Türkiye’de gerek düzen siyasetinin içerisinde ama iktidarın dışında bulunan aktörler gerekse kendisini düzen dışı olarak tanımlayan bazı çevreler, TİP’in yarattığı toplumsal karşılıktan ciddi biçimde rahatsızlık duyuyor. TKP’nin son açıklaması da bu rahatsızlığın bir dışavurumu aslında.
Açıklamada sosyalist hareketin nasıl büyütüleceğine, emekçi sınıflarla bağların nasıl güçlendirileceğine, örgütlü mücadelenin nasıl ilerletileceğine dair tek bir somut öneri yok. Aksine solda ortaya çıkan her imkanın karşısına dikilmeyi siyaset sanan bir tutum var.
Üstelik bunu “bağımsızlık” ve “ilkelilik” adına yapıyorlar. Bağımsızlık adına toplumsal karşılığı olan her girişime mesafe almak, ilkesellik adına yalnızca başkalarının eksiklerini saymak, siyaseten üretken bir hat olamaz. Olsa olsa kendi etkisizliğinin gerekçelendirilmesi olur.
Türkiye solu yıllardır güç kaybederken, milyonlarca insan siyasetten uzaklaşırken ve örgütsüzleşirken, ortaya çıkan her yeni olanağı kuşkuyla karşılayıp her başarısızlıktan kendisine haklılık payı çıkarmaya çalışan yaklaşımın bu tabloya katkısı sorgulanmalıdır.
TKP’nin bu açıklaması her zamanki gibi sosyalist hareketi büyütme iradesinden çok kendisine rakip olarak gördüğü tüm sol camianın tökezlemesini fırsata çevirme hevesi taşıyor. Dayanışma yok, ortak mücadele çağrısı yok, geleceğe dair bir ufuk yok. Sadece bir köşede bekleyip “biz demiştik” deme arzusu var.
Sol, birbirinin açığını kollayanlarla değil risk alanlarla, mücadele edenlerle ve toplumsal karşılık üretmeye çalışanlarla büyür.
Erkan Baş’ı eleştiren Kürt milliyetçilerinin çoğu Hüda-Par çizgisindeki feodal ve ümmetçi yapıdır.
Kürt milliyetçiliği, özellikle bazı siyasal çevrelerde, Türk milliyetçiliğinden dahi daha dışlayıcı ve otoriter olarak algılanabilen bir tutum sergileyebilmektedir. Bu ırkçı kafa yapısı ve etnik kimliği siyasetin merkezine yerleştiren yaklaşım, DEM'in içindeki sosyalistleri de rahatsız ediyor. Çünkü sosyalist siyaset, teorik olarak etnik aidiyetlerden ziyade sınıfsal ve toplumsal eşitliği esas alır.
DEM sadece Kürtçü siyaset üzerinden politika yaparsa, kimlik temelli siyaseti merkeze alan bir çizgiye sıkışır ve bu noktada MHP'den farkı olmadığı yönündeki eleştirilerin muhatabı olabilir. Zira farklı ideolojik referanslara sahip olsalar da, etnik kimliği siyasal mobilizasyonun temel unsuru haline getiren hareketler benzer sosyolojik sonuçlar üretebilmektedir.
Bu bağlamda, Erkan Baş'ı ırkçılıkla suçlamak da Ümit Özdağ'ı sosyalist sanmak kadar gereksiz ve saçma bir polemiktir. Çünkü her iki iddia da söz konusu aktörlerin ideolojik konumlarını ve siyasi pratiklerini doğru okumaktan uzak, kavramsal karışıklığa dayanan değerlendirmeler olarak görünmektedir.
@firatfstk@ecsa3431 Akp li belediyelerle alakalı demedim ki,göstermelik bayramlar ve sözde, işçileri düşünüyormuş gibi yapılan sözde işçi seviciliğini güzel anlatmış demek istemiştim.