Avukat - Lawyer
Takip , Beğeni ve Retweetler , bilgilendirme - sorgulama ve kaynak gösterme amaçlıdır ; kabul , tavsiye, katılma v.b. anlamlara gelmez.
Sırtımda zehir yok. Kendi yaptığım doğal pestisit var. Hem mahsülümü koruyorum hem de insanların ne de tabiatın geleceğini zehirlemiyorum. Çözüm var ama sırf bu çözümler küresel şirketlerin, tarımı tekellerini alarak ceplerini doldurmuyor diye zehir saçıyorlar.
Türk halkına karşı açılmış sesiz bir savaş var , bizi zehirliyorlar...
Gencecik insanlar patir patır ölüyorlar, herkes kanser olmaya başladı, 30-40 yaşinda insanlarda 50 çesit hastalik oluşmaya başladı...
Körmüsünüz, görmüyormusunuz olanları??
Ana akım tıp dünyası, Multipl Skleroz'u (MS) bağışıklık sisteminin aniden çıldırarak kendi sinir kılıflarına (miyelin) saldırdığı, nedeni belirsiz ve tedavisi olmayan genetik bir "otoimmün" hastalık olarak görür.
Hastalara, bağışıklık sistemlerini felç eden ağır ilaçlar ++
Yüce Rabbimiz şöyle buyurdu: "Onlara soracak olsan mutlaka, “Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu!” derler. De ki: “Siz Allah ile, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” Mazeret ileri sürmeye kalkmayın. İman ettiğinizi söyledikten sonra kâfirliğinizi açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek de, diğer bir kısmını günahta ısrarcı davranmış oldukları için azaba uğratacağız (Tevbe suresi 65-66).
Kur'an-ı Kerim''in açıkça beyan ettiği üzere Allah ile, Peygamber ile, Kur'an ile alay eden kâfir olur, dinden çıkar.
Allah, Peygamber, Kur'an bu milletin temel değerleridir. Bu dinle alay eden güruhun tamamının cenazesi camiye getiriliyor, arkasından, Allah'ın kelâmı Kur'an okunuyor, Peygamber'ine salavat getiriliyor.
Bu milletin temel değerleri milletin Anayasa'sında en başta yer almalıdır. İş ciddiye binince, kurtuluş savaşı gündeme gelince Allah, Peygamber, Kur'an, ezan diyenler maalesef savaş bitince bu milleti dinsizleştirmeye çalışmış ve Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a küfretmeye başlamışlardır.
Bu milletin tövbe edip yeniden tam manasıyla iman etmesi, devletini yeniden temel İslami değerler üzerine inşa etmesi gerekmektedir.
"Hep beraber Allah'a tövbe edin ey müminler ki felaha/kurtuluşa eresiniz" (Nur suresi 31).
Komedi adı altında Mustafa Kemal Atatürk'ün şahs-ı manevisi rencide edildiğinde yeri göğü inletip gereğini yapın diyenlerle;
Komedi adı altında Alevi vatandaşlarımız rencide edildiğinde yeri göğü inletip gereğini yapın diyenler;
Komedi adı altında İslamın kutsallarına hakaret edildiğinde, bir bakıyorsunuz ne var bunda ifade hürriyeti deyip, utanmadan üzerine iktidarı suçluyorlar.
Hadi oradan ikiyüzlüler!
UYARI / YORUM
İstanbul Havalimanı’nda da Sabiha Gökçen’de de iki büyük “cinayet” işleniyor:
• Neredeyse içkisiz mekân yok!
İnanılır gibi değil ama gerçek böyle.
• Ve neredeyse her yerde boykot ürünleri satıyor bütün işletmeler!
Katilleri besleyerek kandan beslendiğinizi göremeyecek kadar ruhunuzu mu yitirdiniz siz?
Burası Müslüman bir ülke miydi?
Tecavüze uğramış, zihnen köleleştirilmiş sahipsiz, zavallılar ülkesi mi?
Bu iki hayatî yanlıştan derhal dönülmeli!
Vesselâm.
🔴 Yazar Taha Kılınç:
Dünyanın hiçbir yerinde bir köpeğe ölünceye kadar bakmazsın. Sokaktan toplarsın iki hafta sonra kimse almazsa, itilaf edersin.
80 milyonluk bu ülkede 20 milyon köpeğe mi bakacağız? Delilik ya başka bir şey değil.
Ana akım diyetisyenlerin sosyal medyada en çok prim yaptığı konulardan birine, "Kahve Düşmanlığına" geldik.
Diyetisyen hanımın sıraladığı bu felaket senaryosu, ilk bakışta korkutucu gelse de; klinik endokrinolojiye ve temel biyokimyaya göre baştan sona ezber, yanlış okuma ve ++
Nato için köpekleri toplatan, ama kendi milletinin masum bebeklerinin hayatı için köpekleri toplatmayan yöneticilerimize hakkımız helal değil.
Bir emirle bu işi yapabileceğiniz fiilen görüldü.
Ama samimiyetinizi kaybettiniz.
Aklınız fikriniz rant, para, makam, mevki oldu.
Cahil olduğunuz halde kibirlenmeyin.
"Bilmiyorsanız ilim ehline sorun" (Nahl suresi 43).
Allah'a Peygamber'e Kur'an'a hakaret edenler bu ülkenin evladı değildir, gayrimeşrudur.
Zira bu ülke Allah, Peygamber, Kur'an aşkına fethedilmiş, savunulmuş, işgalden kurtulmuştur.
Bunu inkâr eden haramzadedir ve kanunlarımız bu haramzadeleri cezalandırmalıdır.
Bugün itibariyle bazı köprü ve otoyol geçişlerine en az yüzde 18 oranında zam yapıldı.
Ocak başında da yüzde 25.49 oranında zam yapılmıştı.
Yani yılın ikinci zammıyla karşı karşıyayız.
Bu zamları tavuk firması yapsaydı ‘kayyım’ atanırdı.
Kamu sektörü kendi ürettiği mal ve hizmetlere fiyat tarifesini belirlerken bonkör davranıyor, firmalardan fedakarlık istiyor.
Aynı şekilde enflasyonla mücadelenin ağır yükünü dar ve sabit gelirliler çekiyor.
Oysa, kamu enflasyonla mücadelede öncü ve örnek olmalıdır.
Herkesin payına düşen fedakarlıktan en çok kamu pay almalıdır.
Kamu zamlarına ‘bahane’ edilen ne varsa onun özel sektör için de geçerli olduğu bilinmelidir.
Aksi halde güvensizlik oluşur ve mücadele zarar görür.
“Bizden” dediğimiz kanallar bangır bangır İşgal ordusu destekçisi ürünlerin reklamını yapıyor !
3 kuruş için “kanlı” ürünlerin reklamını yapmaya değer mi ?
Referans aralıkları nedir, ne değildir?
Muhteremler, aşağıdaki anlatım gözünüzü korkutabilir; ama meseleyi çok basit anlatacağım.
Hastanede kan verdiniz. Doktorunuz “Her şey normal” dedi. Siz de eve “Demek ki sapasağlamım” diye döndünüz.
İşte burada küçük ama çok önemli bir mesele var.
Kan tahlilindeki referans aralığı, insanın en sağlıklı, en dinç, en atletik, en ideal halini göstermez. Çoğu zaman belli kurallarla seçilmiş bir toplulukta ölçülen değerlerin ortadaki yaklaşık %95’lik dağılımını gösterir.
Yani referans aralığı şunu söyler:
“Bu sonuç, benzer kişilerde sık gördüğümüz aralıkta.”
Ama şunu söylemez:
“Bu insan biyolojik olarak en iyi halinde.”
Fakat buradan şu yanlış sonuca da gidilmez:
“Laboratuvar referansları tamamen yalandır.”
Hayır, değildir.
Referans aralıkları tıbbın en önemli güvenlik bariyerlerinden biridir. Kansızlığı, böbrek yetmezliğini, karaciğer hasarını, ağır enfeksiyonu, ciddi elektrolit bozukluğunu, tiroid hastalığını, diyabeti ve yüzlerce klinik durumu yakalamamızı sağlar.
Ama referans aralığı bir pusuladır; hastanın tamamı değildir.
Mesela B12’niz 279 çıkmışsa ve sizde uyuşma, karıncalanma, unutkanlık, dil yanması, kansızlık veya emilim bozukluğu varsa “normal aralıkta” deyip geçmek doğru olmayabilir. Bazen metilmalonik asit, homosistein, kan sayımı, MCV ve klinik tablo birlikte değerlendirilmelidir.
D vitamini 27 çıkmışsa da tek başına kıyamet koparmayız. Ama osteoporoz, malabsorpsiyon, gebelik, böbrek hastalığı, paratiroid sorunu, düşme riski veya özel ilaç kullanımı varsa aynı değerin anlamı değişir.
TSH normal diye de her saç dökülmesi, halsizlik ve sabah sürünerek uyanma meselesi tiroid dışıdır diyemeyiz. Ama her yorgunluğu da “gizli tiroid” diye etiketleyemeyiz.
Bilim burada incelik ister.
“Normal” ile “optimal” aynı şey değildir.
Ama “optimal” adı altında herkese aynı B12, aynı D vitamini, aynı ferritin, aynı TSH hedefini dayatmak da bilim değil, çoğu zaman pazarlamadır.
Doğru yaklaşım şudur:
Tahlil sonucu tek başına hasta tedavi etmez.
Şikâyet tek başına hastalık ispatlamaz.
Referans aralığı tek başına sağlık belgesi değildir.
Fonksiyonel aralık iddiası da tek başına bilim değildir.
Hekimlik, laboratuvar kağıdındaki sayıyı hastanın hikâyesiyle, muayenesiyle, ilaçlarıyla, yaşıyla, beslenmesiyle, emilim durumu ile ve riskleriyle birlikte okumaktır.
Kısacası:
Referans aralıkları yalan değildir.
Ama mutlak hakikat de değildir.
“Normal çıktı” rahatlatır; fakat her zaman meseleyi bitirmez.
“Optimum değil” uyarır; fakat her zaman tedavi gerektirmez.
Gerçek tıp, bu ikisinin arasındaki ince çizgide başlar.