Bir vatan her zaman ordularla kaybedilmez. Önce idari sınırlar değiştirilir; sonra mülkiyet, eğitim dili ve siyasi temsil. En sonunda yeni nesillere Türklerin orada hiç yaşamadığı anlatılır. Güney Türkistan bugün haritalarda yoktur; ancak şehirleri ve halkı hala yerindedir.
Güney Türkistan’a Ne Oldu?
https://t.co/6xt4qcgF27
🚩72 adet F-35'e sahip AVUSTRALYA ALIS (ODIN) güncellemesini ve ABD güncellemeyi kesince neler olabileceğini anlatıyor.
TÜRKİYE İÇİN NET RİSKLER:
1⃣ Görev uçuşunda Kullanıcı Adı-Şifre
SONUÇ: Yunanistan ve İsrail'e karşı kullanamayız.
2⃣ KILL-SWITCH:
Uçuş planını bilerek yanlış girdin, Konya'da tatbikat atışı yapacağım dedin, kalkış iznini aldın, Akdeniz'de havada yakıt ikmali yapıp Güney-Doğu istikamette bir yere yaklaştın. Uydularla anlık tespit edildin, Konya tatbikat alanında değilsin ve istikametin uygun bulunmadı diye telsiz ve ekran mesajı aldı. Önce Radar off yapıldı, sonra keşif yapacağım dedin, Helmet off yapıldı, ama sen geri dönmedin, illa hedef üzerinden geçeceğim dedin (makinalı top dahi çalışmayacak). Engine off-Nose Down.
Geçmiş olsun. Motor arızadan düştü denilecek ABD ve Üretici Firma tarafından.
3⃣ ABD ile Siyasi bir kriz yaşadın.
Zaten F-35 kaldırman mümkün değil. Tüm uçuşların kullanıcı adı-şifreye bağlı. Üstüne üstlük güncellemen durduruldu. F-35ler siyasi kriz çözülene ve güncelleme için 1 çuval $ ödeyene kadar HANGARLARINDA kalacak.
Biz teknik riskleri söyleyelim.
Herkes bilsin.
Göktengrim,
ulu sensin, yüce sensin.
Tuttuğumuz ili esirge,
yurdumuza kut sun.
Göktengrim,
bize Umay Anamızı,
düşmana Erlik Hanımızı sal,
budunumuzu sakın.
Göktengrim,
göğün tini sen, usu sen, gövdesi sen.
Bizi göğüne al,
tininde, usunda, gövdende konuk eyle!
@binatli_ yazdı: Ankara Zirvesi Türkiye için stratejik bir pazarlık zeminidir. NATO, duygusal bağlarla bağlanılacak ideal bir düzen değil; milli çıkarlar doğrultusunda yönetilmesi gereken bir kurumsal mecburiyettir. Konu ittifaka inanmak ya da reddetmek değil, onu içeriden dengeleyebilme becerisidir.
Bir Stratejik Mecburiyet Olarak NATO: Ankara Zirvesi Arifesinde Türkiye’nin Güvenlik İkilemi
https://t.co/fLR42VNsTr
Karargâhın dışında kalan bir Türkiye, Batı güvenlik mimarisinin karar süreçlerinden dışlanır; fakat o mimarinin üreteceği baskılara maruz kalmaya devam eder.
7-8 Temmuz Ankara NATO Zirvesi bir vitrin değil, stratejik pazarlık zeminidir.
Çift taraflı bu güvenlik denklemini yönetmenin yolu masayı devirmek değil, masadaki kurumsal gücümüzü tahkim etmektir.
NATO Zirvesi arifesinde yazdım:
🔗 https://t.co/beK72XtYeG
Kolombiya seçmeni, terör örgütleriyle müzakereyi öngören "Topyekun Barış" doktrinini sandıkta reddederek tasfiye etti. Latin Amerika'nın yükselen yeni nesil sağ yönetimlerinin etno-narko-terör örgütleriyle mücadelede uyguladığı tavizsiz yöntem, Türkiye için doğru bir örnek teşkil etmektedir.
Barış Süreçlerinin Anatomisi: Kolombiya, El Salvador ve Türkiye
https://t.co/7kZK9pI8zy
Ankara kulislerinde kemikleşen "devlet aklı" söylemi, iktidar ve muhalefet kliklerinin koltuk kavgasını ambalajlayan ortak bir paravandan ibarettir. Türkiye'nin ihtiyacı gizemli sözde "derin refleksler" değil; hukukun üstünlüğü, şeffaf siyaset ve 1923'ün kurucu rasyonel aklıdır.
"Beka" Ambalajlı Siyasetsizlik: "Devlet Aklı" Tiyatrosu
https://t.co/WfxTBR5I6X
Devleti hamasetle değil kapasiteyle, aidiyeti dogmayla değil akıl ve liyakatle ölçen Cumhuriyet damarının bugünkü adıdır: Seküler milliyetçilik. Bir tepki değil, sistemleşmiş bir perspektif; Türkiye'nin sıkışmış kentli orta sınıfının yeni siyasal dili.
Türkiye'de Seküler Milliyetçilik: Kavramsal, Sosyolojik ve Stratejik Bir Analiz
https://t.co/D2AGuv3aLl
Türkiye İçin Düşünceler’de yayımlanan yazımda seküler milliyetçiliği; devlet kapasitesi, liyakat, kurumsallık, teknolojik-ekonomik egemenlik ve kentli orta sınıfın dönüşümü bağlamında ele aldım.
https://t.co/DpmAGepwVn
İlginize sunarım.
Türk milletini ve onun ihtiyacını karşılamayan hiçbir düşünce, kurum ve kişi Türkiye’de varlık gösteremez. İktidarın yolu Türklerin yanında olmaktan geçer.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Milletimize, demokrasimize, hukukumuza kıyıyorlar. CHP’nin ve CHP’lilerin siyasi istikbaline dair içimde bir his yok. İki asırda inşa edilenin parça parça edilmesini izlemek gerçekten insanın içini kan ağlatıyor.
19 Mayıs, Türk Milleti’nin esareti reddedip kendi kaderine sahip çıktığı gündür.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Türk Milleti'nin hürriyeti için mücadele etmiş tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun. 🇹🇷
Vatanın rengi olmaz. Maviside bizim karasıda. Biz vatanın dağına, ağacına, nehirine, balığına, kumuna iman ettik. Her bir tozunu, her damla suyunu en kutsal emanet bilip gönlümüze nakşettik. Tanrı bizim olanı bizen isteyenleri korusun. Nitekim o gün geldiğinde acıma olmayacak.
Nowadays, attacks against Türkiye’s Mavi Vatan doctrine on political and legal platforms are intensifying, driven primarily by Greek and Israeli circles.
The real problem in the Eastern Mediterranean is not Türkiye’s defense of its maritime rights. The real problem is the attempt to imprison a continental state with the longest coastline in the Eastern Mediterranean within narrow coastal waters through maximalist maps and politically manipulated interpretations of international law promoted by Greece and the Greek Cypriot administration, with direct support from the EU, the United States, and Israel.
They want Türkiye to capitulate to the so-called Seville Map.
The so-called Seville Map is not international law. It is a politically motivated academic fantasy designed to trap Türkiye behind a handful of small islands.
No serious maritime strategist or legal expert can credibly explain how tiny islands located just miles off the Turkish mainland could generate massive maritime zones capable of imprisoning an entire coastline extending more than 1,000 miles.
Geography, equity, and maritime reality simply do not support such absurdity.
Even the EU itself never officially adopted the Seville Map as legally binding because its maximalist claims contradict both equity and common sense.
At the same time, those lecturing Türkiye about “international law” conveniently remain silent on the militarization of the Eastern Aegean islands in violation of international treaties; attempts to usurp the sovereign rights of the Turkish Cypriots and the transformation of the Eastern Mediterranean into a geopolitical frontline through anti-Türkiye alliances and blocs.
Türkiye is not “claiming the Mediterranean.” Türkiye is defending the Mavi Vatan against encirclement strategies designed to cut Anatolia off from the sea.
History has repeatedly shown what happens to nations that lose maritime access, energy security, and strategic depth.
Maps drawn for political fantasies cannot change geography.
Nor can propaganda erase Türkiye’s continental shelf realities, sovereign rights, and legitimate security interests.
Türkiye cannot and will not accept the maritime version of the Treaty of Sèvres imposed in the 1920s.
For Türkiye, this is not a matter of preference but of geopolitical survival in a zero-sum strategic environment.
Ömrümüz Türk dünyası için çalışmakla geçti; Allah nasip etti Ruşan Abbas'tan, Abdülcemil Kırımoğlu'na kadar birçok isimle tanıştık, ellerini öptük, videolar çektik. Doğu Türkistan'daki kamp mağdurlarıyla, Ukrayna'daki Kırım Taburu komutanıyla röportajlar yaptık. Kerkük'te, Tebriz'de dostlarımız var, elimizden ne geliyorsa yaptık, onlar için bir çöp kaldırabiliyorsak kaldırdık, haber yapabiliyorsak yaptık.
Ama Allah kahretsin ki sözde Kürdistan bayrağıyla poz veren, AKP'ye yanlayan, oradan oraya çıkarı neredeyse ona kapılanan Serkan'ın dedikleri hiç aklımıza gelmedi ya. Biz nasıl düşünemedik bunları?
Hayatımızda Türk milliyetçiliğinden şaşmadığımız için olabilir belki, sonuçta Serkan oradan oraya gitti herkesi gördü, herkesi tattı. Bizden daha iyi biliyordur. Biz Türk milliyetçiliği dışında ne biliriz ki?
3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliğinde bir mücadele ve iradenin ortaya konduğu gündür.
Hüseyin Nihal Atsız’ın yazılarıyla başlayan süreçte, Ankara’da görülen dava etrafında toplanan Türkçü gençler, inandıkları fikri savunmak için sokağa çıkmış ve bu duruş devlet müdahalesiyle karşılaşmıştır. Yaşananlar, Türk milliyetçiliği tarihinde bir kırılma noktası olmuştur.
Ardından başlayan Irkçılık–Turancılık Davası’nda Nihal Atsız, Alparslan Türkeş ve Reha Oğuz Türkkan gibi isimler yargılanmıştır. Bu süreç, Türk milliyetçiliğinin bedel ödenerek savunulan bir fikir olduğunu açık biçimde göstermiştir.
Bu bedel, yalnızca geçmişte kalmış değildir. 19 Mart’ta bir eliyle bozkurt işareti yapan, diğer eliyle Türk bayrağını taşıyan gençlerde; Milliyetçi Gazeteciler Davası’nda tutuklanan ve yargılanan arkadaşlarımızda aynı irade yaşamaya devam etmektedir.
3 Mayıs bu yönüyle bir hatırlama günüdür. Bir fikrin yalnızca savunulmadığı, aynı zamanda bedelinin ödendiği bir tarihtir.
3 Mayıs Türkçülük Günü’nü kutluyor, o gün ortaya konan iradeyi saygıyla anıyorum.
3 Mayıs 1944’te harekete geçip zulme karşı dimdik duran, işkencelere rağmen eğilmeyen, tabutluklarda bile Türk’ün kaderini omuzlayanlara selam olsun.
Hüseyin Nihal Atsız başta olmak üzere, o gün yargılanan ve geri adım atmayanlar; Türkçülüğün hiçbir baskıdan korkmadan, bedel ödenerek yaşanan bir dava olduğunu gösterdi. Türkçülük, o gün salonlardan çıkıp meydanlara indi.
Bugün de bize düşen; bu mirası kuru bir söz olarak değil, bir hayat tarzı olarak taşımaktır. Türk milletinin birliği ve yükselişi için yılmadan çalışacak, o iradeyi diri tutacağız.
3 Mayıs ruhu ebediyen yaşasın!
3 Mayıs Türkçüler Günü kutlu olsun!