Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptali için oy veren Levent Şahin'in, diplomanın iptal edilmesinden 10 gün sonra İstanbul Üniversitesi'ne Dekan olarak atandığı ortaya çıktı.
(Mehmet Andaç)
devlet dairelerinde iş yapmama olayı neden normalleştirildi? telefonu açmıyor sorumlu kişi, başkasını arıyorsun evet açmayabilir diyor. PARDON YA RAHATSIZ ETTİK MESAİ SAATİNDE
Tutuklu öğrenciler için Adalet Bakanlığı önünde ‘Adalet’ nöbetine başlayan Mahmut Tanal'ın çadırı söküldü.
Mahmut Tanal:
Çadırımı kurdum, kanun kitaplarımı getirdim. Islanmamak için kurduğum çadırı emniyet aldı, söktü ve kırıldı.
Türkiye bir hukuk devleti değil mi? Kanundan neden korkuluyor? (ANKA)
BOYKOT HAKTIR, SUSTURULAMAZ!
SANATÇIYI HEDEF GÖSTERENLER SUÇ İŞLİYOR!
TRT’nin “Teşkilat” dizisinde rol alan Aybüke Pusat’ın yalnızca boykot çağrısı yaptığı gerekçesiyle kadrodan çıkarılması; Anayasa’ya aykırıdır, ceza hukukuna göre ise potansiyel bir suçtur!
Boykot bir haktır!
İfade özgürlüğü bir haktır!
Barışçıl protesto bir haktır!
Bir kişinin anayasal hakkını kullandığı için mesleğinden edilmesi, kişiye yöneltilen sistematik baskı, dışlama ve cezalandırma, Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesinde düzenlenen “ayrımcılık yasağı”na aykırıdır.
TCK 122/A açıkça der ki:
Hiç kimse; siyasi düşüncesi, sosyal konumu, ifade biçimi veya çağrıları nedeniyle iş ve hizmetlerden yararlanma hakkından yoksun bırakılamaz!
Bu olay aynı zamanda, düşüncesini açıklayan kişiye karşı kamuoyunda hedef gösterme yoluyla yaratılan baskı ortamıyla, nefret dili ve ayrımcı muamele barındırmaktadır.
Bu, sadece bir sanatçının değil, herkesin ifade özgürlüğüne açık bir tehdittir.
Sanatçılar susturulamaz!
Halkın vicdanı bastırılamaz!
Anayasa çiğnenemez!
Ceza hukuku yok sayılarak hukuk devleti rafa kaldırılamaz!
Aybüke Pusat yalnız değildir.
Emeği, sözü, onuru cezalandırılan herkesin yanındayız!
B1 KOĞUŞU’NDA GENÇLERİ ÖLÜME Mİ TERK EDİYORSUNUZ?
Marmara (Silivri) Cezaevi’nde B1 Koğuşu olarak bilinen, “cinayet koğuşu” diye anılan bölümde üç genç çok ciddi sorunlar yaşıyor! Psikolojik baskı altındalar, güvenlikleri tehdit altında ve durum her geçen gün daha da kötüleşiyor.
Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum:
“Sorun yok” diyorsunuz ama size koğuş numarası veriyorum: B1!
Cinayet hükümlülerinin bulunduğu bir koğuşa üç genç neden yerleştirilir?
Neden uygun bir planlama yapılmaz?
Bu ihmalkârlık değil, bu düpedüz sorumsuzluk, hatta bilinçli bir uygulamadır!
Bu gençlere bir zarar gelirse sorumlusu sizsiniz!
Cezaevleri insanları ezme, sindirme, ölümüne suskun bırakma yeri olamaz!
Bu adaletsizliği derhal düzeltin! Bu rezaleti kapatmaya çalışmayın, kamuoyuna açıklayın!
Çağlayan Adliyesi'nde polis bir avukata tokat attı, avukatlar ayaklandı
Avukatlar duruma tepki gösterince polis kalkanıyla avukatlara tekrar saldırdı
📢"Savunma susmadı, susmayacak"
Bugün adliyeye sevk edilen toplamda 98 kişiden 10’u tutuklandı; 86 kişi adli kontrol aldı ve 2 arkadaşımızın da henüz sorgusu başlamadı.
İlk iki güne nazaran tutuklama sayısının bir hayli az olmasında emniyette, savcılıkta ve hakimlikte mücadele eden, işkence başta olmak üzere, hukuka aykırı tüm işlemleri tutanaklara şerh düşen ve burada sesini çıkaran her bir arkadaşımızın emeği çok büyük.
Ancak, tutuklama sayısının az olması da teselli sebebi değil. Zira serbest kalanlar ile tutuklananların soruşturma dosyasındaki delil durumu hemen hemen aynı.
Bu yüzden, tutuklanan genç kardeşlerimizin tamamı tahliye olana kadar ses çıkarmaya, mücadele etmeye sonuna kadar devam etmemiz çok önemli.
Üniversiteyi Kuşatacağına Sınırı Koru!
ODTÜ’ye polis yığmakla övünenler, Suriye sınırını kevgire çevirmiş durumda!
Terörist elini kolunu sallayarak geçiyor, kaçak hayvan ticareti yüzünden şap hastalığı Güneydoğu’yu kırıp geçiriyor.
Hayvan pazarları kapanmış, üretici perişan, halk mağdur!
Sen önce sınırı tut!
Sen önce kaçakçılığı durdur!
Sen önce bu ülkenin gerçek beka sorunuyla yüzleş!
Üniversite, bilim üretir.
Üniversite, sorgular, eleştirir, düşündürür.
Bilimin üzerine postal indirerek bu ülke yönetilmez!
Polisin işi üniversiteyi kuşatmak değil, sınırı korumaktır!
Korkmayın gençlerden, korkmayın düşünceden!
ODTÜ sizin otoriterliğinize boyun eğmeyecek!
Polisle üniversite basmak acizliktir!
Gerçek tehdidi görmek istiyorsan sınırda gez!
Üniversite de değil,
Aynı kişi, aynı mahkeme, aynı dosya, aynı suçlama.
Bir tarafta “TUTUKLANSIN”, di��er tarafta “ADLİ KONTROLLE SERBEST BIRAKILSIN” kararı!
Bu bir adalet krizi değilse nedir?
Ceza Hukuku, Ceza Muhakemesi Hukuku, Anayasa ve Hâkimler Savcılar Kanunu’nun ruhuna aykırı bu tablo;
•Yargılamada belirlilik ilkesini,
•Hukuki güvenliği,
•Mahkemelerin ciddiyetini,
•Ve en önemlisi HUKUK DEVLETİ ilkesini yerle bir etmektedir.
Böyle HÂKİMLİK mi olur?
Aynı dosyada bir kişiye hem tutuklama hem tahliye kararı verecek kadar keyfilik varsa,
bana kimse çıkıp bu ülkede adalet var demesin!
Tarafsız, bağımsız yargı var demesin!
Bu tablo, yargının ne kadar hoyratça kullanıldığının belgesidir!
Bu sadece bir belge değil, Türkiye’de yargının geldiği hazin noktayı gösteren açık bir İTİRAF belgesidir!
Bugün bir parantez de meslektaşlarıma açmak istiyorum. Bu rezalet ortamda, hiçbir menfaat gözetmeden saatlerce aç ve susuz bir şekilde o çocukların yanında duran, duruşma salonlarında büyük emek sarf eden, gencecik çocukları teselli edip sarılan tüm arkadaşlarımla gurur duyuyorum
BU HUKUK DÜZENİ DEĞİL, BU DÜŞMAN CEZA HUKUKUDUR!
Çağlayan Adliyesi’nde bugün yaşananlar, yargının bağımsızlığına, savunma hakkına ve adil yargılanma ilkesine topyekûn bir saldırıdır.
Savcılığa yaklaşık 5 dakika önce ulaşan 200 sayfalık, 66 kişilik bir dosya yalnızca 3 dakikada “incelenmiş”, hiçbir şüpheli dinlenmeden, hiçbir müdafiyle görüşülmeden, hiçbir dilekçe alınmadan ve herhangi bir hukuki gerekçe dahi sunulmadan, 44 kişi için tutuklama, 22 kişi için adli kontrol talep edilmiştir. Bu karar, bizzat savcı tarafından değil, polis memurları aracılığıyla avukatlara iletilmiştir.
Savunma susturulmuş, yargı hızla işletilen bir mühürleme işlemi hâline getirilmiştir. Bu hukuk değil, keyfîliktir. Bu, anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun açık ihlalidir. Bu, “düşman ceza hukuku” anlayışının açık bir tezahürüdür.
Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkesin savunma hakkı vardır. Hiçbir savcı, “avukatla görüşmem, dilekçe almam, fezleke kabul etmem” deme yetkisine sahip değildir. Bu tutum, yalnızca savunma hakkının değil, hukuk devletinin tüm ilkelerinin yok sayılmasıdır.
Çağlayan Adliyesi’nde ayrı, Türkiye’nin geri kalanında ayrı hukuk olamaz!
Trabzon’da, Şanlıurfa’da, Tekirdağ’da nasıl bir hukuk uygulanıyorsa İstanbul’da da aynı hukuk uygulanmalıdır.
Adalet Bakanlığı’nı ve Hâkimler Savcılar Kurulu’nu derhal göreve çağ��rıyoruz!
Bu hukuk dışı uygulamalara, yargı eliyle yürütülen baskı rejimine ve siyasi saiklerle verilen karar süsü verilmiş dayatmalara son verilmelidir!
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir! Bu devleti keyfîliğe teslim ettirmeyeceğiz.
Jop nerde?
Biber gazı nerde?
Soğuk su nerde?
Darp nerde?
Yerlerde sürüme nerede?
Tüm bunlar için Türk ve Atatürk bayrakları açmalarını mı bekliyorsunuz?