@EbruBaki Satın Baki, her sabah Halk tv izlerim. Sizden çok rica ediyorum, konuklarınız konuşurken, lütfen araya girmeyin.Konuşmaları sizin parazit hibi araya girmenizden anlayamıyorum.Kusura bakmayın.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
AKP'li Faruk Gökkuş: “Bir bakan sorumluluk almış istifa etmiş, çözüm mü? Çözüm mü bu?”
CHP'li Ülkü İnanlı: “Ayla Öğretmen, öğrencilerin üzerine kapanmış onları korumak için. Eşi de duyup kalp krizi geçirmiş.
Milli Eğitim Bakanı istifa etmesin canım ne var ki bunda?
İktidar öyle olmuyor, iktidar sorumluluk işi arkadaşlar. Beceremiyorsanız hepiniz istifa edeceksiniz.”
Trabzon’da dört çocuk harçlıklarını biriktirip kahvaltı yapmaya gelmişler. Gülerken çevreyi rahatsız etmemeye dikkat ediyor,ağızlarında lokma varken konuşmuyor ya da ağzını kapatarak cevap veriyor, soru kendisine yöneltilmemişse araya girmiyorlar. Babaları site görevlisi,berber,şoför ve santral personeli. Efendiliklerine,saygılı tavırlarına bakar mısınız? Bahtınız açık,ömrünüz sağlıklı olsun.
Günaydın@karagozilker Konuşmak için talimat bekleyenleri çok gördük. Şimdi ise susmak için talimat alanları görüyoruz. Doğruyu konuşan doğru insan az. Yanlış konuşan yanlış insanlar ise saymakla #Bitmiyor Doğruyu konuşanların çoğalması gerekiyor. Susanların değil.@nowhaber
BİR GERÇEĞİN ANATOMİSİ…
Adı; Arnold LUDWIG; ABD’li bir Psikiyatri Profesörü…
Hayatında Türkiye'ye hiç gelmemiş…
Bir kitap yazmış, kitabın adı; “KING of the MOUNTAIN”…
Kitapta bir bölüm var; "In one of the most comprehensive and insightful studies of political leadership ever undertaken."
İsminden anlaşılacağı üzere dünyada ülke yönetmiş politikacılarla ilgili bir kitap…
20. yy’ da Dünya liderleri ile ilgili bir seri araştırmayı kapsıyor kitap… Dünyadaki liderler arasında 2000 (iki bin) kişiyi belli ama aynı ölçütlere göre değerlendirmiş…
Ülkeleri yönetmiş, Saddam’dan Kaddafi'ye, Mao'dan Roosevelt'e, De Gaulle'den Nehru'ya, Churchill'den Hitler'e, Mussolini'den Mandela'ya, Stalin'den Nasır'a ve Arafat'a hepsini incelemiş…
Kitap çalışması tam 18 yıl sürmüş…
Bu kapsamlı araştırma sonunda öne çıkan belli başlı 377 devlet adamını yukarıda ifade ettiğim gibi belli ölçütlere göre değerlendirmiş… Öne çıkan liderlerin hepsine aynı olmak üzere 200 kadar değişik kıstas uygulamış, bu kıstaslara göre, 1'den 31'e kadar değişken puanlar verip değerlendirmiş ve bir sıralama yapmıştır…
Uyguladığı testin tam adı, “Political Greatness Scale” (PGS) olarak tanımlamış.
Buna göre bir sıralama yapmış.
Örneğin; en çok Roosevelt ve Mao 30’ar puan almışken, Nehru 25, Churchill 22, Golda Meir 12, Fidel Castro 23, Lenin 28, Khomeini 23, Kennedy 15 puan almışlar.
Sadece tek bir lider; 31 puanla ilk sırayı almış…
Bu lider de "Visionary" sıfatıyla, 20. yy’ın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı unvanına layık görülmüş… Kim olabilir diye merak ettiniz haklı olarak; evet işte o büyük lider, asrın en önemli devlet adamı,
Mustafa Kemal ATATÜRK !!!
En ilginç olan husus, yazılı ve görüntülü Türk basını bu haberi duyurmamış olması… Türk halkı, gurur duyduğu Atası hakkındaki bu güzel haberden mahrum bırakılmış…
Bizlerin ilk gorevi sizden gizlenen bu gercek bilgileri size iletmek.
Saygiyla...
Prof. Vural Cengiz, PhD.
Gurbetteki Ataturkcu Bilim Adamlari Dernegi, A.B.D
Demirel'den, özenle seçilmiş bir fıkra! Demirel'e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş....
Demirel de soruyu yönelten kişiye:
- "Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun" demiş.
Demirel'in anlattığı fıkra şu:
Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var....
Karakuşi Kadı, fırıncıya:
- 'Ben bunu aldım' demiş. Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asil sahibi gelmiş:
- 'Hani bizim ördek?' Fırıncı boynunu büküp:
- 'Uçtu' deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış...
Gayrimüslim de peşinde kovalıyor...
Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...
Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş...
Ördeğin sahibi,
- 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikáyet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş:
- 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı:
- 'Uçtu' demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış:
- 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil' diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş. Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş:
- 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla...
Davacı:
- 'Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?' diye sorunca Karakuşi Kadı
- 'Şimdi' demiş, 'Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız. Tabii gayrim��slim şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:
- 'Tamam' demiş, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.' Böyle olunca adam da şikayetini anında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi'ye:
- 'Senin şikáyetin nedir bre?' Yahudi bir süre düsündükten sonra ellerini açmış,
- 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'Adaletinle bin yaşa Sen, e mi !'
Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek, kıssadan hisse:
- Ananı "öpen" KADI ise, kimi kime şikáyet edeceksin?..
Bugün ülkedeki durum bu! Siz anladınız...