Deniz Göktaş dosyası Türkiye'de muhaliflere uygulanan düşman hukukunun net bir örneği.
Bir hakim çıkıyor, tamam bu çocuk 2 aydır yatıyor, deliller toplanmıştır, yatacağının da çoğunu yattı artık kaçmaz zaten deyip tahliye kararı veriyor. Bu birçok dosyada yapılan bir uygulamadır. Hakim enteresan bir şey yapmıyor.
Ama Deniz Göktaş'ın dosyası hukuki değil, o muhalif olduğu için hapiste. O nedenle girmesi gibi çıkması da hukuki değil, siyasi kararla olacak. Bu yüzden hemen bir yedekleme yapıyorlar. Deniz Göktaş gibi sol gelenekten gelen bir adamı, Daltonlar diye bir mafyayı övmekten tekrar tutukluyorlar. Deniz Göktaş'ın gösteride ne söylediğinin önemi yok. Daltonlar ile ilgili lafı bulamasalardı, başka bir kulp takarlardı. Ne dediğinin önemi yok, muhalif olup olmamanın önemi var. Hatta tek kriter o.
Başkan 13 gündür kentlindeyiz..
Uğramadınız, bir ihtiyacınız var mı diye sormadınız Beypazarı’lı madencilere..
Valilik yasağına mı uyuyorsununuz?
İş cinayetinde Öldürülünce üzülüyorsanız direnirken sahip çıkmanız gerekir
Yüksek lisans tezim bölge kalkınma ajansları üzerineydi. 70-80 tane bölgesel kalkınma toplantısının katılımcılarını, içeriklerini derlemiş sınıflandırmıştım. Tüm iller üniversite istiyordu. (Var olanlar 2.nciyi 3. ncüyü)
Ne güzel ülke bilime aç diyeceksiniz.
Tam da aşağıdaki gibiydi gerekçeler. -esnafımızın yüzü güler
- evlerimiz değerlenir
Hepsinin giriş cümleleri buydu.
Hatta tam benzeri hesap yapan bir esnaflar odası başkanı vardı. 10 bin öğrenci gelse ayda şu kadar harcarsa vs vs diye
Yaşasın esnafizm kahrolsun akademik bilimsel üniversite
Özgür Özel’in söylemiyle ‘Yeni Parti’yi halk kurdu, ismini halk koydu, bütçesini halk sağladı ve söz, yetki ve kararın üyelerde yani halkta olacağını vaat etti. Yeni Parti, parti devletinin yoğun saldırısı altındayken tek gücü halkın desteği. Ve Yeni Parti’yi destekleyen geniş kesimler, barış sürecinde tüm yetkinin cumhurbaşkanına verildiği Çerçeve Yasa’yı bir tuzak olarak görüyor. Erdoğan’ın iktidarını kalıcılaştırmak için bu yetkiyi kullanarak DEM Parti ile Anayasa değişikliğinin yolunu açacağı konusunda genel bir kanaat var. Yeni Parti, Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ derse antidemokratik saldırılara karşı yalnızlaşacak. Yeni Parti büyük destek kaybı yaşayacak. Bu hataya düşülmemeli.
Sıradan bir seçmen olarak kişisel görüşüm şu: Yeni Parti, çerçeve yasaya mevcut şartlarda kesinlikle hayır demeli. Toplumsal barışa karşı olduğu için değil elbet; bu sürecin DEM oylarını almaya yönelik siyasi bir hamle olduğu yönündeki kamuoyu güvensizliğine sırtını çevirmemek için.
Derdi gerçekten toplumsal barış olan bir iktidarın, seçilmiş onca belediye başkanını tutuksuz yargılamak yerine aylardır cezaevinde tutmasıyla bu hamle kabak gibi çelişiyor. Yeni Parti’nin “Tüm seçilmişleri tutuksuz yargılayın, görevlerine iade edin; biz de samimiyetinize inanalım” diyerek karşı hamle yapması, bir seçmen olarak benim beklentim.
Düne kadar montaj görüntüler üzerinden muhalefete terörist yaftası yapıştıranların bugün nasıl ve neden barış söylemini benimsediğini de Yeni Parti net biçimde sorgulamalı.
Diğer yandan, toplumsal barışa karşıymış gibi görünmemek adına yasaya imza atarlarsa seçmen desteğimi elbette yine çekmem. Neticede ipince bir ipte yürüyorlar ve hiçbir siyasetçi, bizim sıcak koltuklarımızdan talep ettiğimiz her şeyi bu kaos ve hukuksuzluk ortamında yüzde yüz yapamaz.
Ancak böyle bir durumda, yasaya neden imza attıklarına dair toplumu ikna etmeleri; imza atmamaları halinde neden atmadıklarını anlatmalarından çok daha zor olacaktır.
Türk olmadığı için, Türk'ün fabrikasını satıyor. Türk olmadığı için, Türk'ün ordusuna kumpas yapıyor.
Türk olmadığı için, Türk eğitimini bozuyor, Türk tarımını bitiriyor, Türk hazinesini eritiyor Tepki görmemek için Müslüman'ım diyor.
Üzerine yapıştırmış bir "dürüst" etiketi. Her iki kelimenin başı "haram lokma yemedim."
Lan sen milyonlarca CHP'li seçmenin iradesini satmış, hakkını yemiş canlısın onursuz. Sırf Akp konuşulmasın diye CHP'yi meze ettin, ediyorsun.
Dürüstmüş, HASİLKTİR!
Başarılı değil. Zeki değil. Ağzı laf yapmıyor. Karizması yok. Vizyonu yok. Etkileyici değil. Lider değil. Yıllarca ehvenişer diye idare edildi, şimdi elin gücüne dayanarak eski arkadaşlarını satıyor. Cumhuriyet'i arkadan bıçaklıyor. Bu adamı desteklemek bir tıynet sorunudur.
Onurlu - ahlaklı - Chpli zannettiğimiz insanların, siyasetçilerin, akademisyenlerin, gazetecilerin yalnızca menfaat ve şahsi ikbal peşinde olan: makam mevki paraya aç karaktersizler olduğunu acı tecrübelerle öğrendiğimiz bir gün daha.
Vatanımızda her ne kötülük her ne saçmalık her ne adaletsizlik yaşıyorsak, bir suç örgütünün bağımsız mahkemelerde yargılanma korkusu yüzünden yaşıyoruz. Bunu görmemek, anlamamak için kör ve sağır olmak lâzım.
vurdukları gemi silahsızdı, bütün savaş hukukunu çiğneyerek vurulan gemideki mürettebatı kurtarmadılar ve şimdi böyle sırıtıyorlar. beyaz adam ve sömürgeci aklı olanca alçaklığıyla iş başında.
Güzel kardeşim, korkmuyorlar :)
Size kim öğretti ise bu korku mavalını, yakasına yapışıp suratına tükürün ve siyasi iktidarın her operasyonunda gıygıylamaya başlayan Korkuyorlar Senfoni Orkestrası'nı da küfür kıyamet sahneden indirin
Bu söylem bir kakafonidir ve acizlik itirafıdır. Neden yapıyorsunuz bunu kendinize?
Rejimin karakteristiğini, belirleyici olanın dışarının içe yansıması olduğunu ve devletin iç cepheyi yeni dengelere adapte olmak için tahkim ederek 'nizam verme' yönündeki icraatlarını korku zannediyorsunuz.
Oysa adı konmamış bir savaştayız. Türkiye çok büyük gerilimlere, kökten değişimlere gebe. Trump geldikten kısa süre sonra İmamoğlu'nun alınması da tesadüf olmasa gerek. Yoksa tesadüf mü? :)
Artık şu "Korkuyorlar!" ezberini bırakın. Hiç korkmadılar. Korkmuyorlar. Ve korkmayacaklar.
Önce oturup düzeni tahlil edin, savaş halini inceleyin, eser miktarda Marx & Lenin ve mutlaka Schmitt okuyun, sonra gelin konuşalım korkup korkmadıklarını. Siz daha devleti, siz daha burjuvaziyi, siz daha iktidar kavramını bilmiyorsunuz. Hukuk ve egemenlik kuramından da bihabersiniz.
Okumuş, pırıl pırıl gençlersiniz. Daha çok, daha doğru okuyun. Yapmayın bunu kendinize @berkaygezginn
Şimdi manzaraya bakın Erdoğan Trump yakınlaşması için 30 milyar dolar Boeing alımına, 43 milyar dolar da Amerika'dan gaz almaya para harcayıp, sadece 3,5 milyar dolar için köprü ve otoyolları satıyoruz.
En azından 3,5 milyar dolarlık az Boeing olsaydınız da köprü Türkiye'de kalsaydı.
Bu zihniyetle yönetilen bir ülkede ekonomik kriz filan bitmez. Kalıcı hale gelir çünkü krizin kendisi yönetim modeli.
Fotoğrafta gördüğünüz kişi Tayfun Kahraman. Durum acil, bir dakika ayırıp paylaşalım.
Kendisi SMS hastası. Dün ciddi bir atak geçirmiş, kendisine ilacı verilmemiş, daha sonra kutu gibi bir aracın içerisinde hastaneye götürülmüş, gece sabaha kadar acılar içerisinde kıvranmış, eşi duyurdu ve sesi olmamızı istedi!
Vicdanı olan herkes bu hukuksuzluğa ses çıkarmalı! Hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı derhal uygulanmalı ve Tayfun Kahraman serbest bırakılmalı!
Sokak röportajında hicivli bir röportaj veren vatandaş tutuklanalı tam 22 gün oldu. O zaman esip gürleyip “unutturmayacağız” diyen herkes şimdi sus pus. Hatta onunla da kalmadı, ona mikrofon tutan Kendine Muhabir Hasan Köksoy da tutuklandı. Anlattıklarında hiçbir yalan bulunmayan bu 2 insan yoktan yere tutuklu! 3 çocuğu babasız büyüyor!
Lütfen üşenmeyip paylaşalım. Kendine Muhabir Hasan Köksoy ve vatandaşımız derhal serbest bırakılmalı!
Yıl 1985, yer: Taipei, Tayvan.
Ucuz plastik ürünlerin, oyuncakların, taklit tekstil ürünlerinin ve basit montaj sanayisinin merkezi.
Bugün bildiğimiz teknoloji üssü Tayvan’dan eser yok.
Sokaklarda motosiklet gürültüleri yankılanırken, hükümet binalarında ülkenin kaderini değiştirecek toplantılar yapılıyor.
Masanın bir ucunda Tayvan ekonomisinin mimarı olarak bilinen Bakan Li Kwoh Ting, diğer ucunda saçlarına aklar düşmüş, piposuyla bütünleşmiş Morris Chang…
Morris Chang aslında o dönemde kariyerinin sonuna geldiğini düşünen yorgun bir adamdı.
ABD’de Texas Instruments gibi dev bir şirkette 25 yılını harcamış, şirketin zirvesine, CEO koltuğuna oturmasına kesin gözüyle bakılırken şirket politikaları nedeniyle kenara itilmişti.
Her şey burada başladı.
Tayvan hükûmeti ona, kimsenin pek önemsemediği Endüstriyel Araştırma Enstitüsü bünyesinde kurulan yarı iletken sanayisini ayağa kaldırmak için oluşturulan programın liderliğini teklif ettiğinde, çoğu kişi bunu bir emeklilik görevi olarak gördü ve önemsiz buldu.
Chang’ın kafasında, Texas’ın tozlu laboratuvarlarında yıllardır olgunlaştırdığı, o güne kadar kimsenin cesaret edemediği, hatta duyanların kahkaha attığı bir fikir vardı.
O yıllarda yarı iletken endüstrisi Intel, Motorola, Toshiba gibi devlerin tekelindeydi.
Bu şirketler çipi tasarlıyor, milyar dolarlık fabrikalar kuruyor, üretip paketleyip satıyordu.
Çip tasarlayan birinin fabrikasının olmaması, fırını olmayan birinin ekmek satmaya çalışması gibiydi.
Morris Chang, Bakan Li’ye sadece üretim yapan bir şirket kurmayı teklif etti.
Sadece başkalarının tasarladığı çipleri mükemmel bir şekilde üreten bir fabrika…
Tayvan hükûmeti bu fikrin ne kadar riskli olduğunun farkındaydı; ancak kaybedecekleri bir şey yoktu.
Kazanacakları ise koca bir gelecek…
Bakan Li, Chang’e tam yetki verdi.
Ancak çok para lazımdı.
Tayvan hükûmeti sermayenin yarısını karşılamayı teklif etti; fakat teknolojiyi ve uluslararası meşruiyeti sağlamak için Batılı bir ortağa ihtiyaç vardı.
Chang, Amerika ve Japonya’daki devlerin kapısını tek tek çaldı.
Intel reddetti, Motorola ilgilenmedi, Japonlar güldü.
Sonunda Avrupa’dan Hollandalı elektronik devi Philips risk almayı kabul etti.
Philips, TSMC’nin %27,5 hissesi karşılığında nakit para ve teknolojisini masaya koydu.
1987 yılında TSMC resmen kuruldu.
Şirketin ilk yılları bugünkü ihtişamından çok uzaktı.
Intel harikalar yaratırken, TSMC çok basit üretimler yapıyordu.
İlk müşteriler, adı sanı duyulmamış küçük girişimlerdi.
O dönemde sipariş olmadığında küçük girişimlerin siparişlerini alırlar; ancak kendi işleri yoğunlaştığında bu küçük müşterileri anında kapı dışarı ederlerdi.
Chang, müşterilerine:
“Ben sizin rakibiniz değilim. Asla kendi çipimi tasarlayıp size rakip olmayacağım. Benim tek işim, sizin tasarımlarınızı hayata geçirmek.”
diyerek güven verdi.
1980’lerin sonunda TSMC için ilk kırılma anı yaşandı.
Intel’in CEO’su Tayvan’ı ziyaret ediyordu.
Chang, eski dostu ve rakibi olan Grove’u TSMC fabrikasını gezmeye ikna etti.
Intel o dönemde üretimde kalite sorunları yaşıyordu.
Chang, Intel’in bazı eski nesil çiplerini de üretmeye talip oldu.
Grove şüpheciydi ama denemeyi kabul etti.
Intel mühendisleri adeta TSMC fabrikasına baskın düzenledi.
Fabrikayı didik didik edip yüzlerce sorun buldular.
İlk bakışta bu bir felaket gibi görünüyordu; ancak Chang bunu bedava danışmanlık hizmeti olarak gördü.
Gece gündüz çalışarak listedeki sorunları haftalar içinde çözdüler.
Bu hız ve disiplin, o zamanlar dünyanın en büyük çip üreticilerinden biri olan Intel’in tedarikçisi olmasının önünü açtı.
1990’lı yıllarda bilgisayar devrimi patlamak üzereydi.
Bu devrim, fabrikası olmayan ama harika fikirleri olan NVIDIA, Qualcomm, Broadcom gibi şirketlerin doğuşuna gebeydi.
Bu şirketlerin fabrika kuracak milyar dolarları yoktu; ama harika fikirleri vardı.
Bu fikirleri gerçeğe dönüştürecek tek yer ise Chang’ın TSMC’siydi.
Eğer TSMC olmasaydı, bugün NVIDIA ve Qualcomm muhtemelen var olmazdı.
Artık fikri olan ama milyar dolarları olmayan herkes çip üretebilirdi.
Chang bunu başardı.
1990’ların ortasında Tayvan Boğazı ısınıyordu.
Çin, Tayvan’ın yükselişini durdurmak için boğazda füze denemeleri yaptı.
Yatırımcılar tedirgindi.
Bu noktada TSMC’nin varlığı resmen bir kalkan görevi gördü.
Dünya, Tayvan’daki fabrikaların durmasının elektronik endüstrisini felç edeceğini anladı.
Chang, farkında olmadan Tayvan için bir kalkan inşa etmişti.
Yıl 2009.
Dünya kan ağlıyor, 2008 krizi teknoloji devlerini vurmuş.
TSMC hisseleri çakılıyor, fabrikanın üretim bantları yavaşlıyor.
Finans direktörleri kriz nedeniyle kemer sıkma politikaları öneriyor; harcamaları kısarak fırtınanın dinmesini beklemeyi tavsiye ediyorlardı.
Chang ise rakipleri frene basarken gaza basmayı tercih etti.
Fabrikanın Ar-Ge ve yatırımlarını rekor seviyeye çıkardı.
Herkes Chang’e, “Talep yokken kime satacaksın?” diye soruyordu.
Chang ise, “Fırtına dindiğinde hazır olan tek kişi biz olacağız.” dedi.
Chang haklı çıktı.
2010’lu yılların başında akıllı telefon devrimi patladığında, bu çipleri üretebilecek kapasiteye sahip tek firma TSMC’ydi.
Ancak TSMC’yi çok büyük bir savaş daha bekliyordu.
Tarihler 2010–2011.
Steve Jobs hâlâ hayattaydı.
Apple dünyayı ele geçiriyordu.
Ancak o dönemde Apple, mahkemelerde sürekli taklit suçlamasıyla karşı karşıya olduğu Samsung’a, iPhone’ların kalbi olan çipleri ürettiriyordu.
Bu, Apple için stratejik bir kabustu.
Apple, Samsung’a olan bu bağımlılıktan kurtulmak zorundaydı.
Dünyada Apple’ın devasa hacmini ve kalite standartlarını karşılayabilecek sadece iki firma vardı: Intel ve TSMC.
İddialara göre Apple, o dönemde ilk olarak Intel’in kapısını çaldı.
Apple’ın teklifini yeterince cazip bulmayan Intel yönetimi, iPhone işlemcilerini üretmeyi reddetti.
Geriye tek bir seçenek kalıyordu: TSMC.
Apple kararını verdi; ancak riski dağıtmak için bazı işlemcileri Samsung’a, bazılarını TSMC’ye ürettiriyordu.
Bir süre sonra kullanıcılar aynı modelde performans farkı olduğunu dile getirince, Apple Samsung ile yollarını tamamen ayırdı.
Bu, TSMC için milyarlarca dolar demekti.
Kazandığı parayı Ar-Ge’ye harcadı.
Chang, 2018 yılında, 88 yaşında, dünyanın en stratejik varlıklarından birini miras bırakarak emekli oldu.
⸻
2020
Wuhan’dan yayılan virüs sokakları boşalttı, fabrikaları yavaşlattı, uçakları hangara çekti.
Ford, GM, Volkswagen gibi şirketler, TSMC ve diğer dökümhanelere verdikleri çip siparişlerini iptal ettiler.
Bu, modern endüstri tarihinin en pahalı hatalarından biri oldu.
Çünkü hayat durmamıştı.
Ofisler evlere, sinemalar Netflix’e, okullar tabletlere taşındı.
İnsanlar evlerine hapsolunca tarihin en büyük elektronik tüketim çılgınlığı başladı.
Laptop, oyun konsolu ve kulaklık satışları patladı.
TSMC’nin telefonları susmuyordu.
Apple, AMD, Qualcomm, NVIDIA gibi şirketler TSMC’nin kapısına dayanmış, “Daha fazla kapasite, hemen şimdi!” diye bağırıyordu.
TSMC tam kapasite çalışmaya başladı.
2020’lerin sonunda otomotiv devleri, “Yanılmışız, siparişleri geri getirin.” dediğinde, TSMC’nin cevabı netti:
“Sıranızı kaybettiniz, 52 hafta beklemeniz gerekiyor.”
Küresel otomotiv endüstrisi, çip krizi yüzünden 2021 yılında 210 milyar dolar gelir kaybetti.
Dünya o an acı bir gerçeği fark etti:
TSMC öksürürse, dünya zatürre oluyordu.
⸻
Yıl 2020, 15 Mayıs – Yer: Washington
Dönemin ABD Başkanı Trump, Çinli teknoloji devi Huawei’ye karşı yürütülen savaşı bir üst seviyeye taşıdı.
Huawei, o dönemde Apple’ı geçip dünyanın en büyük akıllı telefon üreticisi olma yolundaydı.
Ve en önemlisi, TSMC’nin Apple’dan sonraki en büyük ikinci müşterisiydi.
Huawei’nin gelirlerdeki payı yaklaşık %14’tü.
ABD Ticaret Bakanlığı kuralları değiştirdi.
Kural çok net ve acımasızdı:
Üretiminde ABD teknolojisi veya yazılımı kullanan hiçbir şirket, Huawei’ye çip satamazdı.
TSMC Tayvanlı bir şirketti; ancak fabrikalarındaki makineler ve yazılımlar Amerikan menşeliydi.
TSMC ya en büyük müşterisini kaybedecek ya da Amerikan teknolojisine erişimini kaybederek üretim yapamaz hâle gelecekti.
TSMC, Huawei’ye çip akışını kesti.
Bu hamle, Huawei’nin akıllı telefon pazarındaki liderliğini bitirdi.
⸻
2021
TSMC’nin bu sadakati memnuniyetle karşılansa da korku bitmemişti.
Beyaz Saray’daki raporlarda tek bir cümle yankılanıyordu:
“Tek sepette çok fazla yumurta var.”
Dünyanın en gelişmiş çiplerinin %90’ından fazlası, Çin’in “Burası benim toprağım, gerekirse alırım.” dediği Tayvan’da üretiliyordu.
Bir işgal, bir deprem ya da bir abluka…
Küresel ekonomi çöker, Amerikan ordusu kör kalırdı.
Bu yüzden ABD, TSMC’ye fabrikalarını ABD’ye taşıması için baskı yaptı.
Geçmişte Chang, bunun kötü bir fikir olduğunu defalarca söylemişti.
Amerika’da maliyetler yüksekti.
Ve en önemlisi, Amerikalı mühendisler gece yarısı fabrikada bir sorun çıktığında, pijamalarıyla fabrikaya koşan Tayvanlı meslektaşları gibi çalışmıyordu.
Bir tarafta askerî disiplin, diğer tarafta rahatlık…
Ancak buna rağmen TSMC, ABD’de bir fabrika kurdu.
⸻
Yıl 2023 – Yer: Kaliforniya
Kripto paralar çökmüş, metaverse heyecanı sönmüş, teknoloji dünyası yeni bir hikâye arıyordu.
ChatGPT piyasaya sürüldü.
Google, Microsoft, Amazon, Meta yarışa girdi; ancak bu savaşın bir kazananı vardı:
Deri ceketiyle tanıdığımız NVIDIA CEO’su Jensen Huang.
Herkes Jensen Huang’ı konuşurken, o her röportajında şunu ekliyordu:
“Biz harika mimarlarız ama binamızı inşa eden tek bir usta var: TSMC.”
Dünya NVIDIA çipi istiyordu, NVIDIA ise TSMC kapasitesi…
2023 yılında TSMC, özel üretim bantlarını iki katına çıkarmak için acil durum ilan etti.
Yapay zekânın hızını belirleyen şey kodlar değil, Tayvan’daki fabrikanın kapasitesiydi.
⸻
Yıl 2025
1985’te imkânsız denilen, hükûmetin kurdurduğu o küçük şirket bugün dünyanın en değerli şirketlerinden biri.
Hem kendi ülkesi için bir kalkan görevi görüyor hem de dünyanın kaderine yön veriyor.
Üstelik bunların hepsi, Konya büyüklüğünde bir ada ülkesinde yapılıyor…
Nereden baksanız, müthiş bir olay.
Yazı, Arman Acar Youtube kanalından esinlenerek yazılmıştır.
Böylesine bir konuyu derinlemesine araştırıp harika bir şekilde anlattığı için kendisine teşekkür ederim.
@rmncr