Öyle işte 15'inde var yok bir oğlan çocuğu bisikletli gece yarısı kırık bir köprüden sağsalim geçmişte dönebilmiş evine diye sevindik derken 40'ın sonlarında kriz eşiğine varmış da yine geri dönmüş evine. Finali matizle yapıyoruz sevincimiz yarı buruk. Buna da bin şükür.
HEGEL, #Bağlantısallık Bilimi ve #Yaşamdaşlık Kültürü İçin Ne Derdi?
Georg Wilhelm Friedrich Hegel’e göre gerçeklik, durağan nesnelerden değil, süreçlerden oluşur. Her varlık, ancak bir ilişkiler ağı içinde, çelişkilerle karşılaşarak ve onları aşarak kendini gerçekleştirir. Bu düşünce, bugünün bağlantısallık bilimi ve yaşamdaşlık kültürü kavramlarıyla derin bir felsefi akrabalık taşır.
Hegel’in “diyalektik” düşüncesi, varoluşu bir tez-antitez-sentez süreci olarak tanımlar. Yani bir şey, kendi karşıtıyla çatışmadan ve bu çatışmayı aşmadan “kendi” olamaz. Bağlantısallık bilimi de doğayı bu diyalektik mantıkla okur: Nöronlar, hücreler, iklim sistemleri ya da toplumlar ancak ilişkileriyle anlam kazanır. Hiçbir şey kendi başına değildir; her şey, başka bir şeyle bağlantı içindedir.
Hegel’in “Tin” (Geist) anlayışı da bu bağlamda önemlidir. Tin, yalnızca bireyin bilinci değil; toplumun, tarihin, doğanın ve insanın bütünleşik gelişim sürecidir. Bağlantısallık yaşam modelinin “bilinç, yaşamı anlamlandırma ve yaşam tarafından anlamlandırılma sürecidir” tanımı, Hegelci “Tin”in çağdaş bir bilimsel karşılığı olarak okunabilir. Çünkü bilinç, kendini yalnızca özne olarak değil, ötekiyle ilişki içinde, yaşamla etkileşimde kurar.
Yaşamdaşlık kültürü açısından Hegel’in katkısı, etik yaşamın da diyalektik bir süreç olduğuna dair ısrarıdır. Gerçek özgürlük, başkalarının özgürlüğüyle çelişmeden mümkündür. Bu, “birlikte yaşama” değil, birlikte oluşma fikridir. Yaşamdaşlık, bireylerin değil, ilişkilerin bir etik zemine oturtulmasıdır. Hegel için özgürlük, ancak ötekini tanıyarak ve onunla tanınarak mümkündür — ki bu, yaşamdaşlığın özüdür.
Hegel bugün yaşasaydı, bağlantısallık bilimini Tin’in evrimsel gelişiminin doğal ve bilişsel düzlemdeki görünümü olarak kabul ederdi. Yaşamdaşlık kültürünü ise özgürlüğün en yüksek biçimi olarak yorumlardı: Kendi için olmak değil, ötekiyle birlikte var olmak.
Çünkü Hegel’e göre hakikat, ayrı olanların değil, birleşenlerin ürünüdür. Yaşam da, çelişkiler içinde kendini aşarak kurulan bir birliktir — tıpkı bilinç gibi, tıpkı etik gibi.
Kaygıdan göğsünün tam ortası yanıyorken işe gitmek, markete gitmek, bir şey yokmuş gibi yaşamaya devam etme ama o sırada tam anlamıyla cehennemi yaşamak. Anlatsan bile anlaşılmayacağını bilmek. Her yeni güne daha fazla kaygı duyarak başlamak... Sadece çeken bilir.
ZİHİN BEYİN İÇİN NE İSE BİLİNÇ DE YAŞAM İÇİN ODUR…
Nasıl zihin beyin ile mümkünse, bilinç de yaşamın varlığı ile mümkün
Gün doğumunda, bütünde parçayı, parçada bütünü görmek, öğrenmek, anlamak ve anlamlandırmak…
Her bir evin içindeki insanların,
ağaçların ve martıların,
denizin ve bulutların,
ışığın ve varoluşun,
proteininden DNAsına biyolojik evrenin,
karbonundan oksijenine kimyasal evrenin,
rüzgarın kuvvetinden yerçekimine fizik evrenin,
yayılmakta olan taze ekmek konusundan birazdan başlayacak ekmek kavgasına ekonomi evreninin,
camisinden kilisesine, sinagogundan ruhban okuluna dinî evrenin,
karşı ahşap evde yıllardır bilinçsiz yatan annenin gülümsemesinden kızının sevinçli bakışlarına duygu evreninin,
sessizliği çok rahatsız etmemek için çaldığım Tevfik’in cızırtılı ney taksiminden gün ağırınca yüksek sesle dinleyeceğim “Comfortably Numb”a müzik evreninin
“bütünlüğünü” görüyor ve
“bağlantısallığını” anlıyorsunuz değil mi?
Tüm yaşamın bir varoluş kodlamaları bütünlüğü, enformasyon desenlerinin birlikteliği olduğunu fark ediyor musunuz?
Yaşamın bütünlüğünü gördünüz, bağlantısallığını anladınız ve iş esasa geldi: ANLAMLANDIRMA..
Dilerim ömrümüz bu “anlamlandırmaya” yeter..
#Penceremdenİstanbul
“Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.”
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Say hello to newly awarded economic sciences laureate Daron Acemoglu!
We spoke to him shortly after he was awarded the prize - hold tight for our interview.
#NobelPrize
ENFORMASYON=YAŞAMVERİ
YAŞAM; parçası olduğumuz varoluşun bağlantısallık ağı, zamanı aşan bir bütünlük içindedir.
Bu “bütünün” yapı taşı atom değil ‘enformasyondur’.
Hiç bir varlığın yaşamı kendi doğumu ile başlamaz
Hikaye bunun çok ötesinde ve eskisindedir
Her varlık yaşamın bir varoluş kodlaması, yeni bir deseni, farklı bir akış formudur
Hiç bir varlığın yaşamı da ömrünün bitmesi ile sona ermez.
Olanı, sadece geçmiş etkilemez, geleceğin de olanı belirleme gücü vardır
‘Yaşam’ hem olanı, hem geçmişi, hem de geleceği içerir
‘Yaşam’, varlığın içine doğduğu “zamanı” da varoluş ağının ipliği olarak, yaşantı desenlerini örmede kullanır
Varlıkla, bu yaşam denizinin-bütünlüğünün- yaşantılar ile etkileşmesi bilinci oluşturur
Yani bilinç esas olarak varlığa değil yaşama ait bir fonksiyondur
#Penceremdenİstanbul
“Eksik bir şey var. o akşam da eksik bir şey vardı. Tüm yaşamım boyu eksik bir şey vardı. Hiçbir zaman bulup çıkaramadım.”
—Ferit Edgü (24 Şubat 1936-22 Temmuz 2024)