Duyguların tamamen dışlandığı bu düzende sevgi,merhamet ya da acı gibi insani değerler birer hata olarak görülüyor.Bu yüzden duyguların açığa çıktığı her an, bireyin sistem tarafından yok edilmesiyle sonuçlanıyor.Bu infazlar bir ceza değil,tiyatral bir gösteri haline getiriliyor.
Alphaville / 1965
Klasik distopya anlatılarının aksine bilimkurguyu teknolojik gösteriş üzerinden değil de daha çok öyküsel ve düşünsel bir dil aracılığıyla kuruyor. Godard, filmde mekanik bir gelecek tasvir etmek yerine, insanlığın özüne dair bir sorgulamayı merkeze alıyor.
+iki kişinin giderek birbirine karışması, bireyselliklerini yitirmesi ve biz olma halinin beni silmesi. Bu bağlılık daha çok güven duygusundan gelse de konfor alanının dağılma korkusuyla bütünleşmeyi ve birleşmeyi farklı bir perspektiften sunuyor.
Together / 2025
Body-horror türündeki bu film, ilişkilerde zamanla ortaya çıkan bağımlılık duygusunu oldukça çarpıcı bir metaforla ele alıyor. Fiziksel birleşme ve sınırların kaybolması, aslında duygusal düzeyde yaşanan bir sürecin dışavurumu gibi+
Çok sevdiğim/değer verdiğim birinin önerisiyle izlemiştim, şimdi tekrardan baktığımda üç hikayenin kesişme anı ve sürdürülme biçimiyle alakalı şu repliği hatırlıyorum: “Tanrıyı güldürmek istiyorsan, ona planlarından bahset.”
Amores Perros, üç farklı hikayeyi bir trafik kazasında kesiştirerek izleyiciyi sert ve gerçekçi bir anlatının içine çekiyor. Mexico City’nin kaotik yapısını arka planına alırken; aşk, ihanet, kayıp ve hayatta kalma içgüdüsü gibi temaları rahatsız edici bir biçimde anlatıyor.
Muhteşem giden bir şeyin bozguna uğramasıyla yaşanan duygu durumunu çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Ama zamn geçiyor ve yaralar iyileşiyor. Hiçbir son o muhteşem karşılaşma olmadan tamamlanmış olmuyor.
The Way We Were / 1973
Sex and the City’nin 2.sezon 18.bölümündeki göndermesiyle hemen açıp izlemiştim. Carrie Big’e filmden alıntı yapıp “Your girl is lovely Hubbell” diyordu ve Big onu anlamadığını söylediğinde, zaten hiçbir zaman anlamadın deyip o ikonik yürüyüşüyle gidiyordu.
Duvara Karşı / 2004
Umut içinde umutsuzluk ya da umutsuzluk içinde bir umudu barındırıyor bu film.
“Yaşamayan tek bir kişi varsa burada o da benim. Ne yapıyorsam ayakta kalmak için yapıyorum. Her şeyi seninle görmeyi, seninle keşfetmeyi o kadar isterdim ki.”
Düşünce biçimleri ve hatıralar çok ilginç işliyor, birden aklıma Chungking Express geldi ve oturup yeniden izledim. Bana bu kez vedalaşamamanın ağırlığını hissettirdi.
“If memories could be canned, would they also have expiry dates? If so, I hope they last for centuries.”