Kazanınca kutla.
Küçük bile olsa kutla.
Çünkü kutlamayan adam, ne kadar kazandığını hiç hissetmez; sadece bir sonraki hedefe koşar ve bir gün dönüp "ben hiç mutlu olamadım" der.
Koşmayı bil.
Durup bakmayı da bil.
Kendini sev. Kendinle gurur duy. Kendini onurlandır.
Para kazan. Antrenman yap. Kitap oku. Hepsi tamam.
Ama bir ara dur.
Sevdiklerini ara.
Yemeği doya doya ye.
Kahkaha at.
Doğaya git.
Hiçbir şey yapma.
Hayatı sonra yaşamak diye bir şey yok. Sonrası yok.
Ağır abi olmak zorunda değilsin.
Kaşları çatık, suratı asık, kimseye gülmeyen adamla kimse vakit geçirmek istemiyor. Sıkıcısın ve kasıntısın.
Sen buna karizma diyorsun, millet buna sıkıcı diyor. Masadan sen kalkınca rahatlıyorlar, haberin yok.
O surat bir duruş değil, bir ZIRH.
Gülersen yumuşak görünürsün, yumuşak görünürsen üstüne gelirler diye korkuyorsun.
Yani o asık suratın altında güç değil, tedirginlik var.
Gerçekten güçlü adamın zırha ihtiyacı olmaz o yüzden rahattır, o yüzden güler.
Güçlü adam neşelidir.
Çünkü güç, gülümsemeye izin verir.
Gülmek silahsız kalmak değildir; silahını göstermeye ihtiyaç duymamaktır.
Yüzü gülmeyen, mizah yapamayan, iki cümleyi bir araya getiremeyen, millete poz kesen bir ucube olma.
O poz kimseyi korkutmuyor, sadece seni yalnızlaştırıyor.
Güç senin içindedir ve tek bir yüzü yoktur.
Melek ile şeytan aynı madalyonun iki yüzüdür.
Mesele hangisi olduğun değil, ikisi arasında geçiş yapabilmendir.
Masada kahkaha atan adam, iş ciddiye bindiğinde 10 saniye içinde gözünü kısabiliyor mu?
Gözünü kısan adam, bir dakika sonra kahkahaya dönebiliyor mu?
Birinden ötekine geçemiyorsan sen güçlü değilsin TEK MODA SIKIŞMIŞSIN.
Sürekli sert olan adam da, sürekli gülen adam da aynı hastalıktan muzdarip; esneklikleri yok.
Kırılan şey sert olandır, bükülen değil.
İnternette gördüğün ergenleri taklit ediyorsun.
Kamera karşısında surat yapan, iki cümle kuramayan, lafı olmadığı için susan çocuklar.
Onlar sessiz değil, BOŞ.
Sen de onların boşluğunu ağırbaşlılık sanıp kopyalıyorsun.
Güçlü adam çevresine her zaman neşe, pozitiflik ve güven yayar.
Odaya girdiğinde insanların omzu düşmez, kalkar.
Yanında insanlar rahat eder, çünkü ondan kötülük değil kuvvet gelir.
Korkulan adam ile güvenilen adam ayrı adamlardır birinin arkasında kimse durmaz, ötekinin arkasında herkes durur.
Bunu unutma: insanlar senin ne dediğini unutur, yanlarında nasıl hissettiklerini unutmaz.
Verdiğin her söz bir borçtur.
Her sözün senettir.
Kendine verip tutmadığın her söz
kendine olan güvenini biraz daha düşürür.
Sabah kalkacağım dedin, kalkmadın.
Bırakacağım dedin, bırakmadın.
Sonra "kendime güvenemiyorum" diyorsun.
Tabii. Güvenmezsin.
Sicilin ortada.
Şunu itiraf etmem gerek;
Diğer dinleri öğrendikçe, dinlerin sahte olduğunu anlayacağımı ve İslam inancından uzaklaşacağımı düşünürdüm.
Hatta bir dönem bu öngörü üzerine deizme yaklaşmıştım.
Ama diğer dinler hakkında bilgilendikçe, İslamın hak olduğunu anladım.
Kanıtlarıyla. Gözümden perdeler tek tek kalktı.
ODAK VE ÜRETİM
Odak nedir?
Önünde on tavşan varsa onunun peşinden birden koşmamaktır. Birini seçmek ve peşinde kalmaktır.
“Yapay zekayla influencer tasarlayayım.”
“TikTok’ta içerik üreteyim.”
“Kişisel gelişim sayfası açayım.”
“Eleştiri hesabı kurayım.”
Canım benim, her gün başka bir hayatın temelini atıp hiçbirinin duvarını örmüyorsun.
Beş yüz tane şey seçmeyeceksin.
Önce bir ana iş seçeceksin.
Üç–altı aylık bir çalışma dönemi belirleyecek, günde bir saat bile olsa düzenli çalışacaksın.
Deneyecek, sonuçları ölçecek, işlemeyen yeri düzelteceksin.
Her şeye yetişmeye çalışırsan bir boka yetişemezsin.
Vaktin sınırlı. Enerjin bitiyor. Dikkatin dağılıyor.
Bunları lazer gibi aynı noktaya vereceksin.
Her yerde olmak, hiçbir yerde derinleşememektir.
ÇALIŞACAĞIN ORTAMI HAZIRLAYACAKSIN.
Masanı boşalt.
Ders mi çalışacaksın?
Seçtiğin iş üzerinde mi çalışacaksın?
Önünde yalnızca o iş için gereken araçlar bulunacak.
Bilgisayar gerekiyorsa bilgisayar.
Defter gerekiyorsa defter.
Kaynak gerekiyorsa kaynak.
Aptal aptal on tane sekme açıp aralarında gezmeyeceksin.
Bir yanda YouTube, bir yanda Instagram, bir yanda mesajlar açık durmayacak.
Çalışırken kullanmayacağın şeyi kapat.
Her gördüğün şeye cevap vermek, her bildirimi kontrol etmek zorunda değilsin.
Vaktini, odağını değerli gör har vurup harman savurma.
ÇALIŞMAYA GİRİŞİN BELLİ OLACAK.
Kendine kısa bir hazırlık düzeni kur.
Elini yüzünü yıka. Suyunu koy. Masanı temizle.
Kısa bir hareket yap.
Sana iyi gelen, her gün tekrarlayacağın basit bir şey seç. Buna ritüel adını verebilirsin.
Ardından otur ve başla.
Fakat hazırlığı da ayrı bir kaçışa çevirme.
Doğru müziği bulacağım, kahveyi hazırlayacağım, masanın fotoğrafını çekeceğim diye bir saat oyalanma.
Ritüelin görevi seni işe sokmaktır.
İşin yerini almak değildir.
DİKKATİN DAĞILDIĞINDA ONU GERİ GETİRECEKSİN.
Kafan sürekli geçmişte ve gelecekte dolaşacak.
Eski bir konuşma aklına gelecek.
Yarın ne olacağını düşüneceksin.
Bir anda başka bir iş fikri çıkacak.
Bunu fark ettiğinde düşüncenin peşine takılıp gitmeyeceksin.
Nefesini sakinleştir. Önündeki işi hatırla.
Sonraki küçük adıma dön.
“Ya tutmazsa?”
Şu an yapacağın işi yap.
“Ya geç kaldıysam?”
Önündeki parçayı bitir.
Çözmen gereken gerçek bir mesele varsa not al, ne zaman bakacağını belirle.
Her düşünce geldiği anda masadan kalkıp onunla uğraşma.
Odak, dikkatin hiç dağılmaması değildir.
Dağılan dikkati tekrar tekrar seçtiğin işe döndürmektir.
TELEFONU ELİNİN ALTINDAN KALDIRACAKSIN.
Götür başka odaya koy. Bildirimlerini kapat.
Ailen seni merak ediyorsa haber ver
“Şu saatler arasında çalışıyorum. İşim bitince size ulaşacağım.”
Çevrendeki insanlara zamanının bir düzeni olduğunu öğret.
Her arayana o saniye yetişirsen kendi işine sıra gelmez.
Masan dağınık, telefon önünde, kafan eski sevgilinde, ekranda on sekme açık.
Aynen kardeşim, bekle. Odak kendiliğinden gelecek.
OTURMADAN ÖNCE NE YAPACAĞINI BİLECEKSİN.
“Bugün çalışacağım.”
Neye çalışacaksın?
“İçerik üreteceğim.”
Hangi içeriği?
“Kitap yazacağım.”
Hangi bölümü, hangi soruyu cevaplamak için yazacaksın?
Beynine ucu açık bir niyet bırakma.
Önüne net bir görev koy
“Bu bölümün ilk taslağını bitireceğim.”
“Bir videonun metnini yazıp çekimini yapacağım.”
“Üç müşteri için ihtiyaçlarına uygun teklif hazırlayacağım.”
Ne yapacağını seçmeden oturursan boş boş sekmelerde gezersin.
Sonra da “Ben bir boka odaklanamıyorum.” dersin.
Önce masaya gerçekten yapılacak bir iş koy.
Ne yapacağın, ilk adımın ve nerede bitmiş sayacağın belli olacak.
ÜRETİMİN NE OLDUĞUNU ANLAYACAKSIN.
Üretim; bildiğini, öğrendiğini ve yapabildiğini ortaya çıkan bir işe dönüştürmektir.
Bir metin.Bir ürün.Bir ders.Bir tasarım.Bir müşteri teklifi.
İnsanların işini kolaylaştıran bir sistem.
Gün boyunca eğitim izledin. Güzel.
Şimdi öğrendiğinle ne yaptın?
Kırk video kaydettin. Yirmi sayfa not aldın.
On tane araç keşfettin.
Peki elinde ne var?
Öğrenmenin üretime bağlandığı yer burasıdır.
Bir tekniği öğren, kullan, sonucunu gör.
Yapamadığın kısmı belirle, dön onu öğren.
Sürekli hazırlanan fakat bir türlü ortaya iş koymayan insan olma.
Bilgiyi biriktirdiğin kadar işleyeceksin.
NEYİ, KİMİN İÇİN ÜRETTİĞİNİ BİLECEKSİN.
Önceki yazıda yönünü konuştuk.
Şimdi o yönü işe çevireceğiz.
Hangi becerini geliştireceksin?
Kimin hangi ihtiyacına cevap vereceksin?
Ortaya koyduğun şey neden okunacak, kullanılacak veya satın alınacak?
İletişim anlatıyorsan insan konuşurken neyi farklı yapacak?
Ürün satıyorsan müşterinin hangi derdini çözecek?
Kitap yazıyorsan okur son sayfayı kapattığında ne öğrenmiş olacak?
“Herkese bir şeyler anlatıyorum.”
Ne anlatıyorsun biraderim?
Adamın hangi sorusunu cevaplıyorsun?
Muhatabı ve amacı belli olmayan üretim, kolayca kendi kendine oyalanmaya dönüşür.
İLK SÜRÜMÜ BİTİRİP GERÇEK HAYATA ÇIKARACAKSIN.
İşi parçalara böl.
İlk taslağı çıkar.
Kontrol et.
Tamamla.
İlgili insana ulaştır.
Geri dönüşü incele.
Düzelt ve tekrar üret.
İlk işinde bütün yeteneğini kanıtlamaya çalışma.
Ortaya bir şey çıkar ki nerede iyi, nerede eksik olduğunu göresin.
Satış gelmediyse neden gelmediğini araştır.
İnsanlar metni anlamadıysa hangi noktada koptuklarına bak.
Ürün kullanılmadıysa gerçek ihtiyacı yeniden incele.
Aynı hatayı altı ay tekrarlayıp buna sadakat deme. Çalışmana sadık kalırken yöntemini düzelt.
AKŞAM KENDİNE HESAP VERECEKSİN.
Bugün ne bitirdim?
Ortaya koyduğum şey işe yaradı mı?
Nerede takıldım?
Yarın ilk olarak ne yapacağım?
Masada geçirdiğin saati yaz.
Fakat tamamladığın işi de yanına koy.
Sekiz saat bilgisayarın başında oturup bütün gün
çalıştığını sanma.
Meşgul olmakla meşgul olma. Meşgul olmak verimlilik değildir.
O sekiz saatin neye dönüştüğüne bak.
Kendine verdiğin görevi küçümsemeden bitir. Sonra bir sonrakine geç. Elinde tamamlanmış işler biriktir.
Yönünü seçtin.
Şimdi o yöne dikkatini, zamanını ve emeğini vereceksin.
Günün sonunda da “Çok istiyorum.” diye anlatmak yerine yaptığın işi göstereceksin.
Şimdi size bir güzellik yapacağım.
Bu yazı da anlattığım sistemi yalnızca okuyup geçmeyin diye Excel dosyasına çevirdim.
Bu dosyada her gün:
Ne yapacağını
kaç dakika gerçekten odaklandığını
kaç kere dikkatinin dağıldığını
ne ürettiğini
verdiğin görevi tamamlayıp tamamlamadığını
ve çalışma serini takip edeceksin.
Dosya sana otomatik olarak günlük odak puanı verecek.
Haftalık ve 90 günlük sonuçlarını önüne koyacak.
“Çalışıyorum ama ilerleyemiyorum” diyorsan artık neyin yanlış olduğunu tahmin etmeyeceksin.
Veriye bakıp göreceksin.
Dosyayı telegram kanalına ücretsiz bırakıyorum.
İndirin, 90 gün boyunca adam gibi kullanın ve sonuçlarınızı benimle paylaşın.
Ayriyeten bu kanal soru cevap kanalı 15 dakika da bir mesaj atılıyor. Bir sorunuz olursa sorabilirsiniz.
https://t.co/bEdO0VFz67
Kardeşime sat'e gir diyorum yok alman ünilerini araştır git diyorum napcam diyor.. bizi zamanında böyle yönlendiren olacaktı var ya zorlamadığımız kapı kalmazdı
Yaşam savaşında zihniniz en büyük düşmanınızdır.
İnsanlar dış güçler yüzünden değil kendi düşünceleri yüzünden dağılır, kaybeder.
Kendinden şüphe etmek ve korku, potansiyelini sabote eder.
Aklınızı feth edin yoksa o sizi feth edecek.
En büyük mücadeleniz içinizdedir.
Ve kendini yenen, yenilmezdir.
Bir kullanıcı, aile hekimlerinin mesai saatlerine uymamasına tepki gösterdi:
“Geç gelirler, erken çıkarlar. Bunları denetleyen yok mu? Saat 08.37 olmuş, gelen giden yok. Hastalar kapıda birikmiş.”
Memuriyet,
Kadınlar için yetişkin kreşlerine dönüştü.
Devletin istemeden aile dengelerini bozduğu ana unsur haline geldi.
İnsanlar bu gerçeği yavaş yavaş fark etmeye başlayacak.