@selvinkorkmaz KK vol.2: Gaz almak, beklenti içindeki kitlenin enerjisini sönümlendirmek, "denedik olmadı", kapanış. Yazmak bile abes, bir akademisyen olarak zarafetle uyarıyorsunuz oysa eski tecrübelere ve anlayana mesaj açık Seren hanım.
Suçsuz yere hapsedilenlerin tümü hatırına lütfen sonuna kadar okuyun. Uyanılamayan bir kabusu yaşatıyorlar bu insanlara.. Ne için? Bir makam, sonsuz para, güç, hükümdarlık?
Ölüm var oysa, herkese, hepimize.
TRT’de canlı yayınlansın noktasından geldiğimiz yer Ekrem Başkan’ın savunma hakkının elinden alınması oldu.
Bugün Aykut’a diyorum ki arada; o lanet ettiğimiz Yassıada’da Menderes’i konuşturdular, 80’de askeri mahkemelerde konuşturdular, yahu Antik Yunan’da Socrates bile savunma yaptı! Gel gör ki Ekrem İmamoğlu’nu konuşturmadılar..
Hani dalga geçiyorduk ya ellerinden gelse doğum belgesini de iptal edecekler diye, işte bugün böyle bir şey oldu, “sen yoksun savunma hakkın da yok” dediler.
Ölümüne korkanların yaptıkları şeyler bunlar, ölümüne..
Ben artık mahkeme başkanının yüzünü okuyabiliyorum mesela. Tahammül edemediği bir konuşma yapılırken konuşanın yüzüne bakmıyor, kıpır kıpır kıpırdanıyor koltuğunda. Bacaklarını sallıyor sürekli. Kaşları bir aşağı bir yukarı iniyor. Gözlerini devirip duruyor. En son dilini yanağına “lan ben senin” der gibi dayayıp yuvarladığında, “tamam” diyorum, şimdi mikrofonu açıp kesecek. Ve öyle oluyor.
Hani biliriz ya, hakimler kürsüde mimiksiz öylece put gibi oturur. En ufak mimiklerinin bile ihsas-ı rey olarak algılanmasından çekinirler. Normalde. Yani eski Türkiye’de. Öylesine dikkat gerektirir tarafsızlık ve bağımsızlık çünkü. İşte bizim mahkeme heyetini görmeniz lazım, hepimizden ama özellikle Ekrem Başkan’dan nefret ettiklerini o kadar belli ediyorlar ve bundan çekinmiyorlar ki ben duruşmanın her saniyesinde ne yaşadığımızı sorguluyorum. Örneğin, dizlerini sallayıp bir kaşını havaya kaldırıp gözlerini devirip ağzını yayarak, kısmi Orta Anadolu şivesiyle “Savunma yap dedig yapmadı” diyebiliyor.
Silivri’de bu ülkede hiç yaşanmamış şeyler yaşanıyor. Ankara’da NATO zirvesi, İstanbul’da “Adaletsizlik Zirvesi” gerçekleşiyor. 100 yıl sonra Kurtuluş Savaşı’nın merkezi İstanbul’a kaydı. Sultan makamı da Ankara’da.
Yargılama yapılmıyor; 100 yıllık intikam alınıyor.
Bu arada Aykut Erdoğdu’yu yine bırakmadılar. Artık sebebi iyice netleştiği için açıklama bile yapmıyorum. Zaten artık kimse de sormuyor.
İyiyiz ama. İnadına.
Deniz Göktaş'ın videosuna engel kararı geldi.
YouTube 'genel ayarlar'dan konumu farklı ülke yaparsanız, Türkiye'de engellense bile yine de izleyebilirsiniz...
Yaş haddinden hapis cezası alamayacak bir insanı bile cezaevine gönderdiler, inanılmaz.
65 yaş üstü teröristler bile yaş haddinden serbest kaldı, yazıklar olsun.
"63 duruşma bitti, tek bir delil, evrak iddia makamı tarafından yansıtılamadı"
inanılması güç bir işe imza attılar. 2 yıldır memleketin tepeden tırnağa kılcallara kadar tüm imkanları ellerinin altında, 5000 lira para bulamadılar. 5 sayfa kağıt koyamadılar.
#İBBDavası'nda 64.Gün
Hakim, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını yapmış saydı.
TİP Milletvekili Sera Kadıgil duruşmada isyan etti: "Bu yargılama mı şimdi? Bu bir müsamere!"
TİP Milletvekili Sera Kadıgil (@serakadigil):
"İmamoğlu davasında şu anda Sivri'de yaşanan şey, sıkı yönetim mahkemelerinde, DGM'lerde, hiçbir toplumsal davada görmediğimiz bir şey yaşatıyorlar.
143 suçtan yargılanan, 500-400 küsur sanıkla birlikte yargılanan bir insana diyorlar ki: "Sen savunmanı ya 5-6 saatte yaparsın ya ben seni savunma yapmadı sayacağım."
Ve mahkeme bunu yaparken alenen "hilafi hakikat", "yalan" diyemeyeceğim manipülasyona başvuruyor.
İmamoğlu buraya ilk geldiğinde de buradaydık.
İlk geldiği gün ne dedi bu adam? "İlk ben savunma yapmak istiyorum," dedi.
Bu hakim ne dedi? "Hayır, sen yapamazsın, sen son yapacaksın," dedi.
4 aydır burada mahkeme yapıyor. 4 ayın sonunda diyor ki davanın asli sanığı olarak görülen İBB başkanına: "Ya 5 saat konuşursun ya bir gidersin."
Bakın, bu yapılan şeyin adı hukuk falan değil.
Hukukta yeri yok.
Savunma hakkı asla kısıtlanamaz.
Ve buna hiç kimsenin itiraz etmemesini bekleyen bir hakim diyemiyorum; kürsüye oturttukları bir kişi var şu anda.
Yaptığı bütün işlemler hukuka aykırı.
Tutanakları artık hukuka aykırı. İmamoğlu'nun bir sözünü alıp ki başında da söylediği siyasi bir söylemi alıp, "susma hakkını kullandığını tespit ettim" diye zapta geçirip sonra da "savunma yapmaktan kaçıyorsun galiba" diye bir beyanda bulunan bir hakimle karşı karşıyayız.
Ben de içeride özetle buna tepki gösterdim. Göstermemek de elde değil.
Emin olun, yani orada oturan bütün aileler, bütün avukatların da içinden geçen bu ama insanlar aylardır sevdiklerini şurada uzaktan, 100 metre aradan, bir dakika olsun görebilmek için buraya gelip gittikleri için ve salondan atılmak istemedikleri için ağızlarını açıp söyleyemiyorlar.
Söylediğimiz şey çok açık.
Arkasındayım sonuna kadar da söylediğim şeyin.
Çünkü bu yapılan şey bir yargılama değil. Bunun adı müsameredir.
Geldiğimiz noktada siz böyle bir insana "Sen ya 5 saatte savunmanı yaparsın ya ben seni susma hakkı kullandı sayarım, havuz medyasına manşet ederim"e getirirseniz lafı, bunun adı artık bir yargılama olmaz."
Ekrem İmamoğlu gerçekten yargılanıyor mu, yoksa önceden verilmiş bir kararın uygulanması için bir sahne mi kuruldu? Biz ne izliyoruz Allahaşkına!
Adil yargılama hakkının bu kadar ayaklar altına alındığı bir yargılama çok enderdir. Türkiye yurttaşlarının en temel haklarını nasıl bu kadar rahatlıkla yok sayabiliyor. Trump’ın sırt sıvazlamasıyla ve NATO toplantısı nedeniyle Ankara’ya gelen ve dillerinden demokratik değerler tekerlemesini düşürmeyen o ikiyüzlü liderlerin sessizliğiyle mi bu zulüm yapılıyor bize? Bize diyorum. Çünkü Ekrem İmamoğlu şahsında bizler yargılanıyoruz. Elinden hakları alınan Ekrem İmamoğlu değil, bizleriz.
Ekrem İmamoğlu, duruşma salonundan çıkarken, "Benim Ankara'da yargılayacaklarım burada yargılayanlara müdahale etmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı çöküş bakanlığıdır. Adalet millete aittir ben millete konuşuyorum" ifadelerini kullandı.
Mahkeme başkanı “takvime uyun, pazarlık yapmayın, savunma hakkı sınırsız bir şey değil” dedi. İmamoğlu, “niye geriliyorsunuz” diye yanıt verdi. Mahkeme başkanı devam edilirse İmamoğlu’nu salondan çıkaracağını söyledi.
Ekrem İmamoğlu: Siz bana “Tamam” dediniz. Ama Perşembe günü gelip sıralamayla ve zaman planıyla ilgili konuştuğumda “Hayır” dediniz. En son “Konuşmayacaksınız, Fatih Bey sona kalacak” dediniz. Hatta “Uzar ise Fatih Bey 10 Ağustos’ta devam eder” dediniz. Dolayısıyla kararı değiştiren siz oldunuz.
Ama bugün hiç karar değiştirmemişsiniz gibi bana ithamda bulunmanız, “Birkaç gün duruşma yapamadık” diyerek başta yaşanan olaylardan dolayı beni suçlamaya kalkmanız çok tek taraflı bir yaklaşımdır. Yanlıştır. Sizi de Türk yargısını da yaralar.
Ortada sadece bir hak arayışı vardı. Taleplerimizi dile getirdik. Kaldı ki sözünü ettiğiniz durum dört aylık yargılamada yalnızca iki-üç günlük bir süreçtir. Bugün yanılmıyorsam 64. duruşmadayız. Dört gün yarıda kesilmiş bir duruşma, dört aylık yargılamanın kusuru olamaz.
Bir şey daha eklemek istiyorum. Ben soru sorarken kısa bir açıklamayla soruya geçmek istediğimde her defasında bana, “Ekrem Bey, savunma sıranız geldiğinde bunları uzun uzun anlatırsınız. Burada niye bu konuya giriyorsunuz?” dediniz. Şimdi o gerekçeyi bugüne taşımanızı doğru bulmuyorum. Bu durum adil yargılanma hakkının ihlaline doğru gidiyor.
Ekrem İmamoğlu davası, yani İBB davası, bu mahkeme salonuna sığacak bir dava değil. Biz burada aynı zamanda yüce Türk milletine konuşuyoruz. Bu dava siyasi bir davadır. Bu sadece benim değil, kamuoyunun büyük çoğunluğunun kanaatidir. Böyle bir davada bana “Dört-beş saatte konuş, avukatların da savunmasını bitirsin” derseniz, bugüne kadar verdiğiniz bütün emekler boşa gider.
109 arkadaşımın bazen tek bir eylemini yarım gün, bazen tam gün dinlediniz. Bu sizin takdirinizdi. Şimdi gelip 2 bin 500-3 bin yılla yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını kısıtlıyorum demeniz size zarar verir. Kürsünüze zarar verir, Türk yargısına zarar verir. Size verdiği zararı umursamıyorum; onunla siz baş başa kalırsınız. Ama Türk yargısı zarar görür.
Bu nedenle kararınızı hem kendinizi, hem heyetinizi, hem bu sürecin siyasi sorumlularını, hem bizim adımıza açıklama yapan siyasetçileri hem de Türkiye’nin yargısını düşünerek vermeniz gerekir.
Bir iki hatırlatma yapmak istiyorum. On gündür 203 uygulanıyor. Savunmamın hangi gün yapılacağı, hangi sırada olacağı konusunda bir dayatma yaşanıyor. “Ekrem İmamoğlu’nun savunması mutlaka 9 Temmuz’da bitecek” anlayışı izah edilemez.
Bugün burada ne konuşacağıma siz karar veremezsiniz. Böyle bir şey mümkün değil. Savunmamın içeriğini ben belirlerim. İddianamede, mensubu bulunduğum siyasi parti olan CHP’nin ele geçirilmesi sonrasında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi amacıyla hareket edildiği iddia ediliyor. İşin temelinde Cumhurbaşkanı adaylığı var. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın bu sürece nasıl dahil olduğu konusundaki düşüncelerimiz var. Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye’ye bakışı var. Elbette burada yargılanan arkadaşlarımızın kendilerini savunmaları da var.
63 duruşma bitti. Tek bir delil, tek bir belge, tek bir ses kaydı bu salonda ortaya konulamadı. Biz iddia makamının yaklaşımını zaten hukuk cinayeti olarak görüyoruz. Ama sizden beklentimiz, Türk yargısının daha fazla yıpranmasına izin vermemenizdir. Kimsenin yere düşen Türk yargısına tekme vurmasına müsaade etmeyin.
Beni susturmanın ne faydası var? Dünya liderleri Türkiye’deyken, Ankara’da böyle bir atmosfer varken Ekrem İmamoğlu’nun susturulmasını hangi ülkeye, hangi muhataba izah edebilirsiniz?
Mahkeme Başkanı: İtirazlarınızı sabırla dinliyoruz. Bu programın bu kadar gecikmesine heyet olarak biz sebep olmadık. Yargılama boyunca savunma hakkına müdahale etmedik. Ancak iyi niyetli olmayan birtakım davranışlarla süreç bu noktaya getirildi.
Bizim sizi susturmak gibi bir durumumuz söz konusu değil. Bir program yaptık. Bu programı avukatlarınızın ve tüm sanıkların huzurunda açıkladık. İlk celsenin hangi gün tamamlanacağını söyledik. Buna rağmen sürekli uzatmaya yönelik pazarlıklar yapıldı. Bu nedenle iki gün fazladan süre kullandık. Bu süreyi de sizin savunmanıza ekledik.
Ekrem İmamoğlu: Hangi iki günü kaybettiniz sayın başkan? Hangi pazarlık?
Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, şu anda da aynısını yapıyorsunuz. Bakın, yargılamanın bir usulü var. Mikrofonu alıp…
Şu an huzurdasınız. Hakkınızdaki isnatlar belli, iddianame belli. Dört aydır yargılama sürüyor. Üstelik tensip zaptından duruşmaların başlamasına kadar da sekiz aylık bir süre geçti.
Burada artık iki seçenek var: Ya savunmanızı alacağız ya da savunma yapmıyorsanız susma hakkınızı kullandığınızı zapta geçireceğiz ve celseyi kapatacağız. Takdir sizin.
NATO zirvesinden İran'a saldırı emri veren Trump, anlaşma sürecini de bitirdiği ilan etti:
"Bu konu kapandı. Artık onlarla anlaşmak istemiyorum. Bence bu iş bitti. Zaten onlarla uğraşmak istemiyorum ama onlar pislik. Pislik nedir bilirsin. Onlar hasta, acımasız, şiddet yanlısı. Nükleer silahları olsaydı, kullanırlardı."
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
TİP Ankara başkanı Fırat Çoban bu konuşmasının ardından NATO apoletli polisler tarafından gözaltına alındı!
Herkes elini vicdanına koyup söylesin, bir tane yanlış sözü var mı?
2500 yılla yargılandığı davaya sanığı keyfi olarak getirmiyorsun, karar da yok, arada yazarız diyorsun. Bakın böyle bir hakim olamaz, böyle bir hukuk olamaz, böyle bir devlet olamaz, failed state bu, bunu yapan hakim normal bir devlette nasık makamında oturabilir, delirirsin
Dün gördüm trafik polislerinin arabalarıan NATO logolu stickerlar yapıştırmışlar. Sadece 2 günlük etkinlik için, baskı etiket işi yapan adamlarının da cebi boş kalmasın, devlet kesesinden onlar da çöplensin diye götlerinden harcama kalemi uydurmuşlar. Müthiş bir hırsızlık yöntemi
Butlancı hainle ilgili “bu konuda şunu söyledi, o konuda şöyle demeç verdi” fln diye normalleştirici tweetler giren internet gazetecilerini bloklamaya Rojda Altıntaş’la başladım. Bu adamı meşru bir sıfatla hayatımıza sokamayacaksınız. Sadece küfür ve beddua
Biraz önce Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde Deniz Göktaş'ı ve meslektaşımız Av. Mehmet Pehlivan'ı gördüm. Her ikisinin de moralleri, keyifleri son derece iyi ve herkese çok selamları var. Deniz'e söylemek istediğin bir şey var mı diye sordum. Dedi ki "Keyfim çok yerinde, tahmin ettiğimden de iyiyim. Dünya Kupası'nı izliyorum. Burada en büyük problemim turnavanın az gollü geçmesi." Sordum, Arjantin'i destekliyormuş. Bu arada yeni bir podcast yazmaya başlamış bile.
Deniz'e mektup yazmak isteyenler için adresi:
Hatip mah. Mimar Sinan cad.
Karatepe Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü
Yüksek Güvenlikli Cezaevi
D Blok No:31
Çorlu / Tekirdağ.
Online mektup göndermek isteyenler https://t.co/pSka5w1Sn6 adresine göz atsınlar.
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#DenizGöktaşOnurumuzdur