Rojin Kabaiş’in iki farklı erkeğe ait DNA örneklerinin Rojin’in bedeninin neresinden alındığına dair bilgiye adli tıp raporunda yer verilmemiş. Sadece DNA var demişler öylece kalmış.
Bu bilgi Van Barosu’nun suç duyurusunda bulunmasıyla ortaya çıkıyor.
DNA göğüs ve vajinal bölgedeymiş. Yani cinsel saldırıya uğramış bu kız!
Hani intihar etmişti? Hani kesindi!
Böylesine kritik öneme sahip bilgi nasıl dosyada yer almaz?
Aradan 9 ay geçti. Bu DNA’lar birçok kişiyle karşılaştırılabilirdi!
Türkiye’de bir DNA bankası yok! Şimdi bu DNA’lardan nasıl iz bulunacak?
Babasının gözyaşlarına yazık değil mi? Haykırışına günah değil mi?
Dosyaya gizlilik ve kısıt konuluyor, ailesi dahil kimseye haber verilmiyor, üstüne en önemli delil gözden kaçırılıyor. Ben bunu masum bir hata olarak asla görmüyorum.
Eyüp'ü öldüren düzenin yasalarının değişmesi için talimat verilmez, şarkıcılar onun için meydanlara çıkmaz, TV yorumcuları onun ne güzel çocuk olduğunu anlatmaz. Eyüp'ün ölümünün üzerine gitmek ajandalarına uymaz, kitlenin empati kasları ise yoksul bir çırak için çalışmaz.
filistin uğruna kaçırılma şerefinin şortlu greta’ya nasip olmasından rahatsız olan islamcı erkekler hemen bir tekne ayarlayıp kendileri de yola çıkabilirler. belki hayatlarında bir kez olsun birine çamur atmak dışında bir işe yaramış olurlar.
Nigel Hayes: “Ve son olarak, büyük önder ve büyük lider Atatürk’ün dediği gibi ‘Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim’. Zafer bir inanç işidir, inanmayanların zaferi yoktur. Fenerbahçeeeeeeeee!”
İnanılmaz. İnanılmaz.
Bu ülkede “fakir çocuk” annesi çöp toplamaya gidince yanarak öldü, “ayrıcalıklı çocuk” yangın tedbirsiz otelde öldü, “Türk çocuk” önünüze katıp çatışmaya götürdüğünüz için öldü, “Kürt çocuk” zırhlı araç çarptığı için öldü, “işçi çocuk” okulu bırakıp fabrikada kolunu kaptırıp öldü, “Suriyeli mülteci çocuk” kaçak çalıştığı yerde asansöre sıkışıp öldü, “üniversiteli çocuk” sokakta dövdürdüğünüz için öldü, “tarikata verdiğiniz çocuk” üstüne kapı kitlendiği için yanarak, dayanamayıp intihar ederek öldü, “mezun çocuk” iş bulamadığından öldü, “aşiret çocuğu” koca köy organize olup öldürdüğü için öldü, “mendil satan çocuk” tecavüz edilip öldü, “yeni doğmuş çocuk” hastane çetelerinin elinde, “kaykay yapan çocuk”, “harçlığını çıkarmak için çalışan çocuk” sokak güvenliği olmadığı için, “sitede oturan çocuk” kolonu kesilmiş bina yüzünden “sporcu çocuk” inşaatı denetlenmemiş otel yüzünden öldü. Siz hangi çocuğu koruyup kollayabiliyorsunuz da ne yüzle çocuk istiyorsunuz?
Yurt dışı çıkış yasağı şartıyla serbest bırakılmayı da normalleştirdik gibi hissediyorum. Anayasal özgürlüğünü kullanan birinin seyahat özgürlüğünün engellenmesini normalleştirmemeliyiz.
Ali ile biz yaşıtız ve Ali'nin katledelişinin üstünden tam 12 yıl geçmiş. Ben 31 yaşıma geldim ama Ali hala 19 yaşında. Bu çocuğu bugün 31 yaşında değil de 19 yaşında kalmasını sağlayan herkesin acısı çoluğundan çocuğundan çıksın.
İşlediği suçun en üst sınırından ceza alsa, infaz yönetmeliğine göre şu an dışarıda olması gereken bir genel başkan, hakkında iddianame dahi hazırlamadan 72. gündür hapiste tutuluyor.
-Bu rezillik ve kendi derdi yetmezmiş gibi bir de aynı ceza evinde işkenceye tabi tutulan gençleri savunmaya çalışıyor.
Bu insanlara çektirilen eziyetleri unutur ve unutturursam kanım kurusun.
CMK Görevlendirmesi Hakkında
Ocas sistemi kapanması sebebi ile Baromuza yapılan CMK zorunlu müdafi talepleri neticesinde, talepte bulunan mahkemelere keyfi şekilde gözaltında tutulan meslektaşlarımız görevlendirilmiştir.
Meslektaşlarımız serbest bırakıldıklarında zorunlu müdafilik görevlerini yerine getirmek üzere talepte bulunan mahkemelerde avukatlık yapacaklardır.
Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.
Hakim ve personel, dilekçe almamak için adliyeden kaçınca, meslektaşlar itiraz dilekçesini hakimliğin kapısına yapıştırmışlar. Tek adam rejiminde yargının geldiği nokta bu. Tarihe not düşmek için paylaşıyorum. 23.03.2025 İzmir Adliyesi.
İki gün içinde, pek çok Anayasa'ya aykırılık ile karşılaştık. Bir bakışta beş tanesi şöyle:
1-) Sosyal medyada bant genişliğini daraltma şeklindeki müdahalenin nitelikli bir kanuni dayanağı yok. Bu durum, yurttaşların ifade özgürlüğünü ihlal eder.
2-) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının Ekrem İmamoğlu'nu "suç örgütü lideri" olarak tanımlayan peşin hüküm biçimindeki basın duyurusu, masumiyet karinesine bir müdahaledir. Bu ihlal iddiasını ileri sürebilecek etkili bir hukuk yolu yok. Bu eksiklik, adil yargılanma hakkı özelinde etkili başvuru hakkını ihlal eder.
3-) Gizli yürütülen soruşturmada olağan gazetecilik faaliyetleriyle elde edilmesi güç veriler bir "şiddetli basın kampanyası" (adverse press campaign) yaratacak biçimde kullanılıyor. Bu durum, koşulların ağırlığına göre masumiyet karinesini ihlal eder.
4-) Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğüne, şiddete karışan veya karışmayan kişiler arasında ayrım yapılmaksızın zamandan ve mekândan azade biçimde kategorik yasaklamalar getiriliyor. Bu ölçüsüz durum toplanma özgürlüğünü ihlal eder.
5-) Gözaltı tedbirinin sona ermesinden sonra AYM, 141 yolunun tüketilmesini bekliyor fakat (gözaltı özelinde) tutmanın hukukiliği açısından İHAM aynı görüşte değil. Bu bağlamda da bir ihlal olasılığı mevcut.
Elbette ki vatandaşlar bu yaşanan darbe girişimine karşı ses çıkartmalı. Fakat bazı gerçeklerin farkında olmak gerekiyor. Şu an bu tivitleri okuyan milyonlarca insan işe gidiyor, gitmek zorundalar. Bu insanlar kendilerini temsil etmeleri için milletvekilleri seçtiler, bu vekillerin dokunulmazlığı var ve tek işleri vatandaşları temsil etmek, demokrasiyi savunmak. Siyasi partiler milyarlarca lira hazine yardımı alıyor, milyarlarca liralık bütçeler yönetiyorlar. Tek işleri ve görevleri bu. Bu yaşananlara karşı mücadeleyi örgütlemek, strateji oluşturmak, en önde mücadeleye katılmak bu siyasi partilerin işidir. Bu partiler ve milletvekillerinin yapması gerekenleri vatandaştan beklersek hüsrana uğrarız, bu açık gerçeği inkar etmenin manası yoktur.
pamukova hızlandırılmış tren katliamı, kütahya tren faciası, çorlu tren faciası, aladağ yurt yangını, reyhanlı, suruç, on ekim, soma, ermenek, amasra, iliç maden faciaları, van depremi, sel felaketleri, mecidiyeköy işçi katliamı, 6 şubat depremleri, bolu. 0 istifa. yazıyla sıfır.
Ümit Özdağ hakkında alt sınırı 1 yıl olan ve ileride ceza verilse bile ertelenecek bir suçtan ötürü tutuklama kararı verildi. Korkunç ötesi bir durum bu.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu uzun zamandır sadece karşıt görüşleri susturmak için kullanılan bir sopa haline geldi.
Sokakta fikrini beyan eden sıradan vatandaşı, sanatçısı, gazetecisi ve son olarak bir siyasi partinin lideri...
Gülşen’i bu suçtan tutukladılar, hatırlayın. Haberiniz oldu mu bilmiyorum, çok yakın zamanda gazeteci Fatih Altaylı’ya bu suçtan indirimsiz 2 yıl 3 ay ceza verdiler. Hüküm kesinleşirse eğer hapse girecek çok yakında.
Ve son olarak bir siyasi partinin liderini, Ümit Özdağ’ı gözümüzün önünde tutukladılar.
Vatandaşlar bu habere iyi baksın. Ne kadar güvende olduğumuzun resmidir bu haber. Yazık bu ülkeye, çok yazık.
Kerimcan Durmaz, öğrendiğim kadarıyla 7258 Sayılı Kanun’un 5/ç bendi uyarınca tutuklanmış. Yani reklam yapmak suretiyle yasa dışı bahis suçuna teşvik ettiği iddia ediliyor.
Suçun oluşup oluşmadığını bir kenara bırakalım. Bu suçun cezasının alt sınırı 1 yıl. Yani ceza alsa dahi kuvvetle muhtemel hükmün açıklanması geri bırakılacak.
Kerimcan Durmaz ile aynı suçtan yargılanan Kafalar isimli grubun üyeleri, hiç tutuklanmamış, 10 ay hapis cezası almış ve cezaları ertelenmişti.
Aynı şekilde benzer suçtan yakın zamanda gözaltına alınan Serdar Ortaç ve Mehmet Ali Erbil de tutuklanmamış, haklarında verilen konutu terk etmemek suretiyle (ev hapsi) adli kontrol kararı dahi kaldırılmıştı.
Bunları şunun için yazıyorum. Kerimcan Durmaz bu şartlarda neden tutuklandı sorusu ile ideoloji ve yaşam biçimi tutuklama tedbiri için bir ölçü müdür sorusunun cevabı aynı kapıya çıkıyor. Acı olan da bu.