Ben Allah’a güvendim, güç ve kuvvet ancak Allah ile birlikte olduğundadır.Allahtan başka hak ilah yoktur, yeryüzü-gökyüzü ve ikisi arasındakilerin mülkü ve egemenliği Allah’a aittir, O bütün noksanlıklardan münezzehtir.
Düşüncelerini Tutma, Sahiplenme!
Korku filmi izlersen korkarsın, komedi filmi izlersen gülersin, romantik film izlersen sevdaya dair duyguların kabarır.
Zihin de filmler gibi kuantum alanda geçici sahnelerden süzülür çünkü düşünceler görünmez..
Sen onları izleyen sessiz alan olmalısın.
Peki neden?
Çünkü düşüncelerin duyguların senin değil.
Onlar gelip geçen bir deryanın dalgalarıdır.
Sen ise o deryanın üzerinden geçen, yer yer nehirde deryaya süzülen bir farkındalık gemisisin.
Kah kabaran dalgalarla kah çarşaf gibi pürüzsüz sularda süzülürsün...
Sen bir kuantum alandan geçiyorsun sadece.
Gökyüzünden geçen hava gibi.
Her dalga yükselir ve iner.
Sen değişmeden kalırsın.
Advaita Vedanta’nın sakşi dediği, Zen’in “zihnin ötesindeki zihin” diye fısıldadığı, modern farkındalığın tanık bilinci olarak andığı o sakin mekân…
İşte oradasın.
Bu sakin mekânda kalarak düşünceler deryasında boğulmadan geçersin.
Vipassana’nın öğrettiği gibi düşünceleri izle.
Yapışma.
Etiketleme.
Sadece seyret.
Her düşünceyi etiketlemeden bırak, sen sadece seyret ve geç.
Bu metakognitif uyanışta bir sır saklı: Düşüncelerin peşinden koşmayı bıraktığın an, sırlar senin peşinden gelmeye başlar.
Ve o an, hem özgürleşirsin hem de hayatın en tatlı gizemini keşfedersin; sen hiç değişmedin.
Sadece hatırladın.
Gökyüzü gibi açık ve geniş olarak deryanın üzerinden süzülürsün.
Gökyüzü olmak ne kadar kolaymış, değil mi?🌙
😘
tasavvufta duygulara yer yoktur.
çünkü olan olmuş, biten bitmiş,
yaşanan yaşanmıştır.
olan seyr’edilmek üzere vardır.
sonraki bilinç seviyesinde
seyr’eden ‘ben’ değilim idrakı gelişir.
en sonunda keşf’ettiren sadece rabb’in
tezahür yansımalarının uyanışı ortaya çıkar.
bu ortam varoluşsal bir hiçlik açığa çıkartır.
gören, işiten o olduğu için benlik iddiası
nefsin zannıdır.
duygusal reaksiyon yerini duyarlı olmak
beşeri değil insani bir haldir anlayışına vardırır.
en güzele emanet olun,
güçlü metin
İnsanların durumlarını incelediğimde şunu gördüm;
Asil insanlar güçlendikçe, daha da mütevazi oluyor. Aşağılık insanlar güçlendikçe daha kibirli oluyor.'
İnsanlar huzuru hep bir kaçışta arar.
"Şu işi bıraksam, şu şehirden gitsem, bir dağ başına çekilsem, o zaman huzur bulurum" der.
Ama tasavvufun en derin sözlerinden biri tam da bunu çürütür: Halvet der encümen.
Yani "kalabalığın içinde yalnızlık."
Halkın içinde, ama Hak ile olmak.
Çarşının ortasında, ama iç dünyanda dingin kalabilmek.
Dağa çıkıp huzur bulmak kolaydır çünkü orada seni bozacak hiçbir şey yoktur.
Kimse sana bağırmaz, kimse seni sınamaz, hayat seni zorlamaz.
Ama o huzur, senin gücün değildir ortamın sessizliğidir.
Dağdan indiğin, çarşıya, kalabalığa, hayatın gürültüsüne döndüğün an, o huzur dağılır.
Çünkü onu sen taşımıyordun dağ taşıyordu.
Asıl mertebe ise.
Gürültünün, kalabalığın, stresin tam ortasında, içindeki o sessizliği koruyabilmek.
İşte o zaman huzur senindir çünkü onu bir yere borçlu değilsin, kendi içinde kuruyorsun.
Dağdaki huzur ödünçtür çarşıdaki huzur mülktür.
Bu yüzden derler ki.
Dağa çıkan kaçandır. Çarşıda huzurlu olan varmıştır.
Kaçmak kolaydır.
Herkesten, her şeyden, hayatın yükünden uzaklaşıp bir köşeye çekilirsin ve orada sahte bir dinginlik yaşarsın.
Ama o dinginlik bir sınav vermedi.
Gerçek huzur, hayattan kaçarak değil hayatın tam içinde, sınanarak kurulur.
Şöyle düşün.
Bir mürit, dağda yıllarca inziva yapıp "erdim" sanır.
Sonra şeyhi onu şehre, çarşıya, insanların arasına gönderir.
Ve orada, ilk hakaret, ilk haksızlık, ilk sıkıntı karşısında o "erdiği" huzur bir anda dağılır.
Çünkü onunki gerçek değildi sadece dokunulmamıştı.
Asıl derviş, dağda değil, çarşıda belli olur.
Bu yüzden gerçek olgunluk, hayattan kaçmak değil hayatın içinde, ama ona esir olmadan yaşayabilmektir.
İşe gidersin ama ruhun satılmaz.
Kalabalığın içindesindir ama kaybolmazsın.
Gürültünün ortasındasındır ama içinde bir sessizlik taşırsın.
Bedenin çarşıdadır, ama kalbin halvettedir.
Sen huzuru bir yerde arama bir dağda, bir tatilde, bir kaçışta.
Gittiğin her yere kendini de götürürsün..
İçeride huzur yoksa, dünyanın en sakin dağında bile huzursuz olursun.
Ama içeride huzuru kurduysan, en kalabalık çarşının ortasında bile dingin kalırsın.
Kaçma.
Kal ve kalabalığın içinde yalnız olmayı öğren.
Asıl marifet, dağın sessizliğinde huzur bulmak değil hayatın gürültüsünde onu kaybetmemektir.
ÇÜNKÜ HUZUR, DÜNYANIN SUSMASI DEĞİLDİR DÜNYA BAĞIRIRKEN İÇİNDEKİ MERKEZİN YERİNDEN OYNAMAMASIDIR.
Sözler bir yere kadar...
Bakışlar bir yere kadar...
Sevgiler bir yere kadar...
Ötelere gitmek,
yalnız oluyor be dostum...
Ötelere gidebilenlere SELAM olsun!
Gidip de tekrar dönebilenlere de,
SELAM üstüne SELAM olsun!!!
Prof. Dr. Hüseyin Uysal
Bir dostunuz, partneriniz veya aile üyeniz, siz tam derin bir farkındalık eşiğindeyken aniden saçma bir kriz çıkarır, dikkatinizi dağıtır, sizi suçluluk duygusuna çeker ya da o ana kadar göstermediği tuhaf bir donuklukla sizi aşağıya çeker. O an karşınızdaki kişi bir birey olarak değil, matrix merkezi programı tarafından geçici olarak ele geçirilmiş bir enerjetik parazit iletkeni gibi davranır.
Amaçları; ruhun uyanış ivmesini kesmek,sizi gündelik dramaların içine geri çekmektir.
Bu yapıları fark etmenin en belirgin işareti onların tartışma veya çatışma anlarında sergilediği tutumdur: Gerçek bir içgörü, sahici bir pişmanlık veya derin bir empati üretemezler; yalnızca toplumdan, ezberlenmiş kalıplardan ödünç aldıkları cümleleri papağan gibi yinelerler. Onların yanında geçirdiğiniz birkaç saatin ardından zihninizin adeta uyuşur.
Bu yapılar enerjetik olarak tetiklenmenle, öfkelenmenle, suçluluk hissetmenle veya krizlere verdiğin reaksiyonlarla beslenir. Sizi kışkırttıklarında ya da anlamsız bir dramanın içine çekmeye çalıştıklarında tepki vermeyin. Ne savunmaya geçin ne de saldırın
Düz, mekanik, duygudan arınmış ve sıradan yanıtlar verin, nötr olun.
Beslenecek duygusal bir frekans bulamadıklarında, sistem sizi verimsiz bir kaynak olarak kodlar ve üzerindeki baskıyı çeker…
Estağfirullah;
Yetersizliğimi sınırlılığımı itiraf ediyor
Ve Senden yeni açılımlar niyâz ediyorum.
O yeni açılımlar, Rızıktır.
Rabbim rızkımı artır de! "Esma hazinenden bağışta bulunarak yeni açılımlar ihsan et!" Yeni açılımların anahtarı istiğfar, Sonucu o rızkı tatmaktır.
AHMED HULÛSİ