Çin’in 2000 yılında 3 nükleer santrali varken 2026’da 60 nükleer santrale ulaşmış. Halen 36 nükleer santral de inşa halindeymiş. Böylece 30 yıl içinde yaklaşık 100 nükleer santrali olacak. Birçok dünya ülkesi bir santralin hayalini zor kurarken Çin hiçbir kurala bakmadan yapmış.
Hiç düşündünüz mü?
Bu eylemler neden AB ülkelerinde olmaz? Onların barınakları direkt ötenazi uygularken...
Neden birileri Alman metro duraklarında köpek beslemez?
Almanya bizdeki köpek derneklerine milyarlar akıtırken, neden kendi ülkesindeki "hayvanseverleri" desteklemez?
İnsan, köpeği öldürmeye çalışırsa, bir saat içinde yaka paça alınır,
Köpekler insanları parçalayarak öldürüyor, bir sorumlu bulunamıyor, koltuğundan alınmıyor, cezalandırılmıyor.
İki duruma, bir kez şahit olan insan, tüm bildiklerini unutur, bir daha eskisi gibi olamaz, bu konuyu aşamaz.
Şahsen aşamadım, umudum da tükenmiştir.
@hasandogan@RTErdogan@tcbestepe@abakingurlek@adalet_bakanlik
6 ay önce Diyarbakır’da kuduzdan vefat eden çoban Hasan… Şimdi de Diyarbakır Bismil’de 8 yaşında bir çocuğu ısıran köpekte #kuduz bulundu. Sesimizi duyan var mı? https://t.co/IgqumP7F0F
Acı, hastalık ve ölüm dahil tüm insani deneyimi kabullenmek, gerçek anlamda canlı hissetmenin yoludur. Hayatı zorlamamak, değişmeyecek olanı bilebilmek.
Radikal kabulleniş.
Sorun, hayatın acı, belirsizlik, hastalık ve ölüm içermesi değil. Sorun, bunların gerçek olmamasını isteyerek verdiğimiz yorucu ve beyhude savaş. Sürekli daha iyi, daha sağlıklı, daha aydınlanmış olmaya çalışmak hem tüketici hem de uyuşturucu.
Hayatın zor anlarını çözülmesi gereken birer sorun olarak görmekten vazgeçtiğinde bir şeyler değişir. Sıkıntılı anlar bile bir canlılık taşır, iç sıkıntısı bazen de güzel şeylere gebedir. Yeter ki onu dönüştürmeyi bilelim.
Verimlilik kültürü ve kendinin en iyisi olma baskısıyla dolu bir çağda tam tersini önerelim: İnsan olmanın dışına çıkmaya çalışma. Değişmeyecek olanı gör ve yel değirmenleriyle savaşmayı bırak.
Ruh sağlığı, sürekli kendini düzeltmekten değil, bu savaşı bırakmaktan geliyor.
Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir, yaşanması gereken bir şeydir.
Metroda 5-6 yaşlarında bir çocuk ve anne birer koltukta otuyorlardı. Tren kalabalıklaşınca anne çocuğuna
- Hadi teyzeye yer ver sen yanıma otur, dedi.
Çocuk tek başına oturmak istedi.
Ayaktaki yaşlı kadın:
Bırakın çocuktur otursun, dedi Anne hepimize ders gibi bir cevap verdi.
- Çocuklar keyiflerinin her istediğini yapamayacağını öğrenmeli. Şimdi, burada bunu öğrenmezse ömür boyu öğretemem, dedi ve çocuğunu yanına aldı.
Çocuklara aşırı hoşgörü göstermek, her istediğini yapmak da ona bir kötü muameledir.
Erdemli anneler erdemli çocuklar yetiştirir.
@ogzhn_uyg@dd_grubu İyi güzel fakat savunma sanayi tesislerinin başka ülkelerde kurulması ne kadar güvenilir yarın bir anlaşmazlık olursa tesisi bırakıp gelirsiniz bence ihracat yapmak daha mantıklı olur gibi
İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar.
Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar.
‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın.
Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur.
Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız.
Ruh sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. İnsanın iç dünyasında yeşeren bir “iyi oluş” hâli vardır ki, onu beslemediğimizde hayat sessizce solmaya başlar. Varlığın cevherini daima diri tutmak gerek.
Modern zamanların en büyük yanılgısı da burada: Kötü hissetmiyorsak iyi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, sadece acı çekmeyerek değil; anlam bularak, bağ kurarak, bir şeye kalbini vererek iyileşir.
Bugünün dünyası, insanı fark ettirmeden yoruyor. Gürültü çok ama temas az. İlişkiler var ama derinlik yok. Pek çok insan, kendi hayatının seyircisi gibi yaşıyor. Hayat yanı başımızdan geçip gidiyor.
Her şey yerli yerinde görünür, ama hiçbir şey tam olarak hissedilmez. Adeta, yaşanmamış bir hayattan ölürüz.
Çare ise büyük devrimlerde değil, küçük uyanışlarda. İnsanın yeniden bir şeye yönelmesinde, bir heves, bir tutku, bir ülkü sahibi olmasında.
Bir işe dalıp zamanın akışını unutmasında.
Bir dostun gözlerinde kendini hatırlamasında.
Kendinden büyük bir anlamın çağrısına kulak vermesinde.
Çünkü insan, ancak bağ kurduğu ölçüde vardır.
Ve hayat, ancak içine karıştığımızda, onunla alış verişe girdiğimizde, varoluşun sevincini hissettiğimizde başlar.
🔴 | Stratejist Abdullah Çiftçi: “İnsanları koruyun diyoruz. Bu topraklarda devleti ile gurur duyan vatandaş sahipsiz köpeklere yem edilmesin! Bu durum millette devletsizlik algısı oluşturuyor.”
Sayın Çiftçi'nin 2 yıl öncesine ait bu değerlendirmeleri günümüzde hala anlamını koruyor.
Başıboş köpek sorunu, insanların can güvenliği her şeyin üstünde tutularak, devletimizin tüm kurumlarının işbirliğiyle en hızlı şekilde çözülmelidir. @mustafaciftcitr@RTErdogan
Sevgili @LCWaikiki erkek çocuk şortlarının hemen hemen hepsi diz üstü. Lütfen dize uzanan şort üretin. Çocuklara şort bulmakta zorlanıyorum, erkek çocuk reyonu böyleyse kız çocuklarının tasarımlarını düşünemiyorum.
''Yaşımız ve bilgimiz ilerledikçe önce coğrafyayı tanıdık. Cihan Harbi'ndeki bozgunda topraklarımızın elden gittiğini, bize sadece Anadolu yarımadasının kaldığını anladık. Ama öğretmenlerimiz bize hep yabancı milletlerin bizden ayrıldığını, bizim de kendi topraklarımıza çekildiğimizi söylüyorlardı. Biz bu tarih görüşü ile radyolarda hergün okunan Rumeli, Kırım, Yemen türküleri arasındaki tezadı da farkedecek halde değildik.
Ailemizde ve yakınlarımız arasında Hicaz'da, Gazne'de, Balkanlar'da, hatta Azerbaycan'da savaşmış ihtiyarlar vardı; bunlar kaybettiğimiz topraklar için ağlar dururlardı.
Öğretmenimize göre bunlar Arabın, Acemin ülkesini korumak için boş yere kan dökmüşlerdi. Ama Kabe'nin müdafaasında bulunan dedem Arap diye bir millet veya devlet tanımıyordu, o İngilizlere karşı devletimizin topraklarını korumak üzere savaştığına inanıyordu.
Bilgisine saygı duyduğum öğretmenimizin ilkokul görmemiş dedemden cahil olduğunu anlamam için aradan uzun yıllar geçti...''
Prof. Dr. Erol Güngör
La situación que hoy atraviesa Oriente Medio demuestra que la ley del más fuerte no trae paz, seguridad, ni estabilidad. Solo nos hace a todos más débiles.
La fuerza bruta no es el camino. España seguirá defendiendo el derecho internacional.
Gaziantep'te 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin açılışının 106. yıl dönümü kutlamalarında; CHP il yönetimi, gösteri yapan çocuk mehteran takımına sırtını döndü.
Emre Erciş’in sosyal deneyinin sonucu.
Bu paylaşımın altına yorum yapan AK Parti destekçilerinin ezici bir çoğunluğu “Partisi farketmez, yolsuzluk ve ahlaksızlık varsa üstüne gidilmeli ve sorumlular cezasını çekmeli” benzeri ifadeler kullandı.
AK Partililerle Ekremciler ve bugünün CHP’sini destekleyenler arasındaki bariz fark bu işte.
Lübnanlı gazeteci Amal Halil’e önce tehdit mesajları geldi. İsrail saldırısından kaçarak sığındığı evde mahsur kaldı. Lübnan Cumhurbaşkanı BM’ye çağrı yaptı ama İsrail evi vurdu.
https://t.co/XWTXFz90K0
🔺Güney Lübnan’da görev yapan Al-Akhbar gazetesinin muhabiri Amal Halil’e önce İsrail numarasından WhatsApp’tan ölüm tehditleri gönderildi:
“Nerede olduğunu biliyoruz ve zamanı gelince sana ulaşacağız. Başını omuzlarında tutmak istiyorsan Katar’a ya da başka bir yere kaçmanı tavsiye ederim.”
🔺Saatler sonra İsrail saldırısından kaçarak sığındığı evde mahsur kaldı.
🔺Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Kızılhaç, Lübnan ordusu ve BM’ye kurtarma çağrısı yaptı.
🔺Ancak yardım beklenirken ev yeniden vuruldu. Halil öldürüldü, foto muhabiri Zeynep Faraj yaralandı.
🔺Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam İsrail’i savaş suçu işlemekle suçladı.
El kadar çocuklara k*çlarını döndüler, utanmadan bunu savunuyorlar.
İngiliz kraliyet ailesinin yönettiği Jön Türk olmakta sıkıntı yok,
Silivri'den yönetilmekte sıkıntı yok,
pavyonda delege iradesini satın almakta sıkıntı yok, tek sıkıntı Osmanlı Sarayı!