İçine sinmiyor, değil mi?
Etrafındaki her şey anlamını yitiriyor.
Aynı dünya.
Aynı yüzler.
Aynı ortam.
Aynı hikâyenin içinde,
siyah beyaz bir film gibi
nedensiz, amaçsız
dönüp duruyorsun.
Varoluş amacını,
hatta ismini bile unutmuş gibisin.
Yalınayak, beş parasız, kimsesiz…
Bilinmedik bir ülkede
kaybolmuş gibi.
Olmak istediğin kişi olduğunda
eline geçecek şeyin
para mı,
mutluluk mu,
güven mi,
cesaret mi,
tamamlanmak mı
olduğunu bile bilmiyorsun artık.
Hepsi birden olsa bile
içinde
derin bir endişe,
adı konmamış bir boşluk
ve durmadan kanayan bir yer var.
“Olsa ne olacak ki?” diyorsun.
Çünkü orada
mutsuz,
hayal dünyası yerle bir olmuş
bir çocuk var.
Üstelik yeni bir korku başladı.
Eskiden kimlik, güç, otorite, etiket kaygısı vardı.
Şimdi…
varoluş sancıları.
“Ne olacak bana?” diyorsun.
Bakışlar içine sinmiyor.
Bazen bir
“merhaba, nasılsın?”
cümlesini bile için almıyor.
Yok saymak istiyorsun.
Görmezden gelmek.
Bazen
yeni bir umutla,
küçük bir heyecanla
“hadi ben de bir merhaba diyeyim” desen,
hikâye üçüncü cümlede bitiyor.
Çünkü biliyorsun:
Bu sen değilsin.
Layık olduğun hayat da bu değil.
Ama seçtin.
Ve şimdi içindesin.
Bir beden değil,
özden ibarettin.
Ama artık özün değilsin.
Var edenin huzurunda
verdiğin sözün
hiç değilsin.
İçinde bir yerde
“özüne dön” diye bağıran
o sesi duyuyor
ve kısıyorsun.
Kulaklarını kapatsan
gözüne sokuyorlar.
Gözlerini kapatsan
rüyana giriyor.
Hepsini kapatsan
kalbin sızlıyor.
Ve biliyorsun:
Elest bezminden beri
ince ince,
ipekten bir nakış gibi
örülmüş bir hikâyenin
içinden geçiyorsun.
Gülmek istiyorsun,
eski heyecanın yok.
Ağlamak istiyorsun,
neye ağlayacağını bile bilmiyorsun.
“Kuyruğu dik tutayım” derken
taş kesiliyor bedenin
ve yorgun düşüyorsun.
Her şeyi anlayıp
her şeyi fark edip
ruhundan kaçmaya devam etmenin;
İçini yavaş yavaş zehirleyen,
günden güne bedenini
boş bir cesede çeviren
o boşvermişliğe teslim olmanın;
Kendini uyuşturmak için
dinlediğin şarkıların,
boş heveslerin,
kuru avuntuların;
Ve bütün korkularını
sana miras bırakan
o düşmanı
kendi merkezine koymanın…
Yaşamadan ölmek olduğunu
göremiyorsun.
Uyanmanı dilemekten
başka bir şey gelmiyor elimden.
Üzgünüm.
~ akaşa ~
"verdiği hasarın bile farkında olmayan, bir kere ben bu hatayı nasıl yaptım diye üzülmeyen, kaybetmek korkusuyla eli ayağına dolanmayan insana neyi anlatacaksın."