Yusuf Tekin, yeni müfredatta "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin "Milli Mücadele" ile değiştirileceğini söyledi:
"Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı."
“Bittiğinde acı bir tebessüm bıraktı üzerimde, ne de olsa çizilen kurgusal bir dünya değil bizim kendi portremiz.”
Bir de mizah uzlaşmaz, dürter demiş Levent Kazak. Korkuyu kahkahaya dönüştürmek büyük iş👏🏻👏🏻👏🏻
Çok iyi yazı! Neresini alıntılasam eksik kalır:
''Buradaki en kritik nokta, Göktaş’ın tüm bu süreci, başına gelebilecekleri ve sistemin vereceği refleksleri net bir şekilde öngörerek yönetmesidir. Karşımızda sadece sezgileriyle hareket eden bir komedyen değil; attığı her adımı, kurduğu her cümleyi ve bu cümlelerin yaratacağı politik sarsıntıyı baştan hesaplamış, son derece bilinçli sosyalist bir perspektif durmaktadır. Dolayısıyla onun performansı, anlık bir popüler kültür çıkışı değil; muktedirin kodlarını iyi okumuş ve olası bedelleri göze almış entelektüel bir politik eylemdir.
Göktaş, her türlü sansür ve otosansür iklimine rağmen, sözünü esirgemeyerek ve bunu yüksek bir entelektüel ama bir o kadar da samimi bir dille yaparak “cesareti sirayet ettirme” misyonunu üstlendi. Sivil itaatsizlik sadece sokakta barikat kurmakla olmaz; bazen mikrofon başında, herkesin düşündüğü ama yüksek sesle söylemeye çekindiği bir çelişkiyi, dünyanın en doğal şeyiymiş gibi telaffuz etmekle de olur. Bu dik duruş, izleyicide bir arınma yaratmanın ötesine geçer. “O söyleyebiliyorsa biz de düşünebiliriz; o gülebiliyorsa biz de korkmayabiliriz” duygusunu yayar.
Korku, insanı yalnızlaştırıp evcilleştiren bir zindan yaratırken paylaşılan cesaret toplumsallaştırır. Göktaş’ın tutumu, kamusal alandaki o sinsi korku duvarına indirilmiş neşeli ve bilinçli bir balyoz darbesidir.
Eşitliğe ve adalete inanan bir perspektif, sanatı hiçbir zaman sadece bir ajitasyon aracı olarak görmez. Aksine mizah, toplumsal reflekslerin, dayanışma ağlarının ve eleştirel aklın diri tutulduğu organik bir alandır. Göktaş’ın performansı, sıklıkla düştüğümüz o “aşırı ciddi, didaktik ve buyurgan” dil tuzağına da muazzam bir alternatif sunar. Halka ders veren değil; halkla birlikte muktedirlerin acizliğine ve o devrilen arabanın çaresizliğine gülen bir söylem, gerçek anlamda demokratik ve samimidir. Bu samimiyet, izleyici ile sanatçı arasında hiyerarşik olmayan, tamamen yatay bir yoldaşlık ilişkisi kurar.
Sonucu etkileyen tam da bu bilinçli tercih. Deniz Göktaş’ın gösterisi ve sonrasında yaşanan toplumsal dalgalanma, bize mizahın estetik bir lüks değil, hayati bir politik ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bergson’un katılıkları esneten toplumsal önerisi, Sanders’ın “arabayı deviren öküz”ü ve Bakhtin’in hiyerarşileri unufak eden “karnaval”ı birleştiğinde, en karanlık dönemlerde bile tünelin ucundaki ışığı görebilmemizi sağlar.
Bir kez o arabanın devrilebildiğini gören, kralın aslında çıplak ve gülünç olduğunu anlayan ve buna ortaklaşa gülen bir kitle, bir daha asla eskisi gibi uysallaştırılamaz. Deniz Göktaş’ın gösterisi, bu ülkenin kurak kamusal alanına bırakılmış neşeli, bilinçli ve eşitlikçi bir tohumdur ve o tohumun kamusal alana bıraktığı özgürleşme arzusu, her türlü baskı rejiminden çok daha kalıcı ve bulaşıcıdır.
'Araba devrilirken gülmek: Deniz Göktaş mizahı ve karnaval alanı'
Nesrin Karadağ,
4 Temmuz 2026
https://t.co/7UGJINqBCh
pra mim essa diva teve o casamento mais chique dos últimos anos e ninguém nem esperava ja que ela é no máximo c list mas não faltou finesse e personalidade
Davutoğlu zamanında canlı bomba eylemi yapmadan tutuklayamayız diyordu, şimdi millet daha düşüncesini söyleyip yazmadan insanları tutuklamaya başladılar. Düşünen insanları, görüntüsünden utandıkları çarpık şehir görüntüleri gibi saklamaya çalışıyorlar.
Muazzam keyif veren bir kitap. onu harika yapan şeylerden birisi de çevirisi. Kullanmayı unuttuğum kelimeler ve deyimlerle karşılaşıyorum. Acaba bunun orijinali neydi de böyle çevirdi diyorum. Ergin Kaptan harika bir iş yapmış ama ne yazık ki kapakta kendine yer verilmemiş 😔
2000 senesinde EPSA Biyoteknoloji kongresi için İsveçteydim. Stockholm’de bir çocuk yere düşünce annesi tepkisiz kaldı. Nedenini sorduğumda dedi ki “O kendisi kalkacak, yoksa hep arkasında birini bekler.” İşte bu nedenle o toplumun entelektüel sermayı yoksek.
📹 Aylin Üyünük
@serkan_hizli Kadınlar o zaman da aksesuarsız dışarı çıkmıyormuş. El ve ayak bilekleri ile alında mavi boncuklar, kulakta halka küpeler. Bluz kollarında püksülller.