kitabım çıktı arkadaşlar
editörüm @Workisnotover 'e bu güzel kapak için teşekkür ederim. bu süreçte bana çok yardımcı olduğu için ayrıca teşekkür ederim 🌸💕
SORMAYIN ŞEKERLER 🍬
Barış Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi kitabı son 50 yılda Türkçe yazılmış en güçlü kitaplardan biridir bence.
Ve bence bu güç Türklüğün sağladığı imtiyaz durumunun sadece elitlere has olmadığı, bu imtiyazın toplumun tamamına yayıldığı dolayısıyla toplumun tamamına bir sorumluluk yüklüyor olmasından kaynaklıydı.
Oysa Kıymetli Barış Hoca aşağıdaki röportajda bu tanımı yanlışlayıp bir özeleştiri yapıyor.
Oysa kitabının can alıcı tespitini boşa çıkarıyor bence…
Çünkü
İmtiyazı yalnızca ekonomik ve sınıfsal güçle ilişkilendirmek imtiyaz durumunu ısklayan bir işleve sebebiyet veriyor.
Oysa imtiyaz sadece zenginlik değildir.
İmtiyaz her zaman kişinin sahip olduğu para miktarıyla ölçülemez.
Bir Türk işçi ile Kürt işçi aynı fabrikada aynı ücretle çalışabilir.
İkisi de patron karşısında aynı ekonomik sömürüye maruz kalabilir.
İkisinin de çocuğu aynı yoksul mahallede büyüyebilir.
Fakat bu onların toplum içerisindeki bütün konumlarının aynı olduğu anlamına gelmez.
Türk işçinin kendi dilini kamusal alanda kullanırken bununla ilgili bir açıklama yapmak zorunda olmaması, çocuğunun ana dilinin “seçmeli” ya da “sorunlu” bir dil olarak görülmemesi, milli kimliğinin sürekli olarak sorgulanmaması, kendi coğrafyasının kültürel özelliklerini “öteki” olarak yaşamaması ve devletle ilişkisinde kimliğinin başlı başına bir problem haline gelmemesi birer toplumsal avantajdır.
Bunların hiçbiri onu zengin yapmaz.
Ama bunların hiçbiri avantaj olmadığı anlamına da gelmez.
Bir insan aynı anda hem ezilen hem de başka bir hiyerarşide avantajlı olabilir.
Bu problem tam da Barış Hoca’nın verdiği Beyazlık ile Siyahlık örneğinde ortaya çıkıyor.
Amerikalı beyaz ile siyah vatandaş aynı fabrikada çalışabilirler. Aynı işi yapıp aynı maaşı da alabilirler.
Ama fabrikanın dışında Beyazın hayatı ile Siyahı hayatı aynı olmuyor. Hiyerarşi tam da fabrikanın dışında başlıyor.
Bence sorun şudur;
İmtiyazın karşıtı zenginlik mi ?
Yoksa dezavantaj mı?
Bence tartışmanın düğümlendiği nokta burasıdır.
“İmtiyazlı” kelimesinin karşısına “yoksul” kelimesini koyduğumuz anda kavramı yanlış yere yerleştirmiş oluruz.
İmtiyazın karşıtı yoksulluk değildir.
İmtiyazın karşıtı aynı toplumsal ilişkide dezavantajlı olmaktır.
Bir insan ekonomik olarak yoksul olabilir ama dil bakımından avantajlı olabilir.
Cinsiyet bakımından dezavantajlı olabilir ama etnik kimliği bakımından avantajlı olabilir.
Eğitim bakımından dezavantajlı olabilir ama yurttaşlık statüsü bakımından avantajlı olabilir.
Coğrafi olarak dezavantajlı olabilir ama kültürel olarak egemen kimliğin parçası olabilir.....
Ağzıma bir parça marul attım. Sıyrılıp Gelen çalmaya başladılar. Ağzımda marulla ağladım ilk defa.
Yaşamdan alacaklı gidecek olmamız çok fena kanıma dokunuyor.
aşkın soylu tek bir anı vardır. kabul edilmeyeceğini anladığın an ölmek üzere olan bir hayvan gibi gözlerden uzak, kuytu bir köşe bulur ve içinde yaşayan o şeyin ölmesini beklersin.
Münafık dedikleri şey patolojik narsizm miydi? Muhtemelen. Münafık riyakardır, inanmış gibi yapar ki menfaat alsın, ganimet versinler, kız versinler falan filan. Narsist nerde mış gibi yapar? İçindeki aşağılanmış ve korunmamış, sevilmemiş çocuk (yani orospuçocuğu) yokmuş da sadece onu koruyan badigard varmış gibidir. Horozlanmasının sebebi bu badigardı size hatırlatmak içindir. Narsist doğruları ancak dünyada kendisi kaldığında kendine itiraf edebilir. Hepimizin ölmesi gerekir onun özgürleşmesi için. Bu sebeple tüm canlılardan tiksinir. Canlı, şahittir. Canlı onun için sadece sadece şahittir. Bu şahitler, prens/prenses gece uyuduğunda aonun aleyhine fı fıs fıs fıs fıs konuşmaya başlarla sabaha kadar. Hiç susmazlar. Münafık inanmaz. Narsist inanmaz. İkisi de ifşa olmamak için mış gibi yapar.
Hevesini, kendi iradene göre uzat.
Eşin dostun iradesi ile kendini yükseltmek (upgrade) diye bir şey yok. Yardım almak başka, kendi versiyon atlama projeni başkasına delege etmek başka. Delegasyonla dış koşulların yükselse de kendi içinde alçalırsın. Eşle dostla da aran bozulur.
“bizden güçlüydüler ve aramızdaki ayrım burada başlıyordu
her gün yaşanan temaslardan memnun
anlara bağlı, düğümlere sadık
yoldan sapmanın prosedürüne hakimdiler
pek çok şeyle ilgilenebilirlerdi
neye sahip değillerdi: başkasının üzüntüsüne.”
#ZorbaŞifa