@cecilyx0 Soğuk bir Aralık günüydü. St. Petersburg'dan Moskova'ya giden bir trene binmiştim. Trende, Katarina diye bir orospu gördüm. Cicileri gözümü alıyordu.
Olayı hala özgüven sanıyorlar amk
Olay kızın giyimi değil, fiziği ve güzelliği ama
Benim bu fizikte ve güzellikte kız arkadaşım da oldu, hayatımın en berbat ilişki dönemlerinden biriydi. Çok iyi görünen biriyle ilişkinizin olması, bunun harika veya katlanılabilir bir ilişki olduğu anlamına gelmiyor.
Birader enerjimiz yok. Bugün bir aga sitede "orta ve alt ekonomik güce sahip ailenin evladı olan yeni mezun erkek çocuğunun sosyal statüsü sokak köpeğinden farksızdır" yazmıştı. Ben kendimin ve ailemin ekonomik ve duygusal sorunlarıyla mı ilgileneyim, ülkenin sorunlarıyla mı boğuşayım, üstüne bir de asla memnun olmayan, sürekli talep altında olduğu için seçme imkanı bol olan insanın bitmek bilmez isteklerine, sürekli rekabet ortamının sinir stresine mi katlanayım? Ne uğruna? Tatlı yüz uğruna mı?
Bu kıza dm atan günlük 100 kişi vardır. Her gün 100 kişiyle rekabet etmek, ne uğruna? Bu fizik uğruna mı? Ben sana bir şey söyleyeyim, değmez ihtiyar.
Enerjimi harcayacak daha iyi şeylerim var; müzik gibi, okumak gibi, sevdiğim içerikleri (oyun olsun, film, dizi olsun) tüketmek gibi.
Benim enerjim yok ihtiyar. Size iyi şanslar.
Bu tarz school shooter’lara hak ettikleri ceza Antik Roma’da uygulanıyordu aslında. Roma’da belli büyük suçları işleyen kişilerin cezaları sadece ölüm değil, direkt tarihten silinmekti.
“Damnatio memoriae” ismindeki bu cezada suçlu kişinin ismi yazıtlardan silinir, heykelleri varsa yıkılır, resmi kayıtlardan çıkarılır ve onun hakkında konuşmak yasaklanırdı. Kısacası o kişi sanki hiç yaşamamış gibi olurdu.
Okul baskıncıları tüm o manifestolarıyla asıl dertlerinin fark edilmek, ilgi çekmek ve “tarihe kazınmak” olduğunu defalarca söylüyorlar. Evet şu anki sosyal medya çağında bir kişiyi kolektif hafızadan tamamen silmek imkansız. Ama bu kişileri bu kadar konuşmamız, haklarında belgeseller çekmemiz, kafa patlatmamız ve analiz etmemiz ne kadar iyi bilmiyorum. İstedikleri ilgiyi vermiş oluyoruz ve onlardaki “ben öldükten sonra herkes hakkımda konuşacak” motivasyonunu bir nevi beslemiş oluyoruz.
Fakat bir taraftan da, kötüyü tam olarak anlayamazsak onu nasıl engelleyeceğiz ki? Kabul edin, garip bir ikilem.
Howard Marksın blogundan:
"Son zamanlarda çok ilgi gören bir haber, 2003 ile 2013 yılları arasında hangi tür yatırımcıların en iyi getiriyi elde ettiğini belirlemek için yapılan Fidelity hesaplarının dahili bir performans incelemesiyle ilgiliydi.
Müşteri hesabı denetimi, en iyi yatırımcıların ya ölü ya da aktif olmayanlar olduğunu ortaya çıkardı; yani iş değiştiren ve eski emeklilik hesabını (401k) 'unutup' mevcut seçenekleri olduğu gibi bırakanlar veya ölen ve mülk işlemleri halledilirken varlıkları dondurulanlar."
Kalabalıklar. Ellerinde sopa, taş, bıçak var - yani silah. Olası bir darbede ölmesi işten değil. Mevcut kanun ve uygulamalar bu esnafa "öl" diyor.
Bir Türk vatandaşının böyle bir anda ruhsatlı silahıyla saldırganları geçmişlerine kavuşturup, karakolda basit bir ifade verdikten sonra evine döndüğü, çocuklarına portakal soyarken toplumu birkaç haşereden kurtarmanın gururuyla keyiflendiği bir ülke hayal ediyorum. Hatta ikamet ettiği ilçenin mülki amiri küçük bir taltifte bulunabilir.
Fakat mevcut Türkiye'de bu esnafın dükkanına musallat olurlar ve iş yapamaz hale getirebilirler. Çünkü işinde gücünde, kurallara saygılı vatandaşa "kork", kekolara "istediğini yap" diyen bir düzen var.
O yüzden katillerin posterlerini açıp gulu gulu diye bağırabiliyorlar.
Basit yazayım belki anlarsınız.
Saddam da katilin tekiydi. Onlarca insanın kanı elinde.Amerika oraya "demokrasi" getirdi, sokaklarda beyinsiz Iraklılar göbek atıyordu. Durumları ortada. Saddam'ın on katı kadar Iraklı öldü. Bugün aynısı İran'da yaşanıyor.
İran rejimi babamızın oğlu değil, berbat bir rejim. Keşke halkın kendisi yıkabilse. Aksini iddia etmiyoruz. Ama alternatifi olan Pehleviler daha özgür, daha müreffeh bir ülke mirası bırakmadılar. Bugün onlardan medet umuluyor.
Azıcık politika takip edenler "kadınlar zorla başörtü giyiyor", "barlar yasaklanmış" tadındaki paketlerle Avrupalılara ve sizin gibi liberal demokrasiye gönül vermiş insanlara satılan müdahalelerin petrol ve silah ticaretiyle ilgili olduğunu anlıyor. İran iki hafta önce petrolü Trump'ın eline bıraksa, kendine sunulan teklifi kabul etse kadınlar kazığa mı oturtuluyor, barlarda siyanür mü satılıyor kimsenin umrunda olmazdı. Bu beyinsiz argümanlara inananlara elimde satılık köprü var.
32.000 muhalif öldürdü diye haber geçiyor BBC. Gazze iki sene bombalandı 100.000 kişi öldü, sizce sokak protestolarında 30.000 insan öldürülebilir mi iki haftada? Bu kadar saf olmayın. Saddam'ın da kimyasal silahları bilmemneleri vardı hatırlarsanız. Sonra "ya biz onu uydurduk savaşa ikna etmek için" diye pişkin pişkin ilan ettiler.