Sevgi, başkasıyla bir olmak değildir. Bireyin olgunlaşarak bir dünya olmasını sağlayan, başkası için bir dünya haline gelmesini sağlayan güçlü bir teşviktir.
Rilke
Bu hayatta üç şey sizi asla pişman etmez. Bir, sıkı çalışmak. İki, en ufak bir saygısızlığı sineye çekmemek. Üç, başkalarının sevgisi, onayı veya yargısını bırakıp inatla, tavizsizce ve keskin bir bıçak gibi kendiniz olmak. Deneyin, hayatınızın nasıl güzelleştiğini görün.
Lacan’a göre insan, her şey yolunda giderken değişmez. Hakiki bir öznel dönüşüm, ancak hayatın rasyonel olarak çözülemediği, çaresiz kalındığı o tam çıkmaz noktalarında (im-passe) gerçekleşir. Çıkmaz, yolun bittiği yer değil; yeni bir dilin doğmak zorunda olduğu eşiktir.
Dopamin duyarsızlaşması hakkındaki bir kitapta sevdiğim bir cümle oldu: "Kalıcı motivasyon ve mutluluk, başarıları üst üste yığmaktan değil; zorluklarla mücadele etmekten, anlam aramaktan ve bağ kurmaktan gelir."
Arkadaşlar, değişim öyle konforlu kitaplarda birkaç hap bilgi okuyarak olacak bir şey değil. Değişim sancılı bir süreçtir. İnsan kendisiyle evire çevire savaşır, yüzleşir, bazı alışkanlıklarından vazgeçer, bazı gerçekleri kabul eder. Rahatının, keyfinin kaçarı vardır bu işin.
Çok değil yaklaşık 15–20 yıl önce birçok psikiyatrist, psikoterapiyi küçümseyerek hastalarına "Git biraz psikologla sohbet et" diyordu. Bugün ise psikoterapinin tıbbi bir uygulama olduğunu söyleyip psikiyatrist gözetiminde yürütülmesi talep ediliyor.
Ruhun devası çalışmaktır. Çalışmak ve üretmek, kaygıyı da ümitsizliğe de ortadan kaldırır. Kendini bir amaca adadığında, zihnindeki karmaşa yerini huzura bırakır. Emek verdiğin her an seni yaşama bağlayan bir ipliktir
Bugün dışardayken eşimin "ne yiyelim?" sorusuna, fark etmez dedim diye bana dönüp "lütfen bir kere tercih yapıp bu konuda sorumluluk al" dedi. Düşününce haklı, "fark etmez" uyumluların kullandığı masum bir şey gibi gelse de daha çok umursamazların lafı ve yanındakileri yoruyor.
Tartışmadan uzak durmanız, güçsüz ya da haksız olduğunuzu düşündüğünüz anlamına gelmez. İfadelerinizin bağlamından koparıldığı, fikirlerinizin değil kişiliğinizin hedef alındığı yargı dolu iletişim ortamlarına dahil olmayı reddetmeniz esasen bir özsaygı eylemidir çünkü.
Travma Sonrası Büyüme diye bir şey varsa onu en güzel Erdoğan (Özmen) Hoca’yı alıntılayarak tarif edebiliriz ancak: “İnsanın en çaresiz, en muhtaç, en güçsüz, en zavallı, en yalnız hissettiği zamanda, tam da böyle hissettiği için belki de, en iyi, en cömert, en merhametli haliyle karşılaşması (…)”
Genç hanımlar ve beylere hatırlatma: Ekranlarda görüp özendiğiniz; sürekli spor yapan, iyi beslenen, şık giyinen, ışıltılı yaşayan tiplerin iç ve özel yaşantıları sıklıkla enkazdır. Özenilecek bir tarafları yok. Siz; helal kazanmaya, anne-baba duası almaya, alanınızda uzmanlaşmaya, ışıltısız ama namuslu yaşamaya gayret gösterin. Huzur, mutluluk ve başarı burada gizlidir.
Bir insanın kendisine yapacağı en büyük kötülük, kapasitesine denk olmayan insan ve ortamlarla vakit geçirmektir. Buradaki kapasite CV, statü veya gelir değil; zihinsel uyum, karşılıklı hoşgörü ve ahlaki derinliktir. Bu konularda seçici olmazsanız, kendinizi heba edersiniz.
Kendi acılarını devamlı saklamak, bunu bir yetersizlik gibi görerek insanlara belli etmeye etmeye yaşamak, “güçlü olmak” değildir.
Asıl güçlü insanlar acılarını ifade edebilme cesaretine sahip olanlardır.
Mutluluğun sırrı nedir?
Harvard Üniversitesinin 1938 yılında başlattığı, dünyada bilinen en uzun araştırma.
Çocukluktan yaşlılığa kadar, 2 bin kişinin hayatı 85 yıl boyunca takip edilmiş. Çocukluktan, torun sahibi olana kadar..
İşte sonucu:
Mabel Matiz'in ülke ahlakını bozan şarkısına erişim engeli gelmiş şükürler olsun.
Bu da Akp Elazığ il başkanının oğlu burnundan rahatsız sanırım.
Geçmiş olsun!