paşa da…
Bakın basit bir yere çöp atma olayında bile kanunlar düzgün uygulandığında ve suçlulara gerçekten ceza verildiğinde ne kadar etki ediyor, insanlar nasıl da korkmaya ve düzgün davranmaya başlıyor.
yazdım sildim.. bu görüntüden; sokaklarımızın bile isteye kimliksiz insanlarla doldurulmasına, şehrin merkezinden bu videonun hiçbir kaygı güdülmeden paylaşılabilmesine, bu denetimsizliğe izin verilmesi sebebiyle kadın cinayetlerinin politik oluşuna.. bizi neden korumuyorlar?
Yakın tarihte iki ülke sığınmacı nedeniyle 30 yılda tümüyle değişti.
-Biri Lübnan. 1980’lerde Filistinli sığınmacılar ülkeyi dönüştürdü ve Lübnan çöktü. Ne ordusu kaldı ne ekonomisi. Ortadoğu’nun Paris’iydi. Turizm cennetiydi.
-Diğeri Pakistan. 1980’de 4.5 milyon Afganistanlı sığınmacıyı kabul etti ve uyuşturucu, çeteleşme, terör, kaçakçılık zirveye çıktı. Pakistan bir daha gün yüzü görmedi. Hindistan’la rekabet ediyordu.
-Sırada Türkiye var. Bu iki ülkeden çok daha fazla sığınmacı kabul etti. Ve ekonomi dahil, toplumun huzuru, güvenliği, sosyolojisi, kültürü bozuldu. Küresel suçlarda zirveye çıktı, insan kaçakçılığı, uyuşturucu, kokain ticaretinin ana merkezlerinden biri oldu. Mafya suçları sıçradı. Ve Türkiye gün yüzü görmüyor. Eğer sığınmacı/göçmenler gönderilmezse ülke çöker. Bu tarihi ve sosyolojik gerçektir. Siyaset üstüdür ve milli bir BEKA sorunudur. Bu BEKA sorununun iktidarı, muhalefeti olmaz. TBMM bu duruma el koymalıdır. Hamasetle, dini yaklaşımlarla bu BEKA sorunu giderilemez.