ne zannediyolar sunlari paylasirken. ne guzel diceimi filan mi. illa geberttirecek kendini zenginler. kendi halimde oliyim bugün satasmiyim diyemezsin. illa bi seyleri cikiyo her gün
Ahmet Telli'nin kızı Eylül Telli:
"Babamın bize bıraktığı en büyük miras yalnızca kitapları değil, bize onurlu yaşamayı, vicdanı, dayanışmayı, bunu kaybetmemeyi miras bıraktı. Bugün acımız büyük ama biliyorum ki gerçek şeyler yalnızca yaşadığı yıllarda değil, onu okuyan her yürekte yaşamaya devam eder"
https://t.co/neT8laCPdn
Ahmet Telli şiirlerinden üretilen şarkılara dair düzgün bir liste asla bulamadım. Şimdilik şöyle bir şey yaptım ama daha sonra kasetleri de inceleyerek genişleteceğim. Hata varsa affola. Bu gece dinlemek isterseniz buyrun. https://t.co/2pRBPVJQwi
Şehir Plancısı Mücella Yapıcı:
"Ahmet Necdet Sezer'in eşinin Moda'da bir evi vardı. Bahçelerinde 1 metrelik plan değişikliği gerekiyordu.
Cumhurbaşkanı eşi, kendi geldi, kapıda bekledi ve plan onaylanmadı. Böyle bir kamu ahlakı vardı."
Kadıköy metrosunda polis ve güvenliğin işkencesiyle gözaltına alınan yoldaşımız Derin’in kolu kırıldı.
Emperyalizme karşı mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.
İşkencelerinizle gençliğin katil NATO’ya karşı yükselen sesini kısamazsınız.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
"Çıktı çıkan da... Asıl önemli olan gidecek olanlar; İstanbul'un en önemli kamusal ve tarihi yapılarından tek ve biricik merkez garı, Haydarpaşa Garı gidecek... Sirkeci Garı dahil olmak üzere her iki gar ve bütün ardalanları gidecek...
Kültür ve turizm endüstrisinin allaması, pullaması ve bu allama pullama üzerinden rızası devşirilen sözde aydın rızası ile koskoca kamusal ZZtarihi ve endüsti mirası ulaşım yapıları ve kamusal ulaşım hakkı 'kültür ve turizm sermayesine' teslim edilecek...
Tıpkı Galataport ve İstanbul Modern gibi... Eh, bu arada da milleti kandırmak için bir arkeolojik park ve lunapark trenleri gibi bir iki turistik tren... Olacak o kadar... Sistem işine geldiği zaman bizim Deniz'imiz kadar zeki... Ama onlar akıllarını, kamusal ve toplumsal olanı sermayeye meta etmenin ve de bunu hakları ellerinden alınanlara alkışlatmanın yollarını ve bu işin mimarlarını bulmaya çalışıyorlar...
Naçizane aktarayım dedim...
Kuyu Tipi Hapishaneler Can Aldı!
Kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebiyle 266 gün boyunca açlık grevinde olan Gürkan Türkoğlu hayatını kaybetti.
Kaldırıldığı Antalya Şehir Hastanesi'nde gerçekleşen zorla müdahale sonrasında durumu ağırlaşan Türkoğlu, üç aydır yoğun bakımdaydı.
#KuyuTipiHapishanelerKapatılsın
"Kuyu Tipi" hapishanelere karşı 267 gün açlık grevi sürdüren Gürkan Türkoğlu, yaşamını yitirdi.
Türkoğlu, 13 Nisan'da hastaneye kaldırılmış, zorla müdahale edilmişti. Taleplerinin kabul edilmesi ardından 21 Nisan'da açlık grevine son veren Türkoğu, 3 aydır yoğun bakımdaydı.
merhaba ben lora, 2024 yılının kasım ayında fransız dili ve edebiyatı bölümünde öğrencisi olduğum c. üniversitensinin kampüsü içerisinde saat 21.19 - 22.00 aralığında zorla bindirildiğim bir beyaz araba içerisinde 30larında iki adam tarafından tecavüze uğradım.
“1980 Çorum’da aktif rol almak” demek, Maraş gibi yani bir Alevi pogromu olmasın diye canını ortaya koymak demektir. Senin ve evladının ayağına taş değmesin Kemal Göktaş.
Antalya Döşemealtı Kuyu Tipi Hapishanesinde tutsak edilirken Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması talebiyle 267 gündür süresiz açlık grevinde olan ve 3 aydır Antalya Şehir Hastanesi yoğun bakımında tedavi altında bulunan Gürkan Türkoğlu için ailesi hastane tarafından arandı.
Aileye, Türkoğlu’nun sağlık durumunun ağırlaştığı ve kendisini son kez görmeleri gerektiği bildirildi.
#KuyuTipiHapishanelerKapatılsın
Çankaya Belediyesi yine cinayet işledi. Köpeğimiz Betty, sabah saatlerinde anesteziyle alınmış, tespit ettik. Artık o kadar umursamaz olmuşlar, o kadar alışmışlar ki öldürmeye gayet rahat “o köpek öldü” diyebildiler. Ankara’da toplanan 52 bin köpek, toplam barınak kapasitesi 14 bin. Kalanları hepsi böyle cinayetlere kurban gittiler. Ne istediniz Betty’den, diğerlerinden? @cankayabelediye Hüseyin Can Güner doğruları duymaktan rahatsız olup engellemeseydi onu da etiketleyecektim. Siz iletirsiniz. Katilsin Çankaya Belediyesi.
Deniz’in üzerine uzun uzun ve yıllar boyu çalışarak ortaya koyduğu şey yalnızca mizah değil. Politik bir eylem aynı zamanda, bir düşünceler bütünü. “Mizah suç değildir” diyoruz, elbette değil ama politik eylem de suç değil. Onun yalnızca mizahını değil eylemini de savunabilmeliyiz.
Türkiye zenginleri arasında yeni bir akım var: Kaynağı uluslararası dev tasarım ofislerine aktarıp kamusal mekanın özelleştirilmesini “iyi tasarım” ambalajıyla pazarlıyorlar.