Yoğun bir mesai sürecini dün akşam tamamladık. Yaptığımız tartışmaların olumlu sonuçlarını yakında tüm Türkiye görecek ama hislerimi o zamana kadar gizleyemeyeceğim için, biraz rutin dışına çıkıp burada içimden geldiği gibi yazmak istedim.
Son 4 günde iki ayrı kampta, yüzlerce parti yöneticimiz ve kadromuzla bir aradaydık. Önce genç kadrolarımızla; ardından Genel Merkez yöneticilerimiz, il başkanlarımız, sendikalarda, kitle örgütlerinde ve farklı mücadele örgütlerinde sorumluluk üstlenen yoldaşlarımızla aralıksız bir mesai yürüttük.
Her gün 14-15 saati bulan yoğun toplantılarda dünyaya, ülkemize, partimize ve güncel mücadele başlıklarına dair değerlendirmeler yaptık. Sunumlar dinledik, notlar aldık, gerçek tartışmalar yaptık. Görev ve sorumluluklarımızı netleştirdik, hedeflerimizi somutlaştırdık. Sadece iddialarımızı değil; eksiklerimizi ve hatalarımızı da cesurca ortaya koyduk.
Zaten öyle düşünüyordum ama artık eminim: Bu memleketi patronların, tarikatların ve Saray’ın insafına teslim etmeyecek muazzam bir insan kaynağımız var. Aklıyla, yüreğiyle, bileğiyle gözünü kırpmadan, en küçük bir kişisel hesap gütmeden bu kavgaya giren binlerce yoldaşlarımız var. Şansımız mı demeliyim, en büyük zenginliğimiz mi bilmiyorum.
TİP denince pek çoğumuzun aklına üç-beş kişinin yüzü geliyor olabilir. Bunun Türkiye’de siyaseti yalnızca tek yönlü bir temsil ilişkisine indirgeyen düzenle de kuşkusuz alakası var. Ancak şunu gururla söylüyorum: Adını ve yüzünü bilmediğiniz on binlerin yarattığı Türkiye İşçi Partisi, kuruluşunun 10. yıl dönümüne yaklaşırken memleketin tarihinde yerini alacak bir büyük “İsimsizler Hareketi” haline geliyor.
Sabahın kör ayazında direksiyon sallayan şoförler; market reyonlarında gençliğini bırakan, gece yarısı sağanağın altında sipariş yetiştiren motokuryeler; hastane koridorlarında nefes nefese koşturan hemşireler, hekimler, hasta bakıcılar; çocukların gözlerine umutla bakan öğretmenler; yerin yedi kat dibinde kömür kazıyan, sokaklarda tesisat çukurlarında ter akıtan işçiler; banka gişelerinde, çağrı merkezlerinde hayatı öğütülen büro emekçileri; fabrikalarda vardiyadan vardiyaya koşturanlar…
İsimlerini bilmeseniz de hayatın her anında yanı başımızda olan yoldaşlarımız, bu hareketin isimsiz kahramanları, partimizin mihenk taşı, geleceğimizin kurucularıdır.
Bugünlerin pek çok insanın canını sıktığını, moralini bozduğunu; halkımızın hayat pahalılığı, güvencesizlik ve geleceksizlik cenderesinde neler yaşadığını çok iyi biliyoruz. Muhalefetin içinde bulunduğu sıkışma hali ve nefes darlığı nedeniyle de kendini çaresiz, umutsuz hisseden milyonlarca yurttaşımızı görüyoruz. Ama gelin biz umuda bakalım: Direnenlere, teslim olmayanlara, yenilgiyi tatsa da yılgınlığın kapısının önünden bile geçmeyenlere!
Türkiye siyasetinde hepi topu 9-10 yıllık bir geçmişe acıyı, sevinci, hataları ve başarıları sığdırdık. Ama kendimize sermayenin, karanlık odakların, yılgınlığın lekesini bile sürdürmedik. Bize güvenip yola çıkanları kimi zaman üzdük ama asla yarı yolda bırakmadık, utandırmadık, başını öne eğdirmedik. Yol yürüdükçe öğreniliyor; hata ettiğimiz, yanlış yaptığımız olmuştur ama ihanet ve teslimiyet bizim sokağımızdan bile geçmemiştir.
Bugün bu kararlı yürüyüşü sürdürürken daha fazla isimsize ihtiyacımız var. Çünkü her sabaha Türkiye’de emekçilerin iktidarını kurma hedefiyle uyananların, sınıfının muazzam kuvvetini siyasi bir iradeye dönüştürmek için daha da kalabalıklaşması gerekiyor. Daha fazla imkana, kadroya, o kadroları mümkün kılacak siyasete…
Halkımız devrimcilere güvensin; çünkü biz tertemiz duygularla memleketin eşitlik ve özgürlük kavgasına baş koyduk. Dünden daha büyük bir özgüvenle şu çağrıyı yapıyorum: Karşı-devrime direnmek, bu ablukayı dağıtmak ve halkın kendi kaderini kendi ellerine alacağı yolu açmak için bu kavgaya omuz verin.
Biz hazırız, kararlıyız; inadımız da irademiz de her zamankinden daha güçlü…
Başladığımız işi bitireceğiz! 🚩
https://t.co/BIeBYe3TSo
TİP'li kadınlar, #NildaMügeŞahin'in katledilmesini protesto etti.
TİP'li Kadınlar (@Tipli_Kadinlar), "Nilda Müge Şahin'in Hesabı Sorulacak" pankartıyla Nilda'nın katledildiği yerde eylem yaptı.
TİP'li Kadınlar adına İl Kadın Komitesinden Senem Güneysu söz aldı:
"Bir kadının daha hayatını kaybetmesine sebep olan eli kanlı canilerin...
İstanbul Sözleşmesi'ne ve etkin şekilde uygulanmayan 6284 hükümlerine aykırı şekilde 14 yıl ceza almış olmalarına rağmen serbest bırakılmasının acısını yaşıyoruz bugün.
Bugün Nilda Müge Şahin'i, 26 yaşında genç bir kadını tam olarak burada, dün katleden eli kanlı caninin suçları sebebiyle bulunuyor olmaktan çok üzüntü duyduğumuzu söyleyerek sözlerime başlamak istiyorum.
Nilda'nın yarım kalan hayatının, elinden alınan geleceğinin ve korunamayan tüm kadınların mücadelesinin hesabını sormak üzere tüm öfkemizle, tüm isyanımızla Türkiye İşçi Partili Kadınlar olarak burada toplandık.
Biliyoruz ki Nilda'nın ölümü asla münferit bir olay değil. Bu cinayet; kadınların takip edildiği, tehdit edildiği, koruma önlemlerinin işletilmediği bir kara düzenin içinde yaşandı.
Kadınlar yardım çağrısında bulunuyor, tehditleri bildiriyor, uzaklaştırma kararları aldırıyor aslında.
Ancak ne yazık ki gerekli önlemler alınmadığı için her gün katlediliyorlar. Ve bir cins kırımı yaşıyoruz biz bugün bu ülkede. Bunun adını açıkça koymak lazım arkadaşlar.
Bu cinayeti işleyen Nazır Ilgın isimli erkek, bu cezasızlık politikalarının somut bir örneği aslında.
2001 yılında yine İstanbul'un en kalabalık meydanlarından birinde, Beşiktaş'ta yine çok genç bir kadın arkadaşımızı boğazından bıçaklayarak yaraladı ve tam 14 yıl hapis cezası aldı aslında.
Çok kısa bir süre içerisinde salıverildi ve tekrar aramıza katıldı.
Aradan 5 yıl geçtikten sonra başka bir kadın arkadaşımızı bu sefer ateşli silahla tam burada canice katletti ve bugün hâlâ aranıyor.
Bu cinayeti işlerken oldukça soğukkanlıydı, cezasızlık politikasına sırtını dayamıştı.
6284'ü etkin şekilde işletmeyen devlet kurumları onun sırtını sıvazlamıştı.
İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede çıkan, cezasızlık politikalarının engellenmesini ve nasıl kadınların öldürülmesinin engelleneceğini tarifleyen İstanbul Sözleşmesi'ni uygulamayanlar bugün Nazır'ı aslında yine hâlâ korumaya devam ediyorlar.
Bir kadının hayatına kastedilmeden önce alınması gereken önlemler aslında çok basit. Biz de bu ülkede yıllarca verdiğimiz mücadeleyle bu sistemleri işletilebilir hale getirmiştik aslında.
Ama saray rejimi bizim elimizden bir gecede İstanbul Sözleşmesi'nden çıkarak kazanılmış haklarımızı aldı ve kadın cinayetlerini neredeyse her gün sıradan bir olay gibi yaşamamıza sebep olan bu kara düzeni inşa etti.
Bizler Nilda'nın adını ve yarım bırakılan hayatını unutmayacağız. Onu yalnızca bir cinayet dosyası ismi olarak anmayacağız.
Onun hayalleri vardı, geleceği vardı, bir hayatı vardı, sevdikleri vardı.
Burada kız kardeşine ilaç almak için geldiği eczanenin önünde canice katledilerek hayatı, hayalleri elinden alındı.
Sormaya devam edeceğiz: Nilda Müge Şahin neden korunmadı?
Daha önce bilinen tehditler ve şiddet neden önlenmedi?
Cinayete teşebbüs etmiş ve 14 yıl hapis cezası almış o erkek neden bugün dışardaydı ve hâlâ elini kolunu sallayarak geziyor?
Kadınların yaşam hakkını korumakla yükümlü kurumlar görevlerini neden yerine getirmedi?
Bütün bunları sormaya devam edeceğiz ve taleplerimizi açıkça bu erkek düzene, bu kara düzenin gözünün içine bakarak söylemeye devam edeceğiz.
Kadın cinayetlerinin asla aşk, kıskançlık, takıntı, anlık öfke gibi sebeplerle meşrulaştırılmasına izin vermeyeceğiz; bunu asla kabul etmeyeceğiz.
Erkek şiddetinin kader olmadığını, kadın cinayetlerinin politik olduğunu, önlenebilir olduğunu ama bilerek, isteyerek önlenmediğini haykırmaya devam edeceğiz.
Nilda Müge Şahin'in hesabını da tüm kadın arkadaşlarımızın, katledilen ve bugün tehditle, korkuyla yaşamaya mecbur bırakılan tüm kadın arkadaşlarımızın hakkını savunmaya devam edeceğiz."
Nilda Müge Şahin için bir aradaydık. Kadın cinayetlerini, şüpheli kadın ölümlerini kabullenmiyoruz, normalleştirmiyoruz.
Failleri tanıyoruz,
Hesaplaşacağız!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Yargı sopasıyla halkı sindiremeyeceksiniz!
Ülkedeki adaletsizliklerle ilgilenmek yerine Parti Sözcümüz Sera Kadıgil hakkında pazar akşamı soruşturma başlatan ve bunu da sosyal medyadan duyuran yargı mekanizması, sosyal medyada “cadı avı” yapmak yerine sorumluluklarını yerine getirmelidir.
FIVB Voleybol Milletler Ligi’nde yeniden şampiyon olarak başarılarına bir yenisini ekleyen A Milli Kadın Voleybol takımımızı yürekten kutluyoruz.
Ülkemizin kız çocuklarına ilham olacak nice zaferlere…
Beyoğlu Özel İtalyan Lisesi'nde eğitim emekçilerine yapılan baskıya ve işten çıkarmalara derhal son verilsin!
Grev haktır ve kazanımla sonuçlanmıştır. Okul yönetimini yapılan toplu sözleşmeye ve hukuka uymaya öğretmenlere baskıyı ve toplu işten çıkarmaları durdurmaya çağırıyoruz.
İlçe Örgütümüz öğretmenlerimizle iletişim ve dayanışma içerisinde olmayı sürdürücek.
NATO Zirvesi nedeniyle Ankara’ya gelen haydut Trump ve işbirlikçilerini protesto eden Ankara İl Başkanımız Fırat Çoban, Çankaya İlçe Başkanımız Ilgın Baran Öcal, Ankara İl Gençlik Sorumlumuz Oğulcan Boz ve beraberindeki yoldaşlarımız, günlerce süren gözaltı sürecinin ardından serbest bırakıldı.
Emperyalist katillerin ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmesine izin vermeyeceğiz! Tüm gözaltılar ve cezaevindeki yoldaşlarımız, yurttaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır!
Katillere kırmızı halılar serilip, sosyalistlere yönelik tutuklama tehditlerini kabul etmiyoruz.
Gözaltına alınan ve tutuklanan herkes derhal serbest bırakılmalıdır.
TİP Ankara başkanı Fırat Çoban bu konuşmasının ardından NATO apoletli polisler tarafından gözaltına alındı!
Herkes elini vicdanına koyup söylesin, bir tane yanlış sözü var mı?
Abluka altındaki başkent Ankara’dan herkese merhaba.
Saray’ın ülkemize yakıştırdığı utancı, halkımız adına kendilerine iade ettik. Bizim ülkemiz Epstein’cı sapıkların, Gazze ve İran katillerinin ortalıkta cirit atabileceği bir yer değildir.
Gözaltına alınan Ankara İl Başkanımız Fırat Çoban’ın ve diğer tüm yoldaşlarımızın, yurttaşlarımızın durumunu milletvekillerimiz ve avukatlarımızla takip ediyoruz. Memleketin tüm haysiyetli insanlarına çağrımızdır, bu onura ortak olun, memleketin devrimcilerine, yurtseverlerine sahip çıkın.
Tarih bugünleri “yanıbaşımızda mazlumları katlettiler, sonra gelip Ankara’da güle oynaya poz verdiler” diye yazamayacak. Tarih boyunca emperyalizme direnenler bize onur duyduğumuz bir tarih bıraktılar, işbirlikçiler ise hiçbir eylemlerini sahiplenemiyorlar.
Bugün de bizim için gurur, işbirlikçiler için utançla anılacak.
Genel Başkanımız Erkan Baş:
"Bizim Trump'ın kırmızı halılarla karşılanıp bir kahramanmış gibi ağırlanmasına tahammülümüz yoktur! Bizim Filistin'de, İran'da çocukları, halkı katledenlerin Türkiye'de kahraman gibi karşılanmasına tahammülümüz yoktur! Türkiye'de halka eziyet eden; yoksulluk, sefalet, açlık içinde yaşamaya mahkum eden bu iktidarın dostlarıyla düğün-bayram eğlenmesine tahammülümüz yoktur!"
Deniz Göktaş öyle bir çizgi çekti ki, daha düne kadar komedyen diye adam yerine konulanların hemen tamamı bir anda insanların nezdinde şaklabana dönüştü. Bundan sonra hayatları çok zor, yaptıkları her cıvık şaka güldürmek yerine tiksinti yaratacak. Deniz Göktaş oyun bozdu.
Yazarımız ve çalışma arkadaşımız Deniz Göktaş’ın gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz. Mizahı ters kelepçe ile susturamazsınız; o kelepçeler ne Deniz’in cesaretini ne de mizahın özgürlüğünü tutsak alabilir. Arkadaşımız Deniz Göktaş’ın yanındayız, derhal serbest bırakılsın!
Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında hekimler için bir gösteri yapan, gösterinin tüm gelirini İstanbul Tabip Odası burs fonuna bağışlayan dostumuz Deniz Göktaş'ın gözaltına alındığını endişeyle öğrendik.
İfade özgürlüğü ve güven duygusu sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılmalıdır.
Ters kelepçe takmaları eziklikten başka bir şey değil. Güya gözdağı veriyorlar. Yahu Deniz gösteriyi çekmiş, yayınladı, onca hakarete, tehdite rağmen kaldırmadı, her gün paylaştı, bir de üstüne soruşturma açıldı haberinin üzerine kalktı kendisi geldi zaten, kime neyin artistliğini yapıyorsunuz?
Sivas’ta 33 aydınımızı yAKanlarla, katilleri AKlayanların işbirliğini teşhir ettiğimiz eylemdeyken sevgili kardeşim Deniz Göktaş’ın “insanları güldürme ve düşündürme suçu” işlediği gerekçesiyle gözaltına alındığını öğrendim. İlk andan itibaren Deniz’in durumunu avukatlarımızla ve parti örgütümüzle takip ediyoruz, ona zulmedenler Deniz’in bir saniye bile yalnız kalmayacağından emin olsun.
Düşünce, sanat, doğa, alın teri, mizah… Saray’ın elinden kurtarıp özgürlüğüne kavuşturacağımız çok şey var!