Uzun yazı oldu ancak toplumsal infial yaratan, herkesi ilgilendiren konuların hızlı, üstünkörü konuşulmaması gerektiğine inanıyorum. Madem bir olay canımızı acıttı, bunu etraflıca anlamak, doğru mekanizmayı tespit etmek için biraz derinlemesine, odaklı düşünüp, zor sorular sorup, anlaşılması zor bulguları anlamaya çalışıp hoşlanmadığımız cevaplarla da yüzleşmemiz gerekiyor. Bu olmadan yaptığımız her şey ego tatmini. Ben ego tatmininde değil, acıtıcı, zor toplumsal travmaları bilimsel olarak anlatma/anlama kısmındayım. Kanaat önderi kimselerin de tembel ve popüler argümanlardan ziyade çetrefil, detaylı ve uzun soluklu cevapları tartışmaları gerektiğini düşünüyorum.
En azından bize düşen kısım şu; "yaşadığımız olumsuz olayın sebebi şu veya şu" dendiğinde
1- Bu iddia, sağlam bir karşılaştırmada ayakta kalabiliyor mu? Oyun oynayan, zorbalığa uğrayan ya da depresyonda olan gençlerin büyük çoğunluğu şiddete yönelmiyor. O yüzden asıl bakılması gereken şey, bu özelliklerin saldırganlarda gerçekten anlamlı biçimde daha yüksek olup olmadığı. "Sebebi şu" dediğimiz, ancak o sebebi uygulayıp gözlemlediğimiz sonucu üretmeyen ezici çoğunluğu da muhakememize dahil ediyor muyuz?
2- Ortada makul ve bağımsız olarak doğrulanmış bir neden-sonuç mekanizması var mı? Mesela olumsuz çocukluk deneyimlerinin beyin gelişimini bozabildiği artık iyi biliniyor. Ama otizmin doğrudan şiddet ürettiğini gösteren böyle bir mekanizma yok. Aynı şekilde video oyunlarının şiddet yarattığını kanıtlayan sağlam bir mekanizma da bulunmuş değil. Tespit etmeye çalıştığımız "suçlu sebep" gerçekten etraflıca bildiğimiz, çerçevesini iyi anladığımız ve tecrübemizin olduğu bir sebep mi? Yoksa en anlamadığımız, kültür ve yaşam pratiğimize en uzak, en ufak fikrimizin olmadığı sebepleri mi suçluyoruz?
3- Televizyon veya sosyal medyada dinlediğimiz kimselerin bize bahsettiği bulgular karşılaştırmalı araştırmalarda da geçerli mi? Bu alanda en güçlü veri kaynaklarından biri Violence Project veritabanı mesela. Çünkü her vaka için çok sayıda veri noktası ve uzun yıllar boyunca toplanan karşılaştırmalı veri bilgisi içeriyor. İzolasyon, çocukluk travmaları ve saldırıya giden süreç konusunda en güçlü bulgular da buradan geliyor. Tek bir fail üzerinden yapılan vaka incelemeleri ise neden-sonuç ilişkisi kurmak için pek güvenilir değil. Bir silahlı şiddet faili kırmızı pantolon giydi diye kırmızı pantolonu suçlu saymayacağımız gibi, faillere ait değişkenleri de aynı değişkenleri uygulayan ama fail olmayan çoğunlukla karşılaştırmamız, ve "fikir önderi" olarak dinlemeyi tercih ettiğimi kimselerin de bu mukayeseleri yapabilmesi gerekir.
4- ve belki de en önemli soru şu: Aynı özelliklere sahip ama şiddete başvurmayan milyonlarca gençten bu küçük grubu ne ayırıyor? Araştırmaların verdiği yanıt genelde iki noktada toplanıyor. Birincisi, tek bir risk faktörü değil, biriken ve üst üste binen riskler belirleyici oluyor. İkincisi ise koruyucu bir bağın olup olmaması. Yani bir ebeveyn, öğretmen, mentor ya da yakın arkadaş gibi kişiyi gerçekliğe bağlayan, ona destek veren ve frene basmasını sağlayan en az bir sağlam ilişkinin varlığı çok kritik görünüyor. Temel sebepler de buralarda genellikle.
Uzun açıklamalar oldu, ancak toplumsal problemlerin kolay açıklamalarından her zaman kaçtım. Kısa vadede kendimizi iyi hissettirip olayın travmasını bilinçaltımıza attığımız süreçleri değil, travmaları bilimsel ve eleştirel bir keskinlikle, sebep-sonuç ilişkilerini tam kurarak yaptığımız tartışmaları önemsiyorum. Bazı şeylerin önünü alacaksak da yapacağımız iş ve aksiyonlar, problemi doğru anlayan, kolaycı olmayan bir yerden gelmeli
[son]
İrfan Can Eğribayat polemik yapmıyor.
Fenerbahçe'nin hakkını ve emeğini savunuyor.
“evet, irfan can eğribayat polemiklerin içinde yine!”
diyen Güntekin Onay sen mamalandığın yapıyı savunuyorsun.
Güntekin dilinle sinek yakalayabiliyormusun? O kıvama geldin mi?
Galatasaray’a bir değil, iki defa büyük yanlış yapmasına rağmen taraftar profili başarı budalasına döndüğü için 2 şampiyonluğa her şeyi temize çekti, kitle o olduğu için şimdi de AZ’ye elendi diye küfür kımayet havada uçuşuyor. AZ ayarında takıma ilk defa elenmiyor Galatasaray, dert edilecek şey bu değil ama şu maçtan sonra topa tuttuğu Okan’a, (kaçarak gittiği)İtalya dönüşü kulübün parasızlıktan kırıldığı 100. yılda sağ kanat Sabri ve Cihan gibi iki adama emanetken 200.000 dolar için Beşiktaş’a imza attığını hatırlatmadı dini imanı başarı olmuş bu taraftar. Ben sadece ona üzülüyorum.
M.Kemalpaşa- Bursa üniversite hattı (801) 18:45' de M.Kemalpaşa' dan hareket eden 16ABD255 plakalı araçta körkütük sarhos bir erkek yolcu, çoğunluğu bayan yolculardan oluşan araçta, Bursa' ya kadar yüksek sesle küfürler ederek yolculuk etmiştir. Bilginize! @bursaulasim
Mourinho'yu nasıl çok iyi tanıyorsun? Hangi çapınla?
En güçlü gördüğü rakip?
80 dakika, 10 kişilik Fenerbahçe karşısında kepaze olan güçlü rakip mi?
Beşiktaş'tan 5 yiyen rakip mi?
Young Boys'un otobana çevirdiği rakip mi?
Mourinho sizi güçlü gördüğü için değil en fazla kollanan, TFF nin itekleyerek ayakta tuttuğu takım olduğunuz için konuşuyor. Konuşacak, elinden geldiği kadar da sizi dünyaya rezil edecek!
Rezilsiniz çünkü!
Fenerbahçe’de bu sayı şu an 29. Bu sayı da kulüp rekoru. Medyanın bunu işlediğini ve yazdığını göremezsin çünkü Fenerbahçe taraftarı Batshuayi iki gol attı geyiğini daha çok sever ve etkileşimi oraya verir.