Her insan hatırlanmak, ihtiyaç duyulmak, başka hayatların akışında küçük de olsa bir iz bırakmak ister. Bizi hayata bağlayan şeylerden biri, yokluğumuzun bir yerde hissedileceğini bilmektir.
izlerken en sevdiğim cümle şu olmuştu;
“Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için, daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin.”
‘Kaçtığım bütün savaşların yaralarını taşıyorum’ der Pessoa. Yeri geldiğinde söylenmemiş bir söz, çıkılmamış bir yol, ifade edilmemiş bir sevgi içimizde sızlayıp durur.
Bir terapist olarak eş seçerken en çok dikkat edilmesi gereken şeyin, onun yaşam tarzının sizinle ne kadar uyumlu olduğudur. Birine yoğun duygular besleyebilirsiniz ama aynı paydada buluşmadığınız biriyle gün sonunda Mutlu da olamazsınız. Fikirleri, alışkanlıkları, kendine gösterdiği özeni, maddiyatı, iletişimi…Yani sadece bir kişi seçmiyorsunuz. Bir yaşam biçimi seçiyorsunuz. O yaşam biçiminin size denk olması ilişkiyi de kolaylaştırır.
Kaygılı kişilerin hayatında bir sorun olduğunda o sorunu merkezine alır ve geriye kalan hiçbir şeyle ilgilenmezler. Oysa bazı sorunlar hemen ortadan kalkmaz bir süre onunla yaşamamız gerekir. Elinizden geleni yaptıktan sonra beklemeyi bilmek, hayatın rutinlerine devam edebilmek de bir olgunluktur.
Bir şey anlatıyorsunuz. Muhatabınız daha sözünüz bitmeden, 'benim de...' diye başlıyor. Buna 'hikaye çalmak' deniyor. Odağı hemen kendine çevirenler sizi aslında dinlemiyor ve anlaşılmamış hissettiriyor.
Dinlemek bir sanattır.
Eğer biriyle evlenecekseniz kesinlikle öz şefkati yüksek biriyle evlenin. Çünkü kendine şefkat göstermeyi bilen biri size de gösterir, yeri geldiğinde sizi destekleyip yatıştırmayı bilir. Ama aynı şekilde kendisiyle ilişkisi kötü olan biri bunu zamanla size de yansıtır.
Sevdiğimiz biri bizi kırdığında aslında iki şey birden kaybederiz: Onu kaybederiz, üstüne bir de onun gözünde gördüğümüz kendimizi. Bazı hayal kırıklıklarının bir ayrılıktan uzun sürmesi bundandır.