Deniz Göktaş'ın "Cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla tutuklanmasının ardından, Erdoğan'ın "diktatörlük" konuşması yeniden gündem oldu:
"Ben diktatör olacağım, birisi kalkacak bana 'diktatör' diyecek, onun vay haline!
Diktatörlüğün mizacında bu tür şeylere tahammül yoktur. Anında götürürler."
Fatoş Pınar Türker
Boğaziçi mezunu, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü, iki çocuk annesi, başarılı bir kadın.
Tıpkı diğer bürokratlar ve siyasiler gibi, iftiracıların beyanlarıyla 23 Mart’ta tutuklandı. Delil yok, ispat yok, iddianame yok.
Sadece bir hedef var: Ekrem İmamoğlu
#FatoşPınarTürkerYalnızDeğildir
Kamuoyuna ve yetkililere ;
11 yaşında bir kız çocuğu, “Babam beni istismar etti, kimse bana inanmadı. Abla, yardım et” diyerek bana ulaştı. Mesajını defalarca okudum. Önce şüpheyle yaklaştım; gerçek mi, biri dalga mı geçiyor diye düşündüm. Ancak konuşmamız ilerledikçe olayın vahameti ortaya çıktı.
Kendisine “Beni nereden buldun, bana yazmak nereden aklına geldi?” diye sorduğumda, “Annem seni takip ediyordu” dedi ve annesinin kim olduğunu açıkladı. O an hatırladım: Aylar önce annesiyle konuşmuştum. Annesi bana, “Ölüm tehdidi alıyorum. Devlet memuruyum. Karşı taraf polis. Beni korumak için şehir şehir gezdiriyorlar, ama o polis olduğu için bizi her şekilde buluyor” demişti.
Annesinin anlattıkları o gün içimi burkmuştu; fakat 11 yaşındaki bu küçük yavrunun yardım çağrısı çok daha derin bir acı bıraktı.
Bu çocuğun ve annesinin anlattıkları birer iddia değil, derhal araştırılması gereken hayati bir ihbar niteliğindedir. Çocuğun güvenliği sağlanmalı, fail olduğu öne sürülen kişi hakkında etkili adımlar atılmalı, anne ve kızının yaşam hakkı korunmalıdır.
Bu yavrunun böylesi korkunç bir travmayı yaşamasına göz yumulmamalı. Gereken her şey ivedilikle yapılmalıdır.
@tcailesosyal@TC_icisleri@EmniyetGM@AliYerlikaya@tc_cimer@barolar@MahinurOzdemir@ASHB_COCUK
Beraber yargılandığım üç arkadaşım
Abdullah Esin
@AbdullahEsin
Nur Betül Aras
@kucukprensiye
Ömer Faruk Mangaltepe
@dahakatr
Ortada herhangi bir kaçma şüphesi veya delil karartma ihtimali olmadığı halde attıkları tivitlerden ötürü 9 Eylül'de tutuklandılar.
Bu arkadaşlarımızı paylaşalım, takip edelim ve unutmayalım.
Vicdanı olan herkesin bu paylaşıma destek vermesini talep ediyorum. Fotoğraftaki yazar Nur Betül Aras. Dün yani #9Eylül günü tutuklanarak Silivri cezaevine gönderildi. Kızı okula yeni başlamıştı. Minik kızı bu hafta okula annesiz gidiyor. Kızının yüreği çok buruk. Soruyoruz: Nur Betül Aras tutuklanınca başımız göğe mi erdi? Ekonomi mi düzeldi? Hep beraber söyleyelim: Nur Betül Aras derhal tahliye edilmeli!
Bugün 2017 referandumuna ilişkin ikinci davayı açtığımı değerli kamuoyuyla paylaşıyorum.
CHP Kurultaylarına karşı Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılan davalarla, YSK kararlarına karşı yeni bir kanun yolu benimsendiğine şahit olduğumuzdan, bir süredir hazırlığını yaptığım başvurumla mühürsüz oyların geçerli sayıldığı kirli referandumu Ankara 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde yargıya taşıdım.
Asıl usulsüzlük, 86 milyonun kaderini değiştiren ve toplumun vicdanında hiçbir zaman kabul görmeyen o referandumda yapılmıştır ve bu mesele yalnızca hukukun değil, milli iradenin ve milli onurun meselesidir.
Milli iradeye sahip çıkmayı görev bilmekle birlikte, iktidarın düşman ceza hukuku uygulamalarının yanı sıra düşman usul hukuku uygulamalarına karşı tarihe not düşmeyi de, muhalefet mensubu olarak anlamlı buluyorum.
PERVASIZCA, KANUNSUZCA GAZETECİ DARBEDİLİRKEN, GAZETECİYİ POLİSTEN KİM KORUYACAK?
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda görevimizi yapmaya çalışırken, hepimizin üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bizlere vermiş olduğu “basın kartları” bulunurken itildik, sövüldük sonunda da dövüldük.
Muhabir arkadaşım Enes Geyik, İstanbul İl Emniyet Müdürü yardımcısının gözü önünde, onun ve oradaki herkesin güvenliğini sağlamakla görevli o kamu görevlisinin önünde saldırıya uğradı. Fiziki müdahale ve kötü muameleye maruz kaldı.
Bizler kurum farkı gözetmeksizin, bu ülkede halkın haber alma özgürlüğü için çalışan, 25’li 30’lu yaşlarda gencecik gazetecileriz. Biz polise güvenemeyeceksek kime güveneceğiz?
Duruşmanın yapılacağı Silivri’deki mahkeme salonuna geldim. Ancak İstanbul Barosuna tahsis edilen odaya bile giriş yapamıyoruz. Bu durum bile Adil Yargılanma Hakkının nasıl zedelendiğini gözler önüne seriyor.
Sansürcübaşı Fahrettin Altun, gerçek, doğru, belgeli haberimizi yok edemeyecek. Oğlunun servetinin kaynağını açıklamak yerine habere erişim engeli getirtenler unutulmayacak. Onlar yayınında haberimizi izleyebilirsiniz. 👇
AN İTİBARIYLA GÖZALTINA ALINIYORUM.
Dostlarıma geçmiş olsun, sevmeyenlerimin gözü aydın. :)
Bir süredir bunu bekliyordum, bu sebeple tweetim de hazırdı. Bir tuşa basmak kaldı geriye.
Ha geldi ha gelecek hissini de tecrübe ettik bu süreçte. Sayısını artık benim de unuttuğum ilaçlarımın sebebi de elbette şu 6 aylık periyottu fakat ilgi budalası durumuna düşmemek için son aylarda dile getirmemeyi, kendimce bir mücadele örgütlemeyi ya da en azından bunun için uğraşmayı tercih ettim.
Bir emniyet müdürü çocuğu, savaş gazisi torunu ve soyadını Kurtuluş Savaşı'ndan alan bir Türk genci olarak itham edildiğim/edileceğim/edilmemin mümkün olduğu konuları düşününce tatlı bir tebessüm beliriyor yüzümde. :))
Unutmadan; sonsuz bir inancım, mücadele azmim, umudum var.
Bana dışarıda ihtiyaç olduğunu ve daha faydalı olacağımı biliyordum fakat kaderden kaçılmıyor. 1 gün dahi olsa Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel'in yol arkadaşı olmuş olmanın haklı gururuyla gireceğim içeriye.
Beni unutmayın demeyeceğim, unutulacağım elbette. Çünkü hayatın kuralı bu. Bununla birlikte geçmiş günlerde yazdıklarımı arada sırada okuyun, bundan sonraki tweetlerimi ve yorumlarımı da eleştirmeyi unutmayın.
Hem bu sefer size dan dun cevap veren bir kardeşiniz de olmayacak. :))))
Hakkınızı helal edin. Ben bu ülkede demokrasi mücadelesi adına elini taşın altına koyan herkese varsa hakkımı helal ediyorum. Allah'a emanet olun.
Son olarak:
ÇÖZÜLECEKLERİNİ UNUTMAYIN. DİRENMEYE DEVAM!
EKREM İMAMOĞLU ve ÖZGÜR ÖZEL'E SAHİP ÇIKIN, KURTULUŞUMUZ ORADA.
HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK.
Duydunuz mu?
Duymayan kalmasın.
Hemen yayın emi 😉
Fahrettin Altun’un oğlu Mustafa Bilge Altun’un, 3 yıl içerisinde 500 kat büyüyerek 210 milyon TL sermayeye ulaşan şirketi hakkında yapılan haberlere erişim engeli getirildi.
Mahmut Tanal:
"Benim varlık nedenim Atatürk Cumhuriyeti, ben bir çobanın oğluyum.
Atatürk Cumhuriyeti olmamış olsaydı, çoban Mustafa'nın oğlu Mahmut Tanal burada ne avukat olurdu, ne milletvekili olurdu.
Atatürk Cumhuriyet'ini savunuyoruz burada, bu bizim namus borcumuz."
Bugün de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin resmi plakalı aracını polis engelledi.
Kayyumun özel arabasına izin var ama TBMM plakalı araca izin yok!
“Bu darbedir” diyorum.
“Demagoji yapma” diyor.
TBMM’yi durdurup kayyumu geçiriyorsan; bu sivil görünümlü bir darbedir.
Devlet, kendi meclisini tanımıyorsa; hukuk, artık bir vitrin süsüdür.